TÜRKİYE’NİN DERİN DEVLETİ, MEBUS İLHAN VE GAZETECİ-BLOG YAZARLARI ALEYHİNE AÇTIĞI DAVALAR

TÜRKİYE’NİN DERİN DEVLETİ, MEBUS İLHAN VE GAZETECİ-BLOG YAZARLARI ALEYHİNE AÇTIĞI DAVALAR

  • TÜRKİYE’NİN DERİN DEVLETİ, MEBUS İLHAN VE GAZETECİ-BLOG YAZARLARI ALEYHİNE AÇTIĞI DAVALAR

2
 
İLHAN’IN AÇTIĞI DAVALARDA TAHRİFAT BOLLUĞU, VE YALNIZ O DA DEĞİL
 
 
Mebus İlhan Ahmet, üç blog yazarı – amatör gazeteci Mustafa Çolakali, Kamil Sıcakemin ve İbram Onsunoğlu aleyhinde “iftiralı hakaret” iddiasıyla açtığı davalarda, savcılığa sunduğu ihbar yazılarını tahrifata boğmuş, ve yalnız tahrifat da değil. Dava edilen kişilerin metinlerinin tahrifatı bu, yasanın ihlal edildiğini iddia edebilmesi ve gazetecinin hüküm giymesini sağlayabilmesi için. Yoksa tahrif etmeksizin ve bozmaksızın gazetecilerin yazılarının asıllarında suçlanacak ele gelen bir şey yok. O ölçüde tahrifat ki, artık bunlar yalanla eşdeğer olmuş ve uydurulmuş yalan kanıta dönüşmüş ve yargıyı aldatma çabası oluşturacak noktaya gelmiş. Bilinçli ve kasıtlı olmasalardı, tahrifler paranoyak olarak nitelendirilebilirdi.
 
Oysa söz konusu yazılar, gerçek olaylara dayanan basit ve alışılmış siyasî eleştiri metinlerinden başka bir şey değil veya siyaset adamı İlhan’ın şahsı için siyasî değerlendirmelerden ibaret, ve tabiî ki olumsuz. Her gün Yunan basınında yayımlanıp ta veya sosyal medyada paylaşılıp ta asla adlî kovuşturma konusu olmayan yüzlercesi hatta binlercesi gibi.
 
Ancak üç heretik amatör gazetecinin yapmış ve yapmakta olduğu bu gibi eleştiriler, Türkiye Derin Devletinin dayattığı sessizliğin egemen olduğu Azınlık kesiminde yalnızca alışılmamış bir şey değil, görülmemiş bir şey. Kişi ve durumlara karşı azınlıkiçi eleştiri, içeriği Derin Devletin karar verdiğine ve tayin ettiğine uygun olarak ancak o emrettiği ve gösterdiği zaman müsaade edilmektedir, zira neredeyse tüm azınlık basını onun denetimi altındadır.
 
Ve bu durumda genellikle tayin edilen çizgiden yan kırmış ve cezalandırılıp terbiye edilmesi gereken siyasî veya siyasî olmayan bir kişi söz konusudur. Ceza ve terbiyenin dereceleri vardır. En aşırı yöntem, “linç girişimi” diye adlandırılandır, yani tüm azınlık basını ve gazeteci olanlar olmayanlar kınayıcı metinlerle hedef gösterilen kişinin üzerine çullanır, şahsiyetler ve dernekler söylediği veya yaptığı bir şey için bu kişiyi ayıplayan açıklamalar çıkarır. İki olay arası tam bir sessizlik ve hiçbir azınlıkiçi eleştiri, “azınlık ulusal birliğinin” görüntüsüdür bu, ta ki tayin edilen çizgiden yan kıran bir kişi için yeni bir direktif gelinceye dek.
 
Mebus İlhan’ın, örneğin, bunca yıldır denetim altındaki azınlık medyasından veya bir başka yerden kendisi hakkında yapıldığını gösterebileceği hiçbir eleştiri yoktur. Bundan on yıl önce, 240 imam yasasına yaptığı katkı yüzünden Derin Devlet tarafından suçlandığı zaman uğradığı bir “linç girişimi” dışında. Yukarıdaki üç heretik yazarın son dönemde sitelerinde yaptıkları eleştirileri de tabiî istisna ediyoruz. Ancak İlhan aleyhindeki “linç girişimi” az sürdü ve devam etmedi. Anadolu Rumlarının soykırımını tanıdıkları için (!) iki SİRİZA milletvekili Mustafa ile Ayhan aleyhindeki girişimin devamının geldiği ve onları yıkıp düzlediği gibi. Söylentilere göre, İlhan, Derin Devletle, yani Derin Devletin Batı Trakya bölümünün şefi Halit Eren’le uzlaşmaya koşup günahlarını affettirmişti. Yoksa “linç” olayının mucizevî bir biçimde birdenbire kesilmesi başka türlü izah edilemez. O zamandan beri ne varmış ne yokmuş, ne azınlık basınından İlhan’ın şahsına karşı bir eleştiri, ne de İlhan’dan Derin Devlete karşı bir eleştiri veya çelişki.
 
İlhan’ın bana açtığı davaya bahane oluşturan, işte bu deştiğim hassas olay oldu, bölüm şefi Halit Eren’le uzlaşması. Halit Eren ki, onu tehdit edip aleyhindeki linç girişiminin başlamasını emreden kişidir. Bir de, İlhan’ın iki blog yazarı amatör gazeteci hakkında açtığı davalar ile Derin Devletin ve özellikle Halit Eren’in, işledikleri pek çok suçlar yüzünden bir süredir “istenmeyenlerin kara listesinde” bulunan bu iki heretik kişinin cezalandırılmasını isteyen iradesi arasındaki ilişkiyi araştırmış olmak.
 
