“MECBURUM, aga”

“MECBURUM, aga”

  • “MECBURUM, aga”

KARAÇALI
 
 
Derin Devletin 24 Temmuz günü kendisine biat alıştırmasına 4 azınlık milletvekilinden hiçbiri katılmadı. Biz olayı toplu direniş olarak selamladık. Ve milletvekillerini tebrik ettik.
 
Tabiî hiçbirinden bu yönde bir açıklama çıkmadı. Zaten böyle bir şey beklemiyorduk. Nitekim milletvekillerimiz denenmiş ve kendilerini gereksiz belalardan korumuş olan taktiği bir kez daha izleyerek susmayı ve sinmeyi yeğlediler. “Susanın ve kaçanın anası ağlamazmış”, ünlü atasözümüzdür. Nasıl olsa susmayıp konuşacak ve kaçmayıp kavgaya girecek gözüpekler bulunacaktır. Mebuslarımız bize lazım, onları böyle gerekli gereksiz tepkilerde harcayamayız.
 
Açıklama çıkarmak ve Derin Devletin bu biat egzersizini kınamak büyük cesaret gerektiren bir iştir, oysa bizim Azınlıkta milletvekillerinin mayaları ürkek tutulmuştur. Önemli olan, dört milletvekilinin bu sessiz toplu direnişi azınlık kamuoyunu ziyadesiyle memnun etmiş olmasıdır, daha çoğunu isteyip tamahkâr olmayalım.
 
Aynı şey, SİRİZA’lı ve solcu 3 milletvekilinin Azınlıktaki ifade özgürlüğüne yapılan saldırılar ve blog yazarlarını susturmak üzere açılan davalar karşısındaki tavrı için de geçerlidir. Onların basın ve ifade özgürlüğünün ve dava edilen amatör gazetecilerin yanında yer aldıklarından ve onları kalben desteklerinden kimsenin kuşkusu yok. Azınlıktaki basın ve ifade özgürlüğünün Ana Vatan Türkiye’de Erdoğan Orta Doğu sistemine benzetme çabalarından korkunç rahatsız olduklarını hepimiz biliyoruz. Ancak gazetecileri bu kalben desteklemenin ve Batı Trakya’ya Orta Doğu özgürlük koşullarını getirme çabalarından duyulan korkunç rahatsızlığın yazılı bir kınama metnine ve eyleme dönüşmesini beklemeyin, o kadar tamahkâr olmayın.
 
İdeoloji ve partizanlık gibi yükleri üzerinde taşımayan dördüncü milletvekiline gelince, onun ifade ve basın özgürlüğü gibi kavramlara yabancı olması ve duyarlılık göstermemesi çok doğal ve kimsenin ondan böyle bir beklentisi de yoktur. Nitekim Azınlıktaki amatör gazetecilere, tabir caizse, dolu gibi dava yağdıran da hep o dördüncü milletvekilidir.
 
Kabul etmemiz gerekir ki 24 Temmuzdaki direniş eylemi yüzünden, aramızdaki mahkeme kavgalarını bile unutarak, en çok takdir ettiğimiz milletvekili İlhan Ahmet olmuştur. Zira diğerleri 3’ü de solcu, yani haksızlık ve zorbalık karşısında tepki göstermek ve direnmek onların genlerinde vardır, ideolojilerinin temel özelliğidir. Ama İlhan’da öyle mi? 10 sene içinde 5 parti değiştirmek zorunda kalan bir insanda ideoloji falan kalır mı? Çok affedersiniz ama, 5 koca değiştirmiş kadında bekâret aramak gibi bir şey. İlhan’da çeşitli partilerin ideolojileri birbirine geçmiş ve karışmış halde bulunduğu için, bu sisli ve puslu ortamda belirgin bir ideoloji tespit etmek mümkün değildir. “Ben her partiye uyarım, vazifemi yaparım” anlayışı ideoloji kabul edilemez. Demek istediğim, solcu meslektaşlarında olduğu gibi, İlhan’a, haksızlık karşısında direniş sergileme konusunda ideolojisi hiç yardımcı olmamaktadır. Ve bu konuda yalnız ve yardımsızdır. Dolayısıyla 24 Temmuz biat alıştırmasına direnip katılmamak için kendisini aşmak zorundaydı. Ve aşmıştır, onun için onu en çok takdir ve tebrik ettik.
 
Ancak ben sosyal medyada tebrikimi yayımlar yayımlamaz İlhan cephesinden yalanlama geldi. Efendim, o 24 Temmuz törenine ve yemeğine katılacakmış, amma ve lakin aynı gün ve saatte Atina’da Cumhurbaşkanı Pavlopulos’un resepsiyonuna davetli imiş. O yüzden katılamamış. Bu bir. İkincisi de var. Okunmak üzere bir de mektup göndermiş ve törende bu mektup okunmuş, 23 sene sonra ölene yeni ölmüş gibi rahmet, geride kalanlara da sabır diliyordu.
 
Bu yalanlama ve taziye mektubundan sonra onu direnenler listesinden çıkarmak gerekir diye düşünenleriniz olabilir. Hayır, anlamıyorsunuz. Size anlatayım ve hatırlatayım. İlhan Ahmet, o ünlü 240 imam yasası yüzünden Derin Devlet ve onun Batı Trakya şefi Halit Eren karşısında durumu en zor olan azınlık bireylerinden biridir, hatta en zor olan bireydir, ondan kötüsü yok. Çünkü o dosya Halit Eren’in elinde ve her an canlandırılıp aleyhinde yeni bir linç kampanyası başlatılabilir. Azınlık içinde bu linç kampanyasına karşı çıkabilecek ve Halit Eren’e DUR diyebilecek bir oluşum var mı? Emir geldikten sonra herkes ben de bir tekme vurayım da daha derine batsın diye kampanyaya katılmaya koşacaktır. İlhan Ahmet, Derin Devlet ile mücadelede yalnız kalacağının bilincindedir. Onun için bu açıklamaları yapmaya MECBUR idi.
 
