CEMAL KAŞIKÇI OLAYI: Riyad’da bir basın toplantısı

CEMAL KAŞIKÇI OLAYI: Riyad’da bir basın toplantısı

  • CEMAL KAŞIKÇI OLAYI: Riyad’da bir basın toplantısı

KAKANIN ŞAKASI
 
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Cemal Kaşıkçı olayı ile ilgili beklenmedik bir basın toplantısı düzenlendi ve orada hükümet sözcüsü gazetecilerin sorularını yanıtladı. Basın toplantısında Türk gazeteci ile hükümet sözcüsü arasındaki ilginç diyalogta zaman zaman gergin anlar yaşandı, aynen aşağıdaki gibi.
 
 
Türk gazeteci (TG): -Cemal Kaşıkçı’yı Türk toprağında katletmekle Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a karşı büyük saygısızlık ve hakaret işlemiş oldunuz. Nasıl cüret ettiniz?
 
Suudi hükümet sözcüsü (SHS): -Asla böyle bir niyetimiz yoktu. Özellikle Cumhurbaşkanınız sayın Erdoğan’a saygımız sonsuzdur. Zira o, Türkiye’yi Batı’nın kucağından alıp, ait olduğu Orta Doğu’ya taşımış büyük bir liderdir. Ama biliyorsunuz, Konsolosluk, Suudi Arabistan toprağı kabul ediliyor. Κaşıkçı’yı biz yoldan veya kaldığı otelden kaçırmadık. Bazı ülkelerin muhaliflerine yaptığı gibi. Kaşıkçı bize kendi ayaklarıyla geldi. Her şey Suudi Arabistan topraklarında oldu. Onun için kimseye hesap vermek zorunda değiliz.
 
TG: -Bunu nasıl diyebiliyorsunuz? Türkiye’ye gelen her turistin, ülke sınırları içinde bulunan herkesin, Konsolosluktaki personelin de güvenliğinden Türkiye sorumludur. Size tanınan diplomatik dokunulmazlık suç işleyebileceğiniz, hele cinayet işleyebileceğiniz anlamına gelmez. Türkiye sizden bunun hesabını soracaktır.
 
SHS: -Biz bir suç işlemedik ki. Orta Doğu’da alışılmış bir şeyi yaptık. Yani rejim düşmanı bir teröristi kaçırdık. Türkiye’nin de sık sık başvurduğu bir yöntem bu. Sayın cumhurbaşkanı Erdoğan’ın buna bir itirazı olacağını sanmıyoruz. O da  aynısını FETÖ’cülere yapmıyor mu? Ve yapmaya devam edeceğim demiyor mu? Bizim eylemimizin ne farkı var ki?
 
TG: -Ama siz kaçırmadınız, öldürdünüz.
 
SHS: -Diyelim ki biz saygıdeğer dostumuz Türkiye’den bir adım ileri gittik. O noktada bir hata olduğunu kabul ediyoruz. Bizim Kaşıkçı’yı Konsoloslukta öldürmek gibi bir niyetimiz yoktu. Onu Suudi Arabistan’a kaçırdıktan sonra orada usulüne uygun bir şekilde idama mahkum edip infaz edecektik. Ancak her zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor. Konsolosluktaki ilk sorguya bile dayanamadı, elimizde kaldı. Biz de Suudi Arabistan’a dirisi yerine ölüsünü kaçırmış olduk. Gerçi Konsolosluğun içinde bir cesedi parçalara ayırıp valizlere yerleştirmek hiç hoş bir manzara değildi, ama ne yapabilirsin ki. Her halükârda mesele, Suudi devletinin bir iç meselesidir.
 
TG: -Dünya realitesinden bu kadar kopuk nasıl olabiliyorsunuz? Devlet, muhalif bir gazeteciyi kendi eliyle adi bir cani gibi katlediyor, hem de bunu yabancı bir ülkede diplomatik misyon binasında yapıyor. Siz de buna iç meselemizdir kimse karışamaz diyorsunuz. Olayın uluslararası kamuoyunu doğrudan ilgilendirdiğini anlamıyorsunuz. Üstelik Kaşıkçı Amerika’da ikamet ediyor ve bir Amerikan gazetesinde makale yazıyordu. Olaya Türk hükümetinden başka Amerika’nın müdahil olacağını ve tüm dünya basınının el atacağını farkedemiyorsunuz. Demokrasiden ve insan haklarından hiç nasibini almamışsınız ve sanki 21inci yüzyılda yaşamayan çağdışı bir devletsiniz.
 
