ABDULLAH ÇATLI ve SADIK AHMET ilişkileri - 4

ABDULLAH ÇATLI ve SADIK AHMET ilişkileri - 4

  • ABDULLAH ÇATLI ve SADIK AHMET ilişkileri - 4

Gümülcine yetmedi, İskeçe’de de tek adam olmak istiyordu bizim Sadık. Bu hırsına engel teşkil eden Mehmet Emin Aga ve Ahmet Faikoğlu –Takım’ın önde gelen iki ismi– aleyhinde 5/3/1995 tarihinde TGRT televizyon kanalında Türkiye kamuoyu önünde “Yunan ajanı” diye haykırıyordu, ama isim vermeden (!), “νιάου νιάου στα κεραμίδια”. Ölümüne 5 ay kalmıştı. Elinde iddialarını doğrulayan belgeleri içeren dosyaları sallıyordu, mal bulmuş Mağribî gibi. Oysa o belgelerden biri 45 yıldan beri, diğeri 10 yıldan beri elden ele dolaşıyordu. Ve bu ikilinin Türkiye tarafından cezalandırılmasını talep ediyordu. Cezalandırılmadıkları için Türk Dışişlerini kınıyordu. Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: Demek ki şimdiye dek gösterdiği kişiler cezalanıyordu. Zaten bütün siyasî rakibi sayılacak kişilere Türkiye’ye giriş yasağı vardı. Ama bu ikisinin cezalandırılmasını ve hain ilan edilmesini sağlayamamıştı. Nasıl öfkelenmesin! Çünkü o bir LİDER idi. 
 
Aynı programda benzer suçlamaları yine adını vermediği başkonsolosa da yüklüyordu, Hakan Okçal’a, onun Gümülcine’den uzaklaşmasını isteyerek. Yalnız bunlar değil. Tam bir sayıklama ve haddini bilmeme krizi. Programın öbür katılımcıları, milletvekilleri ve gazeteciler, ağızları bir karış açık ve ne diyeceklerini bilemeden bizimkisini dinliyorlardı. Bazı devlet kurumlarının ve medyanın yere göğe sığdıramadığı kişi, divan-ı harbde müdde–i umumî edasıyla konuşan bu egopat mı imiş diye birbirlerine bakışıyorlardı.
 
Bu durumu onun manevî babalarından Tahsin Salihoğlu, o da hayal kırıklığı içinde, bana şöyle izah ediyordu: “Sadık baştan iyi gitti. Ama sonra, o büyük başarısını kendi çabasıyla ve kendi yeteneğiyle kazandığına inanmaya başladı ve orada ipin ucunu kaçırdı.” Ooh, ipin ucu baştan kaçıktı, sonradan kaçmadı. Ama o zaman öyle olması konulan hedefe  hizmet ediyordu.
 
O programda Sadık, Derin Devletin Türk kamuoyu önünde 8 yıldan beri onun hakkında özene bezene işlediği ve yutturduğu görüntüyü parçalıyor ve onun adına yapılmış bunca yatırımı iflas ettiriyordu. MİT’in içinde Sadık efsanesini yaratan “çekirdek” büyük hayal kırıklığı yaşamış olmalı. Bundan sonra neler kararlaştırdığını gelişmelerden çıkarıyoruz. Derin Devlet Dışişlerinin baskılarına boyun eğmek zorunda kaldı ve ilk önlem olarak şimdilik bir “terbiye operasyonu” düzenlenmesi için düğmeye bastı. Daha sonra Sadık’ı çorap ilmiği gibi sökecekler miydi, yoksa “μπαμ και κάτω” taktiğini mi uygulayacaklardı, durum değerlendirmesi yapıp ta karar verilecekti. Ne karar verildiği konusunda benim haberim olmadı. Dediğim gibi gelişmelerden sonuç çıkarıyorum.
 
Terbiyeci olarak –θηριοδαμαστής (!) demek daha uygun düşecek–  “Tokuç” Mustafa Hasanoğlu görevlendirilir, Celal Bayar’dan agamız, benim mahallelim de aynı zamanda.  Ondan daha uygunu bulunamazdı, vur dediklerinde öldürenlerden. Dinsizin hakkından imansız gelirmiş derler. Takım, aralarında Sadık, İstanbul’da bir hotelde sözde toplantıya çağrılır. Bu bir ilk PUSU’dur. Terbiye operasyonu böyle başladı. Nasıl geliştiğini daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Bir ayrıntıyı ayırıp üzerinde duruyoruz. Sadık orada uğradığı diğer hakaretler yanında ölümle de tehdit edilir: “Seni buradan 6ncı katın penceresinden aşağı atarım ve intihar etti derim.” Bu terbiye toplantısından sonra artık 3 aylık ömrü kalmıştır. Ama Sadık’ın ölümü böyle olmadı.
 
