Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -2

Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -2

  • Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -2

GÜNDEMİ YORUMLARKEN
 
Rodop Rüzgârı’nda okuduğum açıklamasında “TİKEN’de şahsıma yönelik yalan, iftira ve hakaret içerikli yazılar” diyor mebus, oysa mahkemelik olan bir tek yazı, Mustafa’nın o makalesi. Neyse.
 
Hayır be İlhan! Sen uyduruyorsun bunları. Ne yalan var, ne iftira var, hatta ne de hakaret var. Sana yönelik eleştirilerden başka bir şey içermiyor o yazı. Bazı eleştiriler belki sivri. Özetle Mustafa, “Benim için kötü politikacısın ve Azınlığa zarar veriyorsun” demek istiyor. İbrahim Baltalı’nın nasıl seni göklere çıkarmaya hakkı varsa,  Mustafa’nın da seni yerin dibine batırmaya hakkı var. Bu hüküm ve eylemini nedenlemeye bile zorunluluğu yok, ama o nedenliyor da.
 
Malumun ilanını yapmak zorunda kalıyoruz.
 
Oradan öte bu iddialarının tümü senin tahrifatın. Mustafa Çolak sana mikrop demedi, eroin demedi, sana ne MİT ajanı dedi, ne KYΠ ajanı dedi. Bu laflar ve diğerleri senin için söylenmedi. Ve ben yazılarımla senin tarafından nasıl bir tahrifatla karşı karşıya olduğumuzu hep gösterdim. Sen bir kez yanıt vermedin. Çünkü verilecek yanıtın yoktu. Samimî değilsin, çelişkilisin ve bir diyalogda bu kusurların hemen ortaya çıkıyor.
 
Bir kez yanıt verdin, “Erdoğan’ı mı kınadın, yoksa Altın Şafak’ı mı?” ikileminde (!!), yalanlamaya kalktın ve komik durumlara düştün.
 
Bir parantez açıyorum. Koca Kapı’nın Azınlığa yaptığı en büyük zararlardan biri, Azınlık Yüksek Kurulunu dağıtmış olmasıdır. “Azınlığın Meclisi” gibi çalışıyordu Yüksek Kurul, demokratik örgütlenmemizin ve “özerkliğimizin” yolunu göstermeye başlamıştı. Koca Kapı bu perspektifi kendi çıkarları açısından tehlike olarak gördü. Azınlık kişilik kazanmamalı, Ana Vatan hükümetlerine sorgusuz biat halini devam ettirmeliydi. Ve Koca Kapı Yüksek Kurulu lağvetti. Değişen hükümetlerin yerini de değişmeyen Derin Devlet aldı. Galiba bu gelişmeden en memnun kalan Yunan Derin Devletiydi.
 
Yüksek Kurul çalışmaya devam etseydi, İlhan Ahmet ve her İlhan orada Halk Meclisi önünde şimdi hesap verecek ve denetime tabi tutulacaktı. Azınlık çıkarlarının nasıl savunulacağı kararlaştırılacak ve seçilmişlere danışmanlık edilecek ve görevler verilecekti. Şimdi herkes Koca Kapı’ya hesap veriyor, Azınlık temsilcileri ve Azınlık toplumunun kendisi dışlanarak. Parantezi kapatıyorum.
 
Mustafa’nın yazısına ve İlhan’a dönelim. Sen (kabul etmek gerek, doğrusu çok ustaca) metni tahrif edip o sözlerin senin şahsına yönelik olduğunu iddia ettin. İki yıl önceki mahkemeyi ikna edip Mustafa’nın mahkum edilmesini sağladın.
 
Ancak sonra sen kendin bu iddialarının uyduruk olduğunu dolaylı yoldan ama açıkça kabul ettin. İstinaf öncesi Mustafa’ya imzalattığın ve senin ve avukatının da imza ettiği uzlaşma metninde ona şunu dedirtiyorsun, aklımda kaldığı ölçüde: “Mikrop, eroin, MİT ve KYP ajanı gibi ifadeler İlhan’ın şahsına yönelik olmayıp, Azınlıktaki genel politik durumla ilgilidir.” Tamam işte, biz daha baştan bunu söylemiyor muyduk? Ama Mustafa bunlar yüzünden mahkum oldu. Burada mahkeme de zor durumda kalıyor. Bilmiyorum, bu özür metni “mahkemeyi aldattık” diye bir belge de oluşturur mu aynı zamanda?
 
Bu ifadelerin iddia ettiğin gibi senin şahsına yönelik hakaret ve iftiralar olduğuna gerçekten inanmış olsaydın, Mustafa’ya “bu ifadeleri geri alıyorum” dedirtirdin. Onun yerine ne diyor Mustafa? “Bu ifadeler İlhan’a yönelik değil.” Gaf veya “ilahî adalet”. Ama biz daima bunu söylüyor ve bu iddialar senin tahrifatındır diyorduk. Şimdi sen öyle olduğunu kendin itiraf ettin. Yunanca atasözünün tecelli ettiği hal: “Ο θεός αγαπάει τον κλέφτη, αλλά αγαπάει και τον νοικοκύρη.” 
 
Aynı dava ayın 23’ünde ikinci kez görüşüldüğünde Mustafa -diyebiliriz ki- senin o tahrifatlı suçlamalarından beraat etti. Mustafa’nın yazısında büyük suç “iftira” değil de, küçük suç “küfür” bulundu. Mustafa kızanın ağzı biraz pistir, ama ben yazının hiçbir yerinde İlhan için “amko” ile başlayan bir cümle olduğunu hatırlamıyorum. Neyse. Bir yüksek mahkemeye gitme hakkımız olsaydı, bu küfrün de olmadığını kanıtlayacaktık. Tamahkâr olmayalım.
 
Mart 2018’den beri TİKEN’in sorumlusu olarak Mustafa’nın “meşhur” makalesini alıntıladığım için ben de sanık idim. Aslında bu alıntı olayından yalnız benim sanık olmam gerekirdi, duruşmaya avukat tutmadan çıkan Mustafa boşuna yargılandı. Neyse, bir bakıma iyi oldu, çünkü daha önce hüküm giydiği aynı makaleden bu kez aklandı. Yalnızca eleştirisi sert ve sivri ve küfürlü bulundu. Öyledir kerata, sert ve sivri.
 
28.6.2020
 
devamı ve sonu yarın
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: İlhan Ahmet, Mustafa Çolakali, Batı Trakya, Yargı