SHS: -Bize Batı emperyalizminin dayattığı demokrasi ve insan hakları gibi değerleri hatırlatmayınız. Demokrasi ve insan hakları gâvur icadıdır ve İslam’a terstir. Burası Orta Doğu’dur, sayın Erdoğan sayesinde Türkiye’nin de artık saygıdeğer bir üyesi olduğu Orta Doğu’dur. Biz bir İslam ülkesiyiz, halkı İslam’ı derinden yaşayan bir ülkeyiz ve Batı kriterleri bizi bağlamaz. Bizim kitabımız Kur’an ve hukukumuz ondan kaynaklı Şeriat’tır. 7nci yüzyıldan beri değişmeyen ve gelişmeyen kurallar ile yönetilmekteyiz. Kaşıkçı ile ilgili katli vaciptir diye bir fetva vardı ve o fetvayı yerine getirmekle mükelleftik.
 
TG: -Belli oluyor, yedinci yüzyıldan beri gelişmeyen bir kafanız var. Sizi 21inci yüzyıldan alıp derhal 7nci yüzyıla geri göndermek gerek. Bu kafayla size çağdaş dünyada yer yok. Bir vatandaşınızı sorusuz sualsiz ve yargısız infaz ediyorsunuz, tavuk keser gibi başını koparıp alıyorsunuz ve hiç utanmadan bu infazı meşru bir işlem diye savunuyorsunuz.
 
SHS: -Elbette. Unutmayınız ki Cemal Kaşıkçı bir hain idi, bir terörist idi, bir ajan ve casus idi.
 
TG: -Ne kolay suçlamalar bunlar! Nereden nereye teröristmiş Cemal Kaşıkçı? Bütün baskıcı iktidarlar bir şey öğrendiniz, artık hoşunuza gitmeyen herkesi terörist ilan ediyorsunuz. Elinizde hangi kanıtlar var?
 
SHS: -Kanıta ne gerek var. Muhalifti. Muhalif olmak yetmez mi? Suudi Arabistan ölçülerine göre muhalif demek terörist demektir. Erdoğan ve Türkiye’nin de son yıllarda böyle bir yaklaşım içerisine girmesi bizi sevindirmektedir. Sizin ülkenizde de muhalifler terörist olarak muamele görmeye başladı. Evet Kaşıkçı gibi bütün muhalifler potansiyel teröristtirler ve bertaraf edilmelidirler.
 
TG: -Kavramları karıştırıyorsunuz. Terörist te muhaliftir, ama her muhalif terörist değildir. Birinin terörist olarak nitelendirilmesi için davranış biçimi olarak şiddeti seçmiş olması ve hedefine varmak için insan hayatını hesap etmemesi gibi özellikler taşıması gerekir. Cemal Kaşıkçı’da nerede görülmüş böyle şeyler?
 
SHS: -Bugün belki yoktu, ama yarın olmayacağı ne malum? Kaşıkçı, Suudi Arabistan’da rejim değişikliğinden söz etmeye başlamıştı. Kral sülalesini katletmeden rejim değişikliği mi olurmuş?
 
TG: -Tabii sizden fikir ve ifade özgürlüğüne saygı da beklenemez.
 
SHS: -Hoşgörü ve sabrımızı sınamaya kalkmayın. Suudi Arabistan, emperyalist Batının değerleri olan demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğü ile hiçbir zaman övünmüş bir ülke olmamıştır. Bu değerlere sahip çıkmakla övünen bir ülke Fethullah Gülen’in kitaplarına nasıl yasak koyar, bir parti başkanı Demirtaş’ı iki yıldır meçhul nedenlerle nasıl hapiste çürütür, yüzlerce akademisyeni, gazeteciyi, aydını, bir tarikatın üye ve sempatizanlarını sırf muhalif oldukları için nasıl hapishanelerde intihara ve ölüme terkeder, gidip önce bunları sorgulayınız.
 
TG: -Fethullah Gülen denilen teröristbaşı ile Cemal Kaşıkçı’yı aynı kefene koyamazsınız. Celal Kaşıkçı’nın herhangi bir terör olayına karıştığı ne görülmüş ne de duyulmuştur.
 
SHS: -Peki Fethullah Gülen Hocaefendi hangi terör olayında yer almıştır, söyler misiniz? Nereye bomba koyup insanları öldürmüştür? Şiddeti öven bir söylemini gösterebilir misiniz? Nereden teröristbaşı oluyormuş?
 
TG: - Ama Fethullah Gülen kurmuş olduğu FETÖ ile darbe yapmaya kalktı.
 
SHS: -Siz hâlâ darbe girişiminin mevcut olmayan bir FETÖ’nün eseri olduğuna inanan kullanışlı enayiler grubunda yer almaya devam mı ediyorsunuz?
 