Fakat aslında numara yapıyordu. Ensende Derin Devletin nefesini hissederken numara yapmaksızın bu Azınlıkta hayatta kalamazsın. İlhan nasıl ayakta kalıyor sanıyorsunuz? Böyle numaralar sayesinde.
 
Ama gelin ben size İlhan’ın bu açıklamalarının bile içinde direniş odakçıklarını göstereyim de onun zekâsına karşı hayranlığınız bir kat daha artsın. “Gelemeyeceğim, zira Cumhurbaşkanı Pavlopulos’un resepsiyonuna gideceğim” derken, elin Pavlopulos’unu Derin Devletin diktiği Azınlığın yegâne liderine tercih ettim demek istiyor. Ve bunu Derin Devlet ve temsilcilerinin yüzüne karşı tükürür gibi herkesin önünde söylüyor. Doğrusu büyük risk, değil mi?
 
Sonra, 24 Temmuzda Pavlopulos’un resepsiyonuna katılacağım diyor, ama bu resepsiyonun Atina’daki yangınlar nedeniyle bir gün öncesinden ve Gümülcine’deki törenden 32 saat önce iptal edildiğini, sözde söylemiyor, gizliyor, ama herkes biliyor. Ayın 23’ünde mebusun nerede olduğunu bilmiyorum, Atina’da mıydı, yoksa Gümülcine’de mi. Atina’ya kaçmış olsa bile, önünde 32 saatlik bir zaman var, bu zaman içinde insan Atina’dan değil, Amerika’dan gelir. Derin Devlete, “Ben gelmedim! Seni dinlemiyorum. Çünkü ben bir direnişçiyim!” diye adeta haykırıyor. Kabul etmek lazım, İlhan’daki büyük cesaret.
 
Sonra kendisiyle son görüşmemizde bana kulağıma eğilerek, “Aga, bil ki seninle aynı mücadeleyi veriyorum.” demişti. Vallahi aynen!
 
Yani “aynı mücadele” ne demek? Bizim tanımımıza göre Azınlığın en öncelikli sorunu Türkiye ile ilişkilerinin normalleşmesidir. Hangi mücadele? Şu yoldaki mücadele:
 
» Türkiye’nin azınlık politikasının değişip düzelmesi için.
 
» Azınlık politikasını döndürmenin Derin Devletin, MİT’in, Halit Eren’in, tarikatların ve sair karanlık güçlerin yetkisinden alınıp eskisi gibi bu işin profesyoneli Dışişlerine verilmesi için.
 
» Azınlığı denetlemenin ilk öncelik olmaktan çıkarılması için.
 
» Azınlık toplumunun kişiliğine, özelliklerine ve farklılığına saygı gösterilmesi için.
 
» Biz Azınlığı kendimize benzeteceğiz sevdasından vazgeçilmesi için.
 
» Azınlığı azınlık sorunlarına yabancı konularda manipüle etmek ve kullanmak planlarının iptal edilmesi için.
 
» Azınlık içinde ayrım kayırım yaparak, nifak tohumları ekerek toplumu bölmekten ve iç kavgalar yaratmaktan vazgeçilmesi için.
 
» Azınlık insanını terörize etmeye ve cezalandırmaya, istenmeyen kişilerden kara listeler oluşturmaya son verilmesi için.
 
» Azınlık bireyleri aleyhinde linç kampanyaları yürütülmemesi için.
 
» Hafiye yetiştirmekten vaz geçilmesi için.
 
» Başlıca özellikleri hafiyelik olan kişileri Azınlığa zorla yalancı kahraman ve lider dikmeye çalışılmaması için.
 
» Azınlıktaki her çeşit seçimlere müdahale edilmemesi ve azınlık oylarının tercih edilen kişilere yönlendirilmemesi için.
 
» Sözde azınlık kuruluşlarının lağvedilmesi ve gerçek azınlık dernek ve kuruluşlarının Azınlığa iade edilmesi için.
 
» Çeşitli müdahale ve dayatmalarla ağır darbeler almış demokratik değerleri, ifade özgürlüğünü ve azınlık bireyleri arasındaki karşılıklı saygıyı Azınlığa yeniden getirmek için.
 
» Bu politikaların yol açtığı toplumsal ve ulusal yozlaşmaya karşı mücadele etmek için.
 
» Azınlığı Türkiye’den korksun diye değil, Türkiye’yi sevsin diye özen gösterilmesi için…
 
Benim verdiğim mücadele buydu.
 
“Aga, seninle aynı mücadeleyi veriyorum.” demişti İlhan, vallahi aynen, bundan bir ay önce son karşılaşmamızda. Bana karşı da numara yaptığını sanmıyorum.
 
Sorabilirdim, ama sormadım, insanları karşımda zor duruma sokmaktan hiç hoşlanmam, elimden geldiğince kaçınırım. Sormadım, “Peki be İlhan, o zaman bu mahkemeler niye?” Çünkü cevabını biliyordum, “MECBURUM, aga.”
 
MECBUR olan insanlara anlayış göstermekten başka bir şey yapamam ki. 
 
Ha bir şey daha ekleyeyim. Türkiye’nin azınlık politikasının düzelmesi için verdiğimiz bir mücadele de, azınlık insanının istemediği şeyleri yapmaya MECBUR edilmemesi ve aynada kendisini gördüğünde tiksindiği kişi olmaması için.
 
9.8.2018 / 14.8.2018
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Yunanistan, Gümülcine, 24 Temmuz, İlhan Ahmet, Mizah