Ufuk’a saldırmanın dayanılmaz ahlâksızlığı!

Ufuk’a saldırmanın dayanılmaz ahlâksızlığı!

  • Ufuk’a saldırmanın dayanılmaz ahlâksızlığı!

Kendi yavrularını öldüren Sivas Kangallarının memleketine çevirdiler memleketi...
 
Malumunuz, doğada yavrusu doğduktan sonra onun ensesini ısırıp karnını bastırarak gücünü sınayan; güçlü olmayanlarının ölümüne, güçlü olanlarının daha da vahşi olmasına vesile olan hayvanlar var...
 
İki derin devlet de, el ele, aynısını buradaki genç azınlık siyasîleri üzerinde uyguluyor epeydir...
 
Bakıyorlar; kalibresi ne, direniş güçü – dayanıklılığı ne... ona göre değerini biçiyorlar.
 
Ve genç siyasîlerimizin bu konuda pek de “dayanıklı” olduğu söylenemez; çoğu her iki derin devlete de yaslanmak, şirin görünmek ve böylece “yükselmek” peşindeler.
 
Özellikle bazıları, mevcut yılışık, yoz, gerici politik anlayışı sürdürmek; benim “soydaş siyaseti” dediğim siyaseti toplum nezdinde kalıcı kılmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar...
 
Fakat buna rağmen, genç siyasîlerimiz içinde duruş sahibi olanlar da var.
 
Ufuk Mustafa bunlardan biri...
 
Genç bir avukat, en az üç dil konuşuyor ve ergenlik yıllarından beri siyasetin içinde. Nerede durduğunu, neyi savunduğunu biliyor; öyle “kapıyı açık buldum, girdim” diyerek siyasete girenlerden, “Benim için önce azınlık, parti/görüş önemli değil” gibi laf ebelikleriyle şaklabanlık yapanlardan değil.
 
Ufuk’un görüşlerini beğenirsiniz, beğenmezsiniz... Orası size kalmış. Ama görüşlerinin, duruşunun samimiliğine laf edemezsiniz.
 
 
Ufuk, son günlerde sosyal medyada linç edildi... Hem de her iki taraftan; hem Yunan milliyetçileri, hem Türk milliyetçileri ağızlarına geleni söylediler...
 
Sebebi; Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine karşı çıkması, Ayasofya’nın bir kültür mirası olduğunu ve tüm insanlığı/dinleri/kültürleri çatısı altına topladığını anımsatması...
 
Memleketteki 3 milletvekilinden, 3 belediye başkanından, eyalet meclis üyelerinden tutun da, ortada siyasetçi diye dolanan nice kişinin -TC ve Erdoğan korkusundan- ağzını bıçak açmazken konuştu Ufuk...
 
İyi de etti.
 
Azınlık insanı Atina’da başka, Ankara’da başka, Gümülcine’de/İskeçe’de başka konuşan siyasîlerden bıktı usandı. Bunun kırılması lazım. Siyasetçilerin siyasî konularda “salağa yatmak” yerine çıkıp fikirlerini açıkça söylemeleri lâzım.
 
Tabii, Ufuk fikrini söyleyince “ne İsa’ya, ne Musa’ya” misali kimseye yaranamadı ve linç girişimine tabi tutuldu.
 
Bunlar içinde, benim gördüğüm, en iğrenç olanı “Babasının kızı, babası da hain” yorumuydu.
 
“İki kıl keçisini güdemeyecek” kapasitedeki şarlatanların, MİT’ten aldığı güçle kendini Türklüğün ve Batı Trakya’nın kurtarıcısı sanan zırtapozların bu saldırısı karşısında Ufuk’la dayanışmak her demokrat insanın görevidir. Ben Ufuk’un yanındayım.
 
“Hain” yaftası asmak, eski karanlık yıllardan günümüze uzanan bir alçaklık biçimidir. Türkiye Derin Devleti’nin düşündüğü gibi düşünmeyen, MİT’in istediği gibi hareket etmeyen, “sürü”den (ki azınlığı sürü olarak görüyorlar!) ayrılan her insana asılacaksa bu yafta, o zaman hepimiz hainiz! Ne mutlu hainlere!
 
“Babasının kızı” meselesine gelince... Yukarıda da belirttiğim gibi, Ufuk bir avukat, en az üç dil konuşuyor ve en az 14 yıldır politize. Kendisine saldıranların hepsini tersten okutacak kalibrede olup, sırf Mustafa Mustafa’nın kızı olduğu için kendisini “çapsız bir kız çocuğu” gibi göstermek isteyenlerin alayını üst üste koyar. Ufuk’un kendi fikirleri, düşüncesi, duruşu var. Mustafa Mustafa’nın kızı olması onun bu kişiliğini-duruşunu zerre zedelemez!
 
 
Şimdi diyeceksiniz ki, “Amma da Ufuk güzellemesi yaptın!”
 
Hayır.
 
Ufuk’la beni -siyasî olarak- uçurum ayırıyor.
 
Ufuk’un hayalini kurduğu dünya ile benim hayalini kurduğum dünya birbirine yakın görünse bile, o dünyayı nasıl kuracağımız yönünde aramızda keskin çizgiler var. Ben -bir Leninist olarak- bu sistemin “taş üstünde taş kalmayacak şekilde” yıkılmasından yanayım; Ufuk, reformlarla, “bugün çatıyı aktaralım, bir ay sonra sıvayı yaparız” mantığıyla düzenin değişeceğini düşünüyor. Bu konuda birbirimize eleştiride de bulunabiliriz, siyasî olarak çatışabiliriz de.
 
Ama siyasî olarak. Edep ve ahlâk çerçevesinde. Politik argümanlarla. Öyle “Sen babanın kızısın”, “Sen dayının yeğenisin” gibi belaltı vuruşlarla değil.
 
İşte bu da benim ısrarla direttiğim yeni siyaset çerçevesinde olabilecek bir şey.
 
Bu memlekette kendi evlâtlarımızı öldürmeden, linç etmeden, onlara sahip çıkarak, yanlış yaptıklarında medenî bir dille uyararak siyaset yaptığımız sürece, toplumumuz kazanacak, azınlığımız kazanacak, hepimiz kazanacağız...
 
“Hain” edebiyatlarından ve belaltı vuruş siyasetlerinden bu azınlık çok çekti. Şimdi bu yoz siyaseti yıkıp, yerine yeni siyaseti koymak için kolları sıvamalı, nefretin ve kinin dilini kökünden koparıp sevginin dilini ve sevginin toplumunu kurmalıyız.
 
Buna da ilk adım olarak bu linç girişimi karşısında Ufuk’un yanında durarak başlayabiliriz!
 
 

Mustafa Çolakali


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Ufuk Mustafa, Mustafa Çolakali