TG: -Anlamadım, burada yargılanan kim? Topraklarında hunharca bir cinayet işlenmiş Türkiye mi, yoksa bu cinayeti planlayıp işlemiş Suudi Arabistan mı?
 
SHS: -Kimsenin yargılandığı yok. Ama istersen ikisi de yargılanıyor diyebilirsiniz. Zira sen benim teröristimi aklarsan, ben de senin teröristini aklarım. Bugünkü Türkiye için Fethullah Gülen Hocaefendi ne ise, Suudi Arabistan için de vatan haini Cemal Kaşıkçı odur. Şu farkla ki, bizim ne Kralımızın ne de Veliahtımızın Türkiye’nin bir numaralı teröristi ile yan yana çekilmiş fotoğrafları vardır. Türkiye Gülen’i ta Amerika’dan kaçırma planları yaptı, ama başaramadı. Biz Cemal Kaşıkçı’yı kaçırmak için onun ikamet ettiği Amerika’dan bu iş için en müsait yer olan Türkiye’ye, İstanbul’a gelmesini sağladık. Tereyağdan kıl çeker gibi gayet başarılı geçen bir operasyonla bunu gerçekleştirdik. Ama ne yazık ki, Kaşıkçı elimizde ölüverdi. Bu nahoş gelişme karşısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan beyefendinin soğukkanlı ve yumuşak davranışını ve anlayışlı yaklaşımını ziyadesiyle takdir ettiğimizi burada bir kez daha vurgulamak isterim. Suudi Arabistan ile Türkiye’nin arasını açmak isteyenler başarılı olamayacaklardır.
 
TG: -Kaşıkçı cinayeti, hem Türkiye devletinin millî egemenliğine, hem de  Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın şahsına karşı büyük bir saygısızlık ve hakarettir. Aynı zamanda eşi görülmedik uluslararası bir cinayettir. Bu konuda cumhurbaşkanımızın hoşgörüsüne sığınamazsınız. Erdoğan, size gereken cezanın verilmesi için elinden geleni yapacaktır.
 
SHS: -Din kardeşi iki Orta Doğu ülkesinin aralarındaki her çeşit anlaşmazlığı karşılıklı saygı içinde çözmemesi için hiçbir neden yok...
 
TG: -Türkiye Orta Doğu ülkesi değil, bir Avrupa ülkesidir. Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik ve demokratik bir cumhuriyettir.
 
SHS: -Erdoğan’ın gerçekleştirdiği karşıdevrimden haberiniz yokmuş gibi konuşuyorsunuz. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan sayesinde ait olduğu coğrafyaya geri dönmüş kardeş bir Orta Doğu ülkesidir artık. İstanbul da Orta Doğu’nun yeniden başkenti olmuştur. Pek yakında Suudi Arabistan gibi siz de Şeriat uygulamasına da geçeceksiniz inşallah. Neyse.
 
TG: -Türkiye’nin içişlerine karışıyorsunuz. Haddimizi bilin.
 
SHS: -Siz görüşlerinizde ısrar edebilirsiniz, ama bu mevcut realiteyi değiştirmez. Şimdi, aramızdaki her çeşit anlaşmazlığı İslam hukuku ve gelenekleri çerçevesinde çözmek için iki ülkenin de aynı iradeyi göstereceklerine olan inancımız tamdır. Sayın Erdoğan’ı üzmüş isek, gönlünü almak için bir kefalet ödemeye hazır olduğumuzu kendisine iletmiş bulunuyoruz. Ulemaya soru yönelttik. Ödenecek kefaletin ülkemizin zenginliğiyle orantılı olması gerektiğini ve Katar’ın uçak hediyesinden daha küçük olamayacağını bize bildirdiler. Biz de bir uçak hediye etsek, Reisiniz bu kadar uçakları ne yapacak diye düşündük ve vazgeçtik. Nakit para vermekten de vazgeçtik, kendisini satın almış gibi olacaktı. Sonunda, doğrudan kendisine değil de, oğlu Bilal’e uygun bir hediye vermek aklımıza geldi. Böylece Erdoğan’ı muhtemel dedikodu ve eleştirilerden de kurtarmış olacağız. Kraliyet ailesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın armatör oğlu Bilal’e hacimli bir petrol tankeri hediye etmeyi kararlaştırdı. Yalnız o değil. Tanker, kaliteli Suudi petrolüyle dolu olarak Bilal’e teslim edilecek. Böylece Erdoğan ailesi biraz daha zenginleşmiş olacak. Erdoğan ailesinin zenginleşmesi, Türk halkının zenginleşmesi demektir.
 
25.10.2018
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Türkiye, Suudi Arabistan, Cemal Kaşıkçı, ABD, Mizah