Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -5

Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -5

  • Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -5

GÜNDEMİ YORUMLARKEN
 
İlhan’ın öbür makale yazarı Kamil Sıcakemin’e açtığı iki dava birleştirilmiş bulunuyor, Aralıkta görüşülecek. Kısmetse Kamil bu davalarda beraat edecektir. Mahkeme, İlhan’ın bu duruşmada hazır bulunması şartını koydu. Ancak o, davalara gelmiyor, kaçıyor. Yine geleceğini sanmıyorum. Makale yazarlarına açtığı davalar beş altı kez ertelendi, dört kez görüşüldü, mebus hiçbirinde yoktu. Sanırım “korkuyor”. Bizimle mahkeme önünde karşı karşıya gelmekten korkuyor. Duruşmaları bürosundan telefondan uzaktan izliyor. Yükü, avukatına ve onun daimî suçlama şahidi Damon Damianos’a taşıtıyor. Damon, metamorfozuyla beni korkunç hayal kırıklığına uğratan insan. Sonra İlhan, konusu o şaibeli video olan ilk duruşmada eşini şahit olarak seferber etmekten çekinmedi. Gözlerime inanamadım. Olaya yalnızca işaret edip, yorum yapmıyorum.
 
İlhan’ın Kamil’le çatışması ise Aleviler olayından başlıyor. İlhan, Koca Kapı’nın desteklediği “Sünnilere biat eden” ve katı Sünni İbrahim Şerif’i baş tanıyan Derneği destekliyor. Yavaş, başka türlü olmasın ve İlhan azınlık çıkarları ve azınlıkçılık adına Koca Kapı ile ters düşmeye cesaret edebilsin! Kamil ise Sünnilerin boyunduruğu altına girmeyi kabul etmeyen saf Alevileri toplayan Dergâhı destekliyor. İlhan’dan mübalağasız ve tahrifatsız suçlama beklenemezdi, tabii ki Kamil’in kendisine yaptığının İFTİRA (συκοφαντική δυσφήμηση) olduğunu iddia edecekti, ve Kamil’in de aynı şeyler başına geldi.
 
Kamil’in davalarından bir tek tahrif örneği daha vermekle yetineceğim. Kamil, İlhan’a yüklenirken, onun yıllar önce ilk mebusluğunda TC Gümülcine Konsolosluğunun icraatı (sırları) hakkında Amerikan elçiliğini bilgilendirdiğini de yazmış. Açıklanan resmî gizli belgelere göre, İlhan, Atina ABD elçiliğine Konsolosluğun bizim Azınlığı (daha da mı?) Türkleştirmek için yılda 4-5 milyon evro harcadığı bilgisini sızdırıyor. Bunu tüm Yunan basını yazdı, ama bizim güdümlü azınlık basını yazmadı, yazamadı, yazamaz. Kamil galiba “ihbar etti” fiilini kullanıyor, “haber verdi, bilgilendirdi” anlamında. İlhan ise suç duyurusundaki metnin Yunanca çevirisinde “şikayet edip gammazladı, ispiyonladı, jurnalledi” anlamında hafiyelik yaptı demek yerine geçen fiiller kullanıyor. Hatta ağır küfürlü argo bir ifade olan “ρουφιάνος” tabirine bile başvuruyor. Bu kelimenin ikinci bir anlamı var, “pezevenk”. Tabii İlhan’a kimse rufianos–pezevenk demedi. Ama o, “Kamil rufianos demeye getirdi” diyor, böylece onun mahkumiyetini garantilemek istiyor. Burada Can Yücel’in meşhur fıkrasını nasıl hatırlamayalım. “Muhbir, hafiye, rufianos, karfi…” nasıl derseniz deyin, “Ama bizim köyde göte göt derler hakim efendi.” Bu tahrif bir şey değil devamında anlatacağıma bakışla.
 
Mebus, basına yemek veriyor. Bir çoğunluk gazetecisi yemekte blog yorumcularını dava edişini eleştiriyor ve soru yöneltiyor. Dikkat ediniz, bir azınlık gazetecisi sormuyor, soramıyor, çünkü azınlık gazetecisi hadımlaştırılmıştır, hesap soramaz. Soran bir çoğunluk gazetecisi. İlhan’ın yanıt olarak samimî olmayan birçok yuvarlak lafları arasında Kamil’i kastederek aşağı yukarı söyledikleri: “Bana Amerikan ajanı dedi. Büyük hakaret. Nasıl dava etmeyeyim. Ben Yunan parlamentosunun bir üyesiyim. Benim şahsımda Yunan parlamentosuna hakaret etti o kişi. Parlamentonun şerefini korumak mecburiyetindeyim.”
 
Kimsenin İlhan’a ne rufianos dediği var, ne de Amerikan ajanı. Bunlar, kendisinin mübalağa, tahrifat ve uyduruğudur.
 
