Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -1

Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -1

  • Mebus İlhan hep aynı İlhan, düzelmez -1

GÜNDEMİ YORUMLARKEN
 
Yargıdaki “yenilgisinden” (?) sonra (bana göre gerçekte hiçbir taraf için yenilgi söz konusu değil) yaptığı karşı saldırıda yine gerçekleri kendi çıkarına göre gözünü bile kırpmadan altüst edip sergileyen ve yorumlayan mebus İlhan Ahmet.
 
Bu arada onları bilen az sayıdaki kişilere “bu kadarına da pes” dedirterek ağızlarını bir karış açık bırakan ve bilmeyen çoğunluğu da kandıracağını sanan İlhan.
 
Böylelikle kendisinin üstte olduğunu, bizim de altta kaldığımızı ilan eden İlhan.
 
Ne diyeyim. “Çocukça tepki” diyesim geldi. Veya “suçlu tepkisi” (Αντίδραση ενόχου). Ama o bunu zeki–akıllı politikaymış gibi sunuyor. Kamuoyunu hepten safdil–kanak olarak telakki etmek gerek böyle şeyler iddia etmek için. Hani kaba Türkçede “enayi yerine koymak” dediğimiz hal. Mebus bunu sık sık yapıyor, onunla uğraşmaya devam edersek, yeri geldikçe birkaç çarpıcı örnek vereceğim. Benim SİYASÎ AMORALİZM dediğim olay.
 
İlhan’ın “karşı saldırısı” dediğim açıklamasını, onu hiç sorgulama gereği duymadan yayımlayan ve böylece aynen benimsediğini ilan eden “Rodop Rüzgârı” sitesinde okudum. Onun için diyorum, güdümlü azınlık basını Koca Kapı’nın bütün desteğine rağmen saygınlık kazanamayacak ve bir kara propaganda paçavrası olarak kalacaktır.
 
23 Haziran günü görüşülen ve “İlhan’ın yargı yenilgisi” olarak adlandırılan dava haberine “Mahkeme, milletvekili İlhan Ahmet’i haklı buldu” başlığını atmış site veya İlhan’ın kendisi. Canım güncel davayı kastetmiyor o kadar, daha çok iki yıl önce Mustafa Çolak’ın bilinen mahkumiyetini kastediyor. O zaman bu mahkumiyeti çok kutlamıştı, şimdi yeniden kutluyor. Şimdiki “yenilgiden” gelen acısını unutmak için herhalde. Hani 3 ay önce o davanın istinafı öncesi dar boğazdaki Mustafa’nın kötü bir uzlaşma metni imzaladığı ve İlhan’la olan tüm mahkeme ilişkilerinin ona güvenip te sonuçlandığını sandığı, ama sonunda sonuçlanmadığını anladığı o dava.
 
Yirmi gün önce bana “Aga, bak gördüne, Mustafa ile ne güzel bir uzlaşma imzaladık, ne o açıkladı, ne ben açıkladım, aramızda kaldı ve kalacak, sen de öyle yap” dediği metni daha bizim evdeki horoz sabah sabah üç defa ötmeden imzalanışından üç ay sonra ilk sıkıştığını hissettiği anda yayımlayan İlhan, Mustafa’yı teşhir etmek için. “İlhan’ın ipiyle kuyuya inilemeyeceğini” Mustafa da anlamaya başladı. 
 
Rodop Rüzgârı’ndaki o bir sayfalık yazısında İlhan’ın tüm “POLİTİK PSİKOPATOLOJİSİ” (?) gizli. Şimdi sanki önemli bir olaymış gibi tahlil etmeye üşeniyorum.
 
Ama tahlil etmiş olduğum eski bir olay var, hani şu Türkiye Cumhurbaşkanı RT Erdoğan’ın Batı Trakya’ya son ziyaretini kınayan demeci. Açıkça değil, üstü kapalı olarak, ama herkesin Erdoğan’ı kastettiğini anlayacağı kadar da açık. Ve o Meclis konuşmasının azınlık basınına dağıttığı Türkçe çevirisinden “cımbızla” çıkarıp attığı o cümleyi (ayıbını örtmek için, kedinin bokunu örttüğü gibi) Kamil Sıcakemin keşfetmiş, bana o gösterdi. Ben de dalgaya almıştım, ciddi bir demagojik yazıya, “İlhan, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a hakaret ediyor” (!) gibilerden bir yazıya, onun bana yaptığı gibi, tenezzül etmeyerek. Azınlıkta en Erdoğancı bilinen mebus, Çoğunluk önünde ve yalnız Çoğunluğun duyması önlemini alarak ve onun kulağına hoş gelecek şekilde Erdoğan’ı kınıyordu. Ne derse beğenirsiniz bu ifşaata?
 
O, orada Erdoğan’ı değil de Altın Şafak’ı kınıyormuş (!!!).
 
Böyle bir şeyi nasıl iddia edebilir diye ellerimi havaya kaldırıyorum. İddia ediş şeklini size tekrar hatırlatacağım, apışıp kalacaksınız. Bu ne cüret! Bu ne utanmazlık!
 
(Burası da şimdi benim hicvim: Altın Şafak’ı kınamış, ama Altın Şafak anlamamış (!). Hatta Erdoğan’ı kınadığını sandığı için İlhan Ahmet’i tebrik etmeye hazırlanıyormuş Altın Şafak !!).
 
Ve bana İFTİRACI diyordu, ciyak ciyak bağırarak ve iftira ederek, daha neler. Çok güleceksiniz. Önümüzdeki günlerde o öyküyü, ilgili açıklamaları, yazıları ve mizahî metinleri tekrar yayımlayacağım. Gerçekleri tahrif yoluyla SİYASÎ AMORALİZM nasıl işleniyormuş, göstermek için.
 
28.6.2020
 
devamı yarın
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: İlhan Ahmet, Mahkemeler, Basın Özgürlüğü