Azınlıkta basın davalarından bir kesit: Sadık Ahmet ailesi Onsunoğlu’na karşı – 2

Azınlıkta basın davalarından bir kesit: Sadık Ahmet ailesi Onsunoğlu’na karşı – 2

  • Azınlıkta basın davalarından bir kesit: Sadık Ahmet ailesi Onsunoğlu’na karşı – 2

GÜNDEMİ YORUMLARKEN
 
O gün ben duruşma salonundaydım. Üç davacıdan, ana, oğul ve kızdan kimse yoktu. Davacılar bir tek tanık yollamışlar, ikincisi yok, bulamamışlar besbelli. Davacıların tanığı, rahmetli eski dostum çalıştırılmayan öğretmen Küçük Doğancalı Sütçü İsmail ile Kırmahalleli Kara Mehmet’in kızı züccaciyeci Müzeyyen’in oğulları Barış. Barış’ı babasının kucağında küçük kızanlığından hatırlıyorum, şimdi muhasebeciymiş ve Levent Sadık Ahmet’le bir iş bağımlılığı varmış. Dava konusuyla hiç te ilgilenmemiş olduğu ortaya çıktı, meseleye vakıf değil, dünkü kızan, ne bilecek ne şahitlik yapacak. Levent onu Evren Dede aleyhindeki tazminat davasında da seferber etmiş, orada da esaslı bir şahitlik için değil, sanki âdet yerine gelsin diye.
 
Sadık Ahmet ailesinin azınlık gazetecileri aleyhinde açtığı davalarda tanık bulmaktaki bu zorluklar da acaba nereden kaynaklanıyor? Aile, Onsunoğlu’nu, “yalan, hakaret ve iftiralar ile” Azınlığın yegâne millî liderinin ve Azınlık için canını vermiş şehidinin ününe gölge düşürmek ve onun şerefini ve itibarını ayaklar altına almakla suçlarken mahkeme önünde niye yalnız bırakılıyor?
 
Sadık’a hakaret Derin Devlet ölçülerine göre Azınlığa hakaret, hatta onu yoktan var eden Türkiye’ye hakaret değil midir? Sadık’ın yaşamakta olan silah arkadaşları Ahmet Hacıosman, İbrahim Şerif, Ahmet Faikoğlu ve diğerleri neredeler? Onlar ki yalnız şahitliğe gelmemekle kalmıyor, Diyanet İşleri Başkanını taklit edercesine Azınlığımızın Atatürk’ünü yıllardan beri ağızlarına bile almıyorlar. Görmüyor muyuz sanki? Sonra, O’na zamanında bunca destek vermiş kalem erbabı, müftüler, milletvekilleri, belediye başkanları niye şahitlikten kaçıyorlar? Derin Devletin Azınlık içindeki kadrosu, Danışma Kurulu, hatta DEB’in kendisi nerede? Aileye tazminat taleplerinde niye destek olmuyorlar?
 
“Trakya’nın Sesi”nin Abdülhalim Dede’sinden 40 bin evro, “Azınlıkça”nın Evren’inden 80 bin evro ve “TİKEN”in Onsunoğlu’sundan 60 bin evro, yani toplam 180 bin evro, 2 milyon TL bile değil, aileye bu parayı çok mu görüyorsunuz? Aç ayı oynar mı? Bu bir azınlık davası değil midir? Hadi yerli ve millî tanık bulmaktaki zorluğu ve çekinceyi anlıyoruz, zira yerliler gerçekleri biliyor ve onlardan birileri kalkıp ta “Onsunoğlu az bile yazmış, zira Sadık Ahmet olayının altında daha çok çirkinlikler ve daha derin bir faşizm vardır” diyebilirlerdi. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını. Yerlilere güven olmaz.
 
Ama Türkiye’den tanık ithal etmek yoluna niye gidilmedi? Derin Devlet ve MİT %100 kendi eseri olan Sadık Ahmet’i ne çabuk unuttu? Bir ajanını gönderemez miydi? Türkiye’deki Dayanışma Derneklerimiz, tek liderimizi, tek kahramanımızı, tek şehidimizi savunmaya niye gelmedi? Almanya’da Federasyon başkanı Halit Habipoğlu hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi niye havaya bakıp ıslık çalıyor? Mustafa Destici Batı Trakya’yı geri alacağız diye pek atıp tutuyor ya, Sadık’ın şanının yerlerde sürüklenmesine nasıl müsaade etti de şahitlik yapmaya yanaşmadı? Devlet Bahçeli’nin kendisi niye gelmedi ve Sadık’a sahip çıkmadı? Sadık, Abdullah Çatlı’ya sahip çıkarken iyi mi idi! TBMM, İnsan Hakları Komisyonunu bu kez Gümülcine’ye niye yollamadı? Yeniden bir milletvekilinin “Bana gelen kesin bilgilere göre Sadık Ahmet MİT ajanıdır. 12 Eylül’de MİT’te gördüğüm işkencelerden sonra ben bir MİT ajanına destek olmayı kabul etmiyorum.” demesinden mi korktular?
 
Ve Halit Eren? Batı Trakya denilen tımarın asıl sahibi, hadi kendisi gelemiyor, oğullarından birini de yollayamaz mıydı?
 
Diyelim ki tüm bunlar mahkeme önünde ifade vermek ve olur olmaz soruların hedefi haline gelmek istemiyorlardı. Ama noter önünde ifadelerini yazılı olarak verip sonra mahkemeye sunamazlar mıydı?
 
Kısacası yegâne millî liderimiz Sadık Ahmet’in ününü savunmak konusunda her taraftan açıkça bir isteksizlik sergilendi. Daha da ileri gidersek, Azınlığın bir sabotaj, bir komplo ile karşı karşıya kaldığını söyleyebiliriz. Ancak bu komplonun Yunan derin devletinin mi yoksa Türk derin devletinin mi eseri olduğu anlaşılamadı. Bu işlerden anlayanlar, ikisinin geleneksel bir ortak çalışmasından söz ediyorlar.
 
Benim de mahkeme önünde sözlü ifade veren bir tek şahidim oldu, Mustafa Çolakali. Mahkeme diğer şahitlerime müsaade etmedi. Karşı taraf birden fazla şahit gösteremediği için, dengeleri korumak amacıyla benden de birden fazla şahit kabul etmediler. Bereket benim yazılı ifade veren iki şahidim daha vardı, Aydın Ömeroğlu ve Vemund Aarbake.               
 
2.10.2020
devamı yarın
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Basın Davaları, Sadık Ahmet, Levent Sadık Ahmet, İbram Onsunoğlu