İlhan Ahmet, milletvekili olarak Kamil Sıcakemin’e karşı onu dava edip cezalandırılmasını isteyerek, Yunan Parlamentosunun şerefini koruyor, bunu iddia ediyor.
 
Şimdi bu anlattığım olayın Siyasî Bilgiler Fakültesinde POLİTİK AMORALİZME örnek bir olay olarak okutulmasını öneriyorum.
 
Ondan sonra, Alevilik konusunda Kamil ile İlhan kapışmasında İlhan’ın sesi gibi iş gören Enver Kalaycı adındaki bir sahte profil ve gerçek rufianos, İlhan’ın uyduruğu bu “Amerikan ajanı” sıfatını alıp Kamil aleyhinde kullanmaya başladı, yine ancak İlhan’ın erişim hakkı olan bilgileri de elde edip onları yine Kamil aleyhinde yaymaya da başladı, mesela Kamil gizli Hıristiyanmış gibi iddialar. Sahte ismin arkasına gizlenerek benim ve Mustafa’nın aleyhinde de bir sürü küfürler ve hakaretler. İlhan’a bu Enver Kalaycı, yalnız sana sahip çıkmakla kalmıyor, ayrıca senden bilgi alıyormuş ve senin tarafından yönlendiriliyormuş izlenimi de vererek seni töhmet altında bırakıyor, ne diyorsun diye soru yönelttik. Hiç cevap alamadık. Mebus dut yemiş bülbül gibi sustu. Bunun üzerine “Δίωξη Ηλεκτρονικού Εγκλήματος” şubesine bu sahtekâr aleyhinde dava açtık. O zamandan beri bu sahtekâr dut yemiş bülbül gibi sustu. Yakında kim olduğunu öğreneceğiz sanıyorum. 
 
İlhan bana anlamıyor izlenimi veriyor, sanki idrakinde bir şeyleri eksik, veya anlamamış görünüyor. Bizim zorumuzun üstte görünmek, onu da alta almak olmadığını anlamıyor. Böyle bir sorunumuz yok.
 
Biz orada o gün yargı önünde AZINLIKTA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ve eleştiri–ifade–konuşma özgürlüğü için savaş verdik, Azınlıktaki tüm özgürlükler ve demokrasi için savaş verdik, yine Azınlıktan olan üstelik milletvekili olan ve ERK’i temsil eden birine karşı. Bir bakıma iki devlet erkini de temsil eden birine karşı.
 
İlhan’ın bizim önemsediğimiz ve kaygı duyduğumuz ve uğrunda kavga verdiğimiz ve tükendiğimiz kesimlerde-taraklarda bezi yok. Onun için anlamıyor besbelli.
 
Konunun bir de Derin Devlet boyutu var, onu bugüne kadar çok işledim, bugün burada hiç ele almayacağım. 
 
23 Haziran’da görüşülen davayı kim kazandı kim kaybetti diye soru sormayı şahsen “abesle iştigal” kabul ediyorum, ama mebus “ben kazandım” demeye koştuğu ve zafer naraları attığı için, ha gel de şimdi o abesin içine girme.
 
Madem öyle istiyorsun, kim kaybetti kim kazandı, sen kaybettin be İlhan, hem de fena kaybettin. “Bana iftira ettiler, bana iftira ettiler” diye ortalığı velveleye verdin, “Bunları cezalandırın, hapse tıkın ayrıca beni para olarak ta tatmin ve tazmin etsinler” diye yargıya başvurdun, yargı da sonunda “Hayır, iftira miftira yoktur, onlar senin uyduruğun” diye hüküm verdi. Sanık hakkında en son ve en avantajlı hüküm geçerli olduğuna göre, senin şimdi bize, Mustafa ve bana, bir ÖZÜR borcun var. “Sizi boş yere uğraştırdım, telaşa soktum, mahkemelerde süründürdüm, size eziyet ettim, zaman kaybettirdim, masraf yaptırdım” diye.
 
Ama istersen biraz daha bekle, Kamil Sıcakemin de ona açtığın davalardan beraat etsin, ondan sonra üçümüzden birden özür dilersin, biz de seni affederiz. Azınlık kamuoyu da affeder mi, o ayrı konu, orasını bilemem. Mustafa Bacaksız ile Hafız Cemali olayında olduğu gibi. Bacaksız, Derin Devlet’in tetikçilerinden, Hafız Cemali Meço’yu “Miço” indirip, “Miço” bindiriyordu, sonunda ondan özür dileyip bu hakaretlerinden dolayı kendisini affetmesini istemiş. Hafız Cemali’nin cevabı: “Ben affetmesine affederim, ama Allah affeder mi, orasını bilemem. Allah’ın affetmesi için dua etsin.”
 
1.7.2020
 
BİTTİ
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: İlhan Ahmet, Mustafa Çolakali, Batı Trakya, Yargı