Azınlıkta basın davalarından bir kesit: Sadık Ahmet ailesi Onsunoğlu’na karşı – 3

Azınlıkta basın davalarından bir kesit: Sadık Ahmet ailesi Onsunoğlu’na karşı – 3

  • Azınlıkta basın davalarından bir kesit: Sadık Ahmet ailesi Onsunoğlu’na karşı – 3

GÜNDEMİ YORUMLARKEN
 
Genç yoldaş Mustafa Çolakali benim gibi ve benden daha çok duygusal bir kişiliğe sahip ve mahkeme önünde zaman zaman balkondan konuşurmuş gibi (!) ifade verdi. Ben kendi açımdan üstüme gidildikçe “Pandora’nın kutusunu” daha bir aralayacağımı haber vermiştim. Mustafa da yıllardan beri yapageldiğimiz gibi aman o kutu kapalı kalsın diye bu kez pek özen göstermedi. Türkiye’yi ve Türklüğü koruyalım derken, sonunda ve aslında Türkiye’den ithal edilip te Azınlığa dayatılan faşizmi korumaktan başka bir şey yaptığımız yoktu. Biz bu faşizme artık karşı geliyorduk. Onu yenemezdik, ama ona boyun da eğmeyecektik. Birey olarak kişisel itibarımız için, Azınlık olarak toplumsal itibarımız için. Tabiî bedelini de ödeyecektik, ödüyorduk.
 
Mustafa, Onsunoğlu’nun Sadık Ahmet hakkında eleştiri ve suçlamalarını ilk kez yazmadığını, daha önce yeri geldikçe aynı şeyleri çeşitli yayın organlarında birkaç kez tekrar ettiğini, hatta bunu Sadık’ın sağlığında yapmaya başladığını, buna rağmen ne bir tepki ne bir tekzip aldığını, ne de dava edildiğini söyledi. “Sadık’ın ne rol oynadığını okuduklarımdan ve tanıklıklardan öğrendikten sonra ben de birkaç kez benzer sivri eleştiriler yayımladım. Onsunoğlu’nun yazdıklarının neredeyse aynısı, kimse beni ne yalanladı, ne de dava etti. Azınlıkta gazeteciler aleyhinde bu dava furyası, Türkiye’deki son darbe girişiminden sonra başladı.” diye devam etti. Bu sonuncusu bir nesnel saptama, ortada duruyor ve herkes görüyor, ama kimse de ilişkilendirmeye ve söylemeye cesaret edemiyor.
 
“Davalar Derin Devletin talimatıyla açılıyor”, bunu hüküm olarak ifade etmek için kanıt yok. Ama Azınlıktaki koşullarda yürekli ve tarafsız bir gazetecinin ilk sorması gereken soru ve ilk araştırması gereken konu da bu. Zira o zamandan beri, yani “darbe girişiminden” beri Türkiye’deki faşizm iyice sivrildi ve Türklerin yaşadığı dış ülkelere de açıkça ihraç edilmeye başladı. Gerçi biz BTT Azınlığı olarak o malı ucundan 12 Eylül’den itibaren ithal ediyorduk.
 
Bu arada Mustafa ifadesinde bana yüklediği bunca olumlu sıfatı kaldırabileceğim de kanıtlanmış oldu (!).
 
Davacıların avukatı, Mustafa’ya sorduğu sorularla Sadık’a yönelttiğim eleştiri ve suçlamaların başka bir şeyden değil de siyasî farklılık ve rekabetten kaynaklandığını göstermeye çalıştı. Zira benim üzerinde durduğum o “başka şey” müvekkiline yaramıyordu. Yani Sadık Ahmet’in, bu yakına kadar açıkça ifade etmekten çekinip te ima ettiğim, Türkiye’de yasadışı, karanlık, faşist ve cinaî bir oluşum olan Derin Devletin ücret karşılığında bir misyon yerine getiren ajanından başka bir şey olmadığı. Bu hükmü ancak son zamanda açıkça dile getirmeye başladım. Bunun politik rekabet mekabet ile alakası yoktu, burada “azınlıksal bir cinayet ve ihanet” söz konusuydu, ve yalnız o değil, bunları virgülüne kadar kanıtlayacağım. 
 
Sadık’la 1960’tan 1995’te ölümüne kadar “arkadaş” idik (tırnak içinde veya değil), şahsına karşı bende hiçbir zaman oluşmayan bir duygu varsa, o da rekabet duygusudur. Zaten genel olarak rekabet ve kıskançlık duygularını daha ilk gençlik yıllarımda bilinçlenme sürecinde içimde bastırıp etkisiz hale getirmişimdir… Oh, şimdi burada kendimi anlatacak değilim.
 
Sadık ile sorunum doğrudan kendisiyle değil, dolaylı. Benim o yazı dizisinde yürüttüğüm kavganın hedefinde Türk Derin Devleti var. Onun Azınlığa dayattığı şartlar, faşizm, faşist örgütlenme ve estirdiği terör var, Azınlığı kendi amaçlarında kullanmak için. Hissettirdiği işgal duygusu. Bugün Azınlığın en büyük sorunu, önümüzdeki en büyük engel, bizi yürütmeyen ayak bağı. Yaşadığımız değer anarşisinin, ahlak bunalımının, hafiyeciliğin, toplumsal yozlaşmanın, hortlayan irticanın, toplumdaki ayrışmanın, pısırıklığımızın başlıca MÜSEBBİBİ.
 
Sadık Ahmet, Derin Devletin (ve MİT’in) Azınlığa sızmak ve onu içeriden işgal etmek amacıyla bir binek ve Truva Atı olarak kullandığı başlıca kişidir. Kendisini her çeşit kullandırmaya karşı ona ödenen bedel, tabak üstünde sunulan mebusluk ve sözde Azınlık liderliği olmuştur. Talimatla hareket eden ücretli bir ajan ve kukla lider mi olabilirmiş? Gerçek “lider”, yüzüne Sadık  maskesini takmış Derin Devlettir. Derin Devletin Sadık konusundaki oyununu ve palavralarını göstermeye ve uyduruk olaylarla inşa ettiği temelsiz binayı yıkmaya çalışıyorum. Aslında bütün bu anlattıklarımı Azınlıkta bilmeyen yok.
 
Mustafa Çolakali’nin mahkeme önündeki ifadesine damga vuran, ailenin avukatının bir sorusuna yanıt verirken söylediği “ataka” oldu.


Avukat: -Onsunoğlu ile Sadık Ahmet arasında bir siyasî rekabet ve farklılık vardı, değil mi?


Mustafa: -Vardı tabiî. Onsunoğlu demokrattır. Sadık bir faşist idi.


Mahkeme salonunda alkış sesi ve gülüşmeler.  
 
13/10/2020
arkası yarın
 
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Basın Davaları, Sadık Ahmet, Levent Sadık Ahmet, İbram Onsunoğlu, Mustafa Çolakali