KİM İFTİRA EDİYOR, BEN Mİ, İLHAN AHMET Mİ?

KİM İFTİRA EDİYOR, BEN Mİ, İLHAN AHMET Mİ?

  • KİM İFTİRA EDİYOR, BEN Mİ, İLHAN AHMET Mİ?

GÜNDEMİ YORUMLARKEN
 
 
Mebus İlhan Ahmet, TC Cumhurbaşkanı RT Erdoğan’ın Yunanistan’ı ve Gümülcine’yi son ziyaretinden 4-5 gün sonra ve bu ziyaretin yankıları daha devam ederken Mecliste yaptığı bir konuşmada (12.12.2017), konuşmasının arasına şöyle bir cümle sıkıştırır: “... Kötü niyetli hiç kimseye gelip te yukarıda Trakya'daki herhangi bir durumu sorgulama hakkını vermemeliyiz...” Yunancası aynen: “Δεν πρέπει να δώσουμε το δικαίωμα και σε κανέναν κακοπροαίρετο να έρχεται και να αμφισβητεί την όποια κατάσταση επάνω στη Θράκη.”
 
Bu ismi verilmeksizin kastettiği kişinin herkese Erdoğan olduğunu düşündürerek, zira ziyaretinin üzerinden henüz 4-5 gün geçmiş ve yankıları devam ediyordu. Ve tarif cup diye Erdoğan’a uyuyor, zira Trakya’da durumları sorgulayan o idi; Lozan Antlaşmasını, başmüftülük konusunu, Azınlığın etnik yapısını. Bu yüzden eleştiri ve kınamalara hedef olmuştu. İlhan da demek bunlara katılıyordu.
 
En doğal hakkı. Bir siyasetçiyi övmek te, ona “sövmek” te. Ona bu hakkı tanımayan biz değiliz. Hâşa, sümme hâşa! Ona bu hakkı tanımayan Derin Devlet’in sansürü. Hepimizin gibi İlhan’ın da korkusu Derin Devlet ve onun öfkesi. Öfkelenince yapamayacağı şey yok, nasıl korkmasın?
 
Yukarıdaki lafı bir defa ağzından çıkarmış. Kaçırmış demiyorum, ne dediğini bilerek söylediğine inanıyorum. Yine de kendim için yanılmış olma ihtimalini saklı tutayım. İlhan’ın bundan sonraki gayreti o sözlerin Azınlıkta duyulmaması olacaktır. Duyulursa, reddetmek olacaktır. Derin Devlet bu, şakası yok.
 
Ben 1980’lerden sonra Azınlığın yönetiminin Öte’de yavaş yavaş Dışişleri ve Konsolosluk bertaraf edilerek Derin Devlet yapılanmasının eline geçtiğine inanıyor ve iddia ediyorum. 18 Haziran 1989 Operasyonu, baştan sona tamamen bir Derin Devlet eseri ve başarısıydı. Azınlık konusunda artık Koca Kapı, Dışişleri, Konsolosluk tabirleri batalaça çıkmış bulunuyor. İpler Derin Devlet’in elinde.
 
İz sürmek huyum değildir. Bunu Kamil Sıcakemin yapmış. İlhan’ın konuşmasının bu bölümünü o bulup çıkarmış ve videosunu da sosyal medya f/b’tan paylaşıyordu. Ulaştığı ve paylaştığı bir bilgi daha vardı: İlhan Meclisteki o konuşmasını Türkçeye çevirip azınlık basınına dağıtmış, ancak o tartışmalı cümleyi çıkarmış, dağıttığı Türkçe metinde yok. Kamil soruyordu, “İlhan kimi kastetmektedir? Erdoğan’ı mı, yoksa Çavuşoğlu’nu mu?”
 
Kamil olayı keşfetmemiş ve ifşa etmemiş olsa kimsenin haberi olmayacak. Oooh, önemli mi? Değil tabiî. Bir noktadan sonra bizim için önem kazanıyor, İlhan’ın gazetecileri dava ederek Azınlıktaki basın özgürlüğüne başlattığı saldırıdan sonra. Yoksa normal şartlarda benim şahsen üzerinde hiç durmayacağım bir olay. Ama dava edilen gazetecilerin de kendilerini savunmak için artık İlhan’ın her davranış ve demecini elekten geçirmeleri de en beklenen şey. Bu son demeci, İlhan’ın ikiağızlılığını -ikidilliliğini göstermek bakımından bizim için belirli bir önem taşıyordu. İlhan’ın kendisi için ise çok büyük önem, hayatî önem taşıyordu. Duyulursa, şahsı aleyhinde ikinci bir linç kampanyası açılmasına neden olabilirdi. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını. Bunları baştan düşünememiştim, şimdi aklıma geldi. Olayın onu ne kadar zor durumda bırakabileceğini tahmin etseydim, inan olsun üstüne gitmezdim. “Στερνή μου γνώση να σ’ είχα πρώτα.» Kimsenin aleyhinde linç kampanyası başlatılmasını istemem, buna sebep olmak hiç istemem, İlhan’ın bile. Türkiye’deki faşizm koşullarının Azınlığa nasıl yansıdığını hesap etmeyi zaman zaman unutuyorum.
 
Şimdi? Şimdi artık çok geç. Olan oldu.
 
