REŞİT SALİM HAKKINDA

REŞİT SALİM HAKKINDA

  • REŞİT SALİM HAKKINDA

Reşit Salim’i Yenice Mahalle Mezarlığı’nda toprağa verdik. Onu son kez biraz “özel”den anlatmak istedim, ben kendisini yaşadığım şekliyle, hatırlayabildiklerimi.

Tanışıklığımız Celal Bayar Ortaokul ve Lisesi’nden başlar. Ben ondan 4 yaş büyüğüm, aynı zamanda 4 sınıf ta önde olmalıyım. Onun agasıyım, zaten bana hep “aga” diye hitap ederdi. Dolayısıyla kadaş olarak okuldan o beni daha iyi hatırlıyordu.

Çok eskiden bir gün aramızda konuşuyoruz, Celal Bayar’dan anılarımıza değinerek. Küçük sınıflarda o zaman benimle ilgili dolaşan birkaç söylenti ve öyküyü anlattı Reşit. Şaşıp kaldım, hiç haberim olmamıştı, ilk kez işitiyordum ve güldüm tabii. Ne olduğunu söylemeyeceğim, benim için… gurur verici canım. Ancak o olaylara yol açtığımı sanmıyorum, o maceraların kahramanı ben olduğumu hatırlamıyorum. “Efsane” diyebileceğimiz şey. Özetle, demek ki, o yıllarda daha “efsane dönemi” devam ediyormuş. Celal Bayar’dan zaman zaman şahsımla ilgili başka birkaç “efsane” daha kulağıma gelir, beni gülümseten.

Efsane, toplumsal yaratıcılığın hayalî ve uyduruk veya abartılı bir ürünü, galiba her dönem ve daima bir ihtiyaç.

Sonra, 70’li yıllar, o İstanbul’da edebiyat fakültesinde, ben Selanik’te tıp fakültesinde okurken karşılaştığımızı pek hatırlamıyorum. Reşit mezun olmuş, İstanbul’a yerleşmiş, öğretmen olarak çalışmaya başlamış, evlenmiş, bir çocuğu olmuş, sonra boşanmış ve İstanbul’u terkedip memlekete geri dönmüş. 1980’li yılların ortaları olmalı. Türkiye’ye okumaya gidenlerin geri dönmesi, geri dönmesini sağlamak, o yıllarda benim için “azınlıksal bir görev”. 70’li yılların sonundan itibaren Yunanistan üniversitelerinde okuyan bir tek azınlık öğrencisi yok. Türkiye’ye okumaya gidenlerin büyük çoğunluğu orada kalıp dönmüyordu. Azınlıkta üniversite mezunları bir elin beş parmağıyla sayılacak kadar az. Reşit’in dönüşüne sevindim, ama sevincim kursağımda kaldı. Onu vatandaşlıktan silmişler.

Yeniden vatandaşlığa geçmek için çileli ve masraflı bir süreç içine girdi. Süreci yakından izledim. Sonra, bir istisna yaşandı ve Reşit yeniden vatandaşlığa alındı. Ardından askerlik görevini yapmaya çağrıldı ve asker oldu. Askerliğinde bir gün Gümülcine’den Selanik’e birlikte yolculuk ettik, o asker elbiseleriyle, ve uzun uzun sohbet etmek fırsatı bulduk.

“Yunanlılara Türkçe öğretme kursu” açıncaya dek bir süre işsiz dolaştı. Bu süre içinde bazı folklor araştırmaları yaptı. Daha sonra Osman Arda ile birlikte Batı Trakya türküleri ile ilgili çalışmalarını bir kitapta topladılar. Arada şiir de yazıyordu.

Türkçe kursunu açmazdan önce birkaç kez oturup konuşmuştuk. Benim bu konuda biraz deneyimim vardı, kendisine bu deneyimi aktarmaya çalıştım. Yıllar sonra bu yakınlarda bana şunu diyordu: “Aga, senin dediğin gibi çıktı. Bana o zaman Türkçede çok fiilimsi bulunduğunu ve bu fiilimsileri Yunanlı öğrenciye tarif etmenin çok zor olduğunu söylemiştin. Gerçekten öğrencilerime en çok fiilimsileri anlatırken zorlanıyorum.”

Reşit Salim, 12 Eylül 1980 darbesi öncesi İstanbul’da okuyan Batıtrakyalı öğrenciler arasında, özellikle solcu öğrenciler arasında, “ülkücü faşist” olarak bilinirdi. Ben, onunla ilişkilerimde ona takılan bu sıfattan hiç etkilenmediğimi göstermişimdir. İstanbul’da öğrencilik yıllarında ve daha sonra bu sıfatı doğrulayan faaliyetlere katılmış mıdır, bilmiyorum, anlatmadılar. Bana öyle bir izlenim vermiş değil. Bir gün konuşurken bu konu açıldı, daha doğrusu sözü oraya o getirdi. “Adım ülkücüye çıkmıştır. Ülkücü olduğumdan, bu hareketin içine girdiğimden değil. O yıllarda Edirne Kapı Yurdu’nda kısıldım. Edirne Kapı Yurdu, ülkücülerin kalesi. Senin orada ülkücü olmadığın var mı? Her yerde terör, yurtta da terör. Kaçsan kaçamazsın. Böylece ister istemez ülkücü olduk.”

Son karşılaşmamızda birkaç arkadaş Çukur Kahve önünde Türkiye’de kısıtlanan özgürlükleri tartışıyorduk. Reşit geldi. O da katıldı. “Özgürlükler, İkinci Meşrutiyet öncesinin düzeyine geriledi.” dedi, alaylı bir gülüşle. O alaylı gülüşü, belleğimde basılı son görüntüsü olarak kaldı.

Reşit, elveda!

18/2/2020

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Reşit Salim, Edebiyat, Türkçe