PANDORA’NIN KUTUSU

PANDORA’NIN KUTUSU

  • PANDORA’NIN KUTUSU

İLERİ gazetesinin sahibi Halil Haki’nin sorunu Koca Kapı’yla idi. Eleştirisini oraya yöneltmesi gerekirdi, ama Haki, eğitimi, anlayışı, kültürü, şartlanmışlığı nedeniyle, ne dersen de, veya yaptırım korkusuyla bunu yapamıyordu. Ve GÜNDEM gazetesinin sahibi Hülya Emin’e yüklendi, sanki Hülya başına buyrukmuş ta, kendi başına karar verebilirmiş gibi. “Gazetede yaptığı masraf 3, o ise 13 gösteriyor ve 13 tahsil ediyor, 10’u cebe” gibi bir laf ediyor. Hülya da Haki’yi bana iftira etti diye dava ediyor.
 
Haki’ye bazı şeyleri anlatmak mümkün değildi. GÜNDEM gibi, GERÇEK gibi  Koca Kapı’nın imtiyazlı gazetesi olamadığı için hep çatlamış ve bu durumu aşamamıştır. “Unut” diyordum “onlar gibi olmayı, bu halinle barışmaya bak, sen imtiyazlı olamayacaksın. Kabul et bunu ve üzme kendini.” Unutamıyordu ve kendini üzüp duruyordu. Oysa kendi yağıyla kavrulan bir gazeteydi, linç girişimine hedef oluncaya kadar. Koca Kapı tarafından finanse edilmek onun için itibar meselesiydi. İtibarsızlık meselesi olması gerekirken… Ben azınlık insanındaki bu anlayışı bilmem ne yapayım! Düşkünlük.
 
Hülya’nın kendisini mahkemeye verdiğini söyledi, dava konusu yazısını da gösterdi, zaten okumuştum. “Peki, mahkemede Hülya’nın nereden para aşırdığını söyleyeceksin? Şirketin kasasından mı para çalıyor ve ortaklarını aldatıyor? Sana ilk sorular bunlar olacak. Ne diyeceksin?” Bu soruları kendisi de düşünmüş olmalı, sorun benim değil, Hülya Emin’in der gibi tavır aldı, bana bunları önemsemediğini gösteriyordu, ama inanmadım. Benden kendisine savunma şahidi olmamı istedi. Kabul ettim. Haki’nin mahkemelerden ne kadar çekindiğini iyi bilirim.
 
Selanik’ten geldikçe dava konusunu da görüşüyorduk. Ben duruşmada Pandora’nın Kutusu’nun açılma tehlikesine işaret ediyordum, ondan sonra oradan neler çıkacağı belli değildi. Ancak umut ettiğim şey oldu, olaya Koca Kapı el atmış, elçilik, konsolosluk falan. Artık bir uzlaşma olur ve dava geri çekilir diye düşündüm. Neler olup bittiğinden de pek haberim olmuyor. Haki sıkı ağızlıdır, anlatmıyor, zaten ben Selanik’teyim. Ama mahkeme günü yaklaştı, uzlaşma yok. Koca Kapı iki gazeteciyi barıştıramamış. Hülya’nın da rahatsız olduğuna dair duyumlarım var, Pandora’nın kutusu açılacak diye o da korkuyor. Haki özür dilesin, o da davayı geri çeksin. Özür, ama nasıl özür?
 
Son olarak konsolos bir özür metni hazırlamış. Metni okudum. Hülya kabul etmiş. Haki, özür dilediği yazıda Hülya Emin’i sevip saydığını söylüyor falan filan ve metin, “Şimdiden sonra AZINLIK BÜYÜKLERİNİ ELEŞTİRMEYECEĞİME DAİR NAMUSUM ÜZERE SÖZ VERİYORUM.” diye bitiyor. Haki ve Sezer ikilisi bu metne imza etmeyi kabul etmemişler.
 
Bir diplomat böyle bir notu eklemeye ve bir azınlık mensubuna altına imza at demeye nasıl cesaret eder? Aklım almıyor. Koca Kapı’yla niye bozuştuğumu açıklayan küçük küçük olaylar. Haki, dili sivri ve sık sık çatıyor ve sataşıyor, bazen belki haksız yere, ama olsun, rahatsız ediyor diye bir gazetecinin ağzını kapatmak ta ne demek.
 
İki gazeteciyi uzlaştırmayı ben üzerime aldım. Pandora’nın kutusunun açılmasını ben de istemiyorum. Taraflarla temaslarım başladı. Son olarak davanın görüşülmesinden bir gün önce her iki tarafla ayrı ayrı randevum var, uzlaşma mahkeme önünde olacak, son ayrıntıları kararlaştıracağız. Bu iş için Selanik’ten ancak gece gelebilirdim, dava günü için izin aldım.
 
İlk randevu Haki ile, gece saat 10’a doğru İLERİ’nin bürosunda buluşacağız. Sonra Hülya ve gazeteci kocası ile. Selanik’ten gelirken randevuya 20 dakika geç kaldım. Büroda yalnız Sezer vardı. Haki “benim programlı yaşamımda uyku saatim geldi” (!) diyerek beni beklemeden gitmiş…
 
Yarınki davayı Sezer’le konuştuk. Sonra Hülya ile olan randevuya gittim. Hülya da gelmedi, bir işi varmış dediler. Kocası ve eniştesiyle oturduk, uzun uzun konuştuk, yarın sabah ne yapacağımı anlattım.
 
Sonraki sabah mahkeme koridorlarındayız. Davacılar, davalılar ve avukatları. Zahmet çekmedim dersem yalan söylemiş olurum. Özür metni üzerinde anlaşıldı. Haki ve Hülya imza etmek için göründüler, olan pazarlığa hiç katımamışlardı. Dava geri çekildi. Sonraki günler Hem Haki’nin hem de Hülya’nın harcadığım çaba için söyledikleri şeyler beni üzmedi değil, ama hiç üzerinde durmuyorum. Pandora’nın kutusunun açılmasını engellemiştik.
 
Çoktandır artık bu kutunun açılması taraftarıyım. Türkiye’nin sakat azınlık politikasını düzeltmek için Pandora’nın kutusunu açıp içindeki kötülüklerin ortaya dökülmesi gerek. Düzelir diye hiç te umutlu değilim, ama şimdilik yapılacak başka bir şey bulamıyorum. Bu politikanın Azınlığı ne kadar rahatsız ettiğini, boğduğunu ve bozduğunu göstermeliyiz.
 
13.9.2018
 
 

İbram Onsunoğlu