Olayı ben böylece Kamil’den öğrendim. İlhan’ın bana Anadolu Rumlarının “soykırımı” konusunda mebus arkadaşları Mustafa ile Ayhan’a onların hakkında başlatılan linç kampanyasında nasıl “geçirdiğini”, nasıl “koyduğunu” anlatmıştı, güzel bir oportünizm ve amoralizm örneği sergileyerek, onu hatırladım. Hem çok canımı sıkmış, hem de beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Şuna kendi taktiğini taklit ederek “bir ders vereyim” dedim
 
Buracıkta bir parantez açayım. “SOL’un ahlakî avantajı” diye bir deyim var, “ηθικό πλεονέκτημα της Αριστεράς”. Biliyorum, Mustafa ve Ayhan’dan gırtlağa kadar şikayetler dolaşıyor, benim şikayetlerim belki daha fazla, zaman zaman onları dile de getiriyorum. Ama ben ne Mustafa’yı ne de Ayhan’ı İlhan’a yapılan bir linç girişiminde ve bu yüzden çok zor durumda kaldığı bir anda “bir tekme de ben vurayım, daha derine batsın” anlayışıyla hareket edebileceklerini düşünemiyorum. Ne de Erdoğan rejimini taklit edercesine Azınlıktaki basın özgürlüğüne saldırabileceklerini. İlhan’ın yoksun olduğu siyasî duyarlılık ve siyasî kültür meselesi. 
 
Şimdi beni dava edip aramızdaki kavgayı büyütünce, İlhan’la ilgili bu “soykırım” konusunu da ayrıca anlatmam gerekecek.
 
Şuna bir “ders vereyim” dedim, Erdoğan’ın ziyaretiyle ilgili demecinden onun yararlanacağı gibi yararlanmaya çalışarak, onun yararlandığı ve sömürüsünü yaptığı “soykırım” konusunda olduğu gibi. İyi gelecek mi bakalım, anlasın. Ağır kaçmasın diye ciddi tavrı bırakıp mizah yolunu tercih ederek.
 
Kimi kastediyordu, Çavuşoğlu’nu mu, Erdoğan’ı mı? Ziyaretini aylar önce gerçekleştirmiş Hakan Çavuşoğlu’nu kim hatırlıyordu ki? Elbette Erdoğan içindi o sözler, adı zikredilmeden, üstü kapalı, ama kuşku götürmez bir biçimde. Hani “νιάου νιάου στα κεραμίδια”. Hayır ben başkasını kastettim, örneğin Amerikan konsolosunu, diyemeyecek kadar Erdoğan’ı bağlayan bir demeçti bu. Ve herkes öyle anlamıştı, en başta Meclisteki Çoğunluktan meslektaşları. Zaten o demeç onlar içindi ve o amacı güdüyordu, Azınlık için değildi ve o yüzden Azınlığa dağıtılan çeviriden de çıkarılmıştı.
 
Şimdi burada ikidillilik te var, ikiyüzlülük te. İkiyüzlülük; İlhan azınlık kamuoyunda “Erdoğansever” olarak tanınır, hiç olmazsa diğer  azınlık Siriza milletvekillerine bakışla. Erdoğan’ın Gümülcine’yi ziyaretinde en baştaydı, üç azınlık mebusundan en baştaki o, camide birlikte namaz kılmalar, birlikte görünmek için çabalar, Erdoğan ile birlikte çıktığı fotoğraflar... Bunları eleştiri olarak değil, veri olarak söylüyorum.
 
İlhan, Azınlık kamuoyuna karşı “Erdoğansever”. Ama Çoğunluk kamuoyuna karşı hiç olmazsa ziyareti konusunda Erdoğan’ı eleştirel karşılıyordu. Zira Erdoğan tavır ve demeçleri yüzünden Yunan kamuoyu tarafından eleştirilere ve hatta öfkeye hedef olmuştu. İlhan da bu tepkilere katılmak istiyordu. Onun için, o konuşmasının azınlık kamuoyuna dağıttığı Türkçe çevirisinden Erdoğan’ı eleştirdiği bölümü çıkarmıştı. O bölüm Azınlık için değildi. Azınlığa kullanılan dil başka, Çoğunluğa kullanılan dil başkaydı.
 
Azınlığa hitap ile Çoğunluğa hitap arasında bir nüans farkını hoşgörüyle karşılamayacak kadar anlayışsız ve yapmacık fanatik değilimdir. Ama buradaki öyle hoşgörüyle karşılanacak bir şey değil.
 
Bu satırların yazarı Azınlıkta Erdoğan karşıtı olarak ve ona yaptığım sivri eleştiriler ile bilinirim, büyük çoğunluğun Erdoğan taraftarı olduğundan emin olduğum Azınlıkta. İlhan’la gazetecileri dava ettiğinden beri kapışmaya başladık ya, şimdi beni de dava edince daha da kapışacağız. Beni çevreye kötülemek ve sakıncalı olduğumu göstermek için yaptığı şeylerden biri de benim Erdoğan karşıtlığımı hatırlatmak oluyor. O Erdoğanseverdir, ben ise Erdoğan karşıtıyımdır. “Onsunoğlu’nun Erdoğan’a diktatör dediğini bilmiyor musun?”, beni karalamak için özelden yaptığı palaşımlardan biri. Devamında hissettirdiği, “Yani onun Koca Kapı tarafından makbul insan sayılmadığını bilmiyor musun?”... Telaffuz etmeye tenezzül ettiği şeye bakın. Bu küçük toplumumuzda hiçbir şeyin gizli kalmadığını daha öğrenememiş bizim mebus. Şahsımla ilgili daha çirkin paylaşımları da var...
 
6.7.2018


İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: İlhan Ahmet, Mustafa Çolak, İbram Onsunoğlu, Kamil Sıcakemin