İlhan için hassas ve kimsenin hatırlamaması için tarihten ve belleklerden silinmesini isteyecek kadar çok rahatsız edici bir olay. İlk kez hatırlattığımda kendisi olayı unutmuş gibi görünüyordu. Öyle ki, Halit Eren’in sebep olduğu bir linç edilme olayını yaşadığını kabul etmesi için ısrar etmek ve tanıklıklar seferber etmek zorunda kaldım. İlk rahatsızlığı şahsıma karşı çabucak öfkeye dönüşüverdi. Adından ve icraatından söz edildiği için karanlıkta çalışıp görünmek istemeyen Eren de aynı şekilde rahatsız oldu, özellikle şimdi Yunan Dışişlerinden kendisine konulan Yunanistan’a giriş yasağını kaldırmaya çalıştığı bu dönemde.
 
Bilmiyorum, gazeteciler konusunda İlhan ile Eren’in buluşması tamamen tesadüfî olabilir; İlhan’ın iddia ettiği gibi SKAI’ın videosunda kadın meslektaşının buduna dokunması da aynı şekilde tesadüf olabilir. Ancak biz Freud taraftarları şüpheci insanlarızdır ve hayatta hiçbir şeyin tesadüfî olmadığına inanırız. Tesadüf ve rastlantılar yoktur. Bilincine varılmayan arzular ve hedefler vardır, ve riyakârlık nedeniyle gerçeği kabullenmeye direnç vardır.
 
Derin Devletin istenmeyen gazeteciler kara listesinde benim adım ilk sıradaydı, eski ve tehlikeli oluşum yüzünden. İlhan’ın listesine en son girdim. Her halükarda sonunda iki liste birbirinin aynı oldu, yine tamamen tesadüfî olarak.
 
İlhan’ın açtığı davaları Derin Devletin heretik gazetecilerin cezalandırılması konusunda dile getirilmiş iradesi ile ilişkillendirmemek için geri zekalı olmak gerek. Veya azınlık meseleleriyle hiç ilgisi olmamak ve Azınlıkta siyasetin nasıl yürütüldüğü konusunda bir şey bilmemek. Ve ben İlhan’ın açtığı davalarda Azınlıkta zaten kısıtlı olan basın özgürlüğüne karşı tehlikeleri gördüğüm için, gazetecilerin kovuşturulmasının Derin Devletin amaçlarına hizmet ettiği veya öyle yorumlanacağı konusunda kendisini iki kez ikaz ettim. Üçüncü kez ikaz edip dikkati çektiğimde ben de davayı yedim ve böylece pazl ve mebusun ifşası da tamamlanmış oldu.
 
Derin Devletin başlıca organı “Dostluk, Eşitlik ve Barış” adlı azınlık partisidir, ve İlhan azınlık politikacıları içinde partiyi en çok sevip sayandır, aynı tavrı Derin Devletin bir numaralı “kahramanı” Sadık Ahmet için de sergilemektedir. Derin Devletin asimile edici ve yıkıp düzleyici politikasına karşı Evros’taki küçük Bektaşi ve Alevi cemaatinin mücadelesine karşı İlhan’ın tavrı beklenen gibiydi, yani Alevilerin aleyhinde ve Derin Devlet tarafından destelenen grubun lehinde. Seçek’teki bu anlaşmazlık Alevi ve Bektaşilerin destekçisi Kamil Sıcakemin aleyhindeki davanın da konusunu oluşturmuştur. Fakat Derin Devletin yeniden faaliyete geçip gazetecilerin cezalandırıldığı, onlarca azınlık öğrencilerinin fakültelerinden kovulduğu, yüzlerce azınlık üyesine Türkiye’ye giriş yasağı konduğu bu en yakın zamandaki gelişmelerle ilgili ve dahası azınlık nüfusunu terörize eden Azınlığın yaşamına kabul edilmez müdahalelerle ilgili mebus İlhan sus pus. Tabiî yalnız İlhan değil, diğer üç azınlık milletvekili de ve tüm azınlık toplumu, kimse gelecek olan sonuçlarından korktuğu için tepki gösteremiyor. Cesaret eden 3-5 “renkli” kişileriz.
 
Konumuz tahrifler idi. İlhan Ahmet’in dava ettiği kişilerin metinlerinde yaptığı başlıca tahrifleri, TİKEN sitesinde yayımlanacak bir dizi makaleyle size birer birer göstereceğim. On (10) kadar en önemli tahriflerle yetineceğim sizi yormamak için. Bu makale, dizinin ikincisi. Birincisi, «MİKROP. Mebus İlhan Ahmet: “Mustafa Çolak bana MİKROP dedi.” Hayır be İlhan, demedi. Yine tahrif ediyorsun. Seni “eroin”e de benzetmedi. Onu da sen uydurdun.» başlığıyla Temmuz sonunda TİKEN’de yalnız Türkçe olarak yayımlanmıştı. Burada Mustafa aleyhindeki davada onun dava konusu makalesinde yazdıklarının iki tahrifi gösterilip tahlil ediliyor. Yunanca çevirisi zaman bulup onu tamamlayınca yayımlanacak. Şimdiden sonra makalelerimiz aynı zamanda ve iki dilde yayımlanacak.
 
7.9.2018
 
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: İlhan Ahmet, Mustafa Çolakali, Kamil Sıcakemin, Halit Eren, Türkiye