Dikkat ediniz, ne TGRT’deki program, ne de “terbiye toplantısı” güdümlü azınlık basınında kayda geçmiştir, sansür yemiş olup tarihte yok hükmündedir. Derin Devlet’in kaleme aldığı tarihte nice yaşanmış olaylar yok hükmünde ve yaşanmamış olaylar var hükmündedir. Onun için ısmarlama söz ve yazılara inanmayacaksınız. Türkiye’de Sadık Ahmet’le ilgili resmen ne yazılmışsa gerçek değildir, uyduruktur, uyduruk değilse şişirmedir, yarım gerçektir, yani yalandan daha kötü yalandır.. 
 
Abdullah Çatlı’nın “resmî” biyografisinde Sadık sayesinde bizim Azınlık sorunlarıyla ilgilenmeye başladığı (!) notunu okuyabilirsiniz. Şoförünün ifadesine göre, Çatlı, ekibiyle, yerinde inceleme yapmak üzere Batı Trakya’yı da ziyaret eder (!). Sahi, kaç kez? Burada o ekibi kim gezdirdi, ona kim rehberlik etti? Herhalde Konsolosluk memurları değil. Kankası Sadık’tan başkası olamaz. Siz, adam kaçırmak ve adam öldürmek, haraç almak, uyuşturucu kaçakçılığı gibi konularda uzmanlaşmış ve kırmızı bültenle aranan bir çetenin Azınlık sorununa bir katkısı olabileceğine inanıyor musunuz? Ve Çatlı’nın buraya o amaçla geldiğine? Çatlı buraya gelmişse, yasadışı faaliyetlerini genişletmek için buranın ne denli uygun olduğunu araştırmaktı amacı. Ve bizimkisi kandırılmıştı (!).
 
Çatlı ve Sadık, ikisinin de ömürleri yaver gitmemiştir, yoksa korkarım Derin Devlet gücüyle bu ikilinin yönettiği bir azınlık olacaktık. Şimdi lidersiz yönetiliyoruz, buna da şükür (!).
 
Bakın, Abdullah Çatlı’nın kızı Gökçen Çatlı, 2014 yılında kaleme aldığı babasını anlatan bir yazısında ne diyor, şimdi keşfettim: “Yunanistan’ın baskısıyla çile çeken Batı Trakya Türklerinin lideri Dr. Sadık Ahmet’in mücadelesinde dava dostluğu kuran ve Ülküdaşlarını bu mücadelede görevlendiren…” Yanlış anlamıyorsam, Derin Devlet’in talimatıyla, Çatlı, yalnız kendisi Sadık’a yardım etmekle kalmıyor, çete arkadaşlarını da görevlendiriyor. Yahu eli tabancalı bu adamlar bir süre buralarda kol gezmişler demek, azınlık sorunlarının çözümü için mücadele ederek (!!). Arkanda böyle birileri olduktan sonra korkar mısın?
 
Buradan bazı varsayımlarda bulunabiliriz ve ardından bir bilmece. Azınlığı Derin Devlet adına Sadık Ahmet eliyle Abdullah Çatlı’nın yönettiğini hayal edebiliyor musunuz? Şimdi bilmece: Çatlı’nın en iyi bildiği iş adam öldürmek olduğuna göre, Azınlıktan temizlenecek ilk 3 kişilik liste kimlerden oluşacaktı dersiniz?
 
Susurluk skandalı soruşturmasında Çatlı’nın şoförü Habip Aslantürk’ün verdiği ifade aynen şöyledir: “Sadık Ahmet ile Abdullah Çatlı yakın arkadaş idiler. Sadık her İstanbul’a gelişinde onu arabamla hava alanından alıp Bakırköy’deki Çatlı’nın evine götürürdüm.” O günlerin bir tek SABAH gazetesinde nasılsa sansürden kaçan, ama benim dikkatimden kaçmayan iki cümlelik küçücük bir haber. Bu ilişkiyle ilgili bilgilere erişim yasağı konulduğu (?) belli oluyor, arkası gelmedi, araştırılmadı. Bu ilişkinin konusu neydi? İkili neler yaptı? Neler yapmayı planlıyordu? Grupta daha başka kimler vardı? Bu sorulara yanıt aranmamıştır.
 
İkili arasındaki yakın arkadaşlık, Susurköy (Susurluk No 1) kazasında Sadık Ahmet hayatını kaybedinceye kadar devam etmiştir. Ve Abdullah Çatlı, yakalanma tehlikesini göze alarak Sadık Ahmet’in cenazesine katılmıştır. Bu bilgi, o gün GTGB bahçesinde kendisiyle aynı masada oturup kahve içen, sohbet eden ve onu 16 ay sonra vuku bulan Susurluk No 2 kazasının ardından yayımlanan fotoğraflarından tanıyan güvenilir “ülkücü” bir arkadaştandır.
 
24/7/1995 tarihinde Batı Trakya’da Sadık Ahmet’in ölümüyle sonuçlanan Susurluk No 1 (Susurköy) kazası, Derin Devlet-MİT’in talimatıyla Sadık’ı terbiye etmek üzere İstanbul’da bir hotelin 6ncı katında bir odada birçok Takım üyesinin de (Hasan Hatipoğlu, İsmail Rodoplu ve diğerlerinin) hazır bulunduğu bir toplantıda “Tokuç” Mustafa Hasanoğlu tarafından “Seni bu 6ncı kattan pencereden aşağı atarım ve intihar etti derim” diye tehdit edildiğinden 3 ay sonra vuku bulmuştur. Tehdide ağza alınmayacak küfürler ve ağır hakaretler refakat eder. Bu terbiye etme olayını orada hazır bulunan 3 değişik kişiden dinledim, en trajik ve kinik tarif İsmail Rodoplu’nunki idi. Anlatmıştım, tekrar etmeyeceğim.
 
Sizin de farkettiğiniz gibi, bu tehdit olayından sonra Sadık’ın ölümü, bir hotelin 6ncı katından atlayarak gerçekleşen bir “intiharın” sonucu asla olamazdı. Onun yerine, Susurköy’deki araba kazası, Şamil Tayyar’ın ima ettiğine göre, araba kazalarıyla suikast düzenlemede uzlaşmış olan MİT’in eseri olabileceği görüşü de beni hemfikir bulmamaktadır. Bana göre tesadüfî bir kaza söz konusudur. Ancak birçok çevreler “şaibeli trafik kazası” deyip durmaktadır, ima ettikleri suikastı MİT’in düzenlediğine dair hiçbir kanıt göstermeden. Yarın yeni kanıtlar ortaya çıkarsa belki ben de ikna olurum.
 
Benim tarafımdan araştırmaya katılacak iki kanıt vardır. 1. Derin Devlet sergilediği davranışlarıyla 24.7.1995 tarihli kazaya hazırlıklıymış ve bekliyormuş izlenimini vermiştir. 2. Kaza koşullarını burada yerinde inceleyen MİT heyeti, “kazada suikast yoktur” hükmünü vermekte herkesi şaşırtacak şekilde acele etmiştir. Böylece gerçekte kendini aklamak istiyor izlenimini vermiştir.
 
Sahi, MİT ajanlarının katlettiği kişiler şehit oluyor mu?
 
Ölümünden sonra Derin Devlet tarafından Sadık Ahmet’in Türkiye’de hemen kahraman ilan edilip Abdullah Çatlı’nın ise böyle bir şerefle ödüllendirilmemesi, hatta çete reisi ve katil olarak nitelendirilmesi, faşizan çevreleri çok üzmüştür. Özetle, Türkiye’de gittikçe cılızlaşsa da hâlâ demokratik bir muhalefetin direnişi söz konusudur, onun için. Azınlıkta ise öyle değil, burada Derin Devlet erki tekeldir ve onun iradesine direnecek hiçbir babayiğit yoktur, ne derse o olmaktadır. Eşek uçar mı? Uçar. Derin Devlet, Azınlığı denetlemek ve biat ettirmek için Sadık Ahmet’in dirisini kullanmış, aynı şeyin devamı için şimdi ölüsünü de kullanmaktadır. Ama ne olursa olsun, Sadık Ahmet Türk Derin Devleti’nin bir “kahramanıdır”. Bütün dayatmalara rağmen Azınlığın “kahramanı” olarak bir türlü benimsetilememiştir.
 
Türkiye’de son yıllardaki siyasî gelişmeleri, demokrasinin gerilemesi ve faşizmin sivrilmesi olarak özetleyebiliriz. Bu çerçevede Abdullah Çatlı da yavaş yavaş katil olarak değil de kahraman olarak anılmaya başladı. Ölümünün son yıldönümünde anma törenleri ilk kez bu denli kapsamlı oldu. Bu süreç bir siyasî değişiklikle durdurulmazsa, Çatlı da yakında yeni Türkiye’nin kahramanlar panteonunda yerini alacaktır. 
 
Son bir gözlem: Batı Trakya Türk Azınlık dernek ve kurumlarında, burada Türkiye ve diasporada, nerede bir Sadık Ahmet posteri asılı görürseniz, bilin ki, bununla “Burada Derin Devlet ve MİT’in hükmü geçerlidir” mesajı iletilmektedir “ve siz buna biat etmekle mükellefsiniz.” Biat ediniz, taraf olunuz, yoksa bertaraf olursunuz. 
 
SON
 
10/2/2020
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Türkiye, Batı Trakya, Sadık Ahmet, Abdullah Çatlı, MİT