İLK KARA LİSTE’NİN (1987-1996) DERİN NEDENLERİ -XIV

İLK KARA LİSTE’NİN (1987-1996) DERİN NEDENLERİ -XIV

  • İLK KARA LİSTE’NİN (1987-1996) DERİN NEDENLERİ -XIV

TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
Müftüoğlu’yla meşgul olmaya devam ederken
Müftüoğlu’nun tetikçisi Rodoplu
Hafiyelik hezeyanı
Benim tetikçilerim
Müftülük sorununa yeniden dönerken
 
 
Müftüoğlu’yla meşgul olmaya devam ederken
 
Mehmet Müftüoğlu’nun milletvekili olduğu dönemle çokça ilgilendik, ilgilenmeye de devam edeceğiz. Zira “müdahalelerin anası” diye adlandırdığımız “18 Haziran operasyonuna” hazırlıklar, onun milletvekili olduğu dönemde hız kazandı, Kara Liste uygulaması da o zaman başladı. Ve Müftüoğlu, herkes gibi o da, her şeyden habersiz, davranışlarıyla, bilincinde olmayarak Derin Devlet’in planlarına sorun oluşturuyordu. Onun için Takım’ın hedef koyduğu başlıca kişilerden biriydi.
 
 
Müftüoğlu’nun tetikçisi Rodoplu
 
Galiba Müftüoğlu’na saldırmak ve onu itibarsızlaştırmak görevi İsmail Rodoplu’ya verilmişti. Aralarında kişisel düzeyde bir şey geçmediği halde Rodoplu'nun Müftüoğlu’na karşı bu anlamsız saldırganlığı, ancak üstlenilmiş bir “millî misyon” ile açıklanabilirdi. Koca Kapı şemsiyesi altındaki haftalık (?) GERÇEK gazetesini çıkaran Rodoplu, Azınlık Mafya Takımı’nın önemli üyesi olarak gelişti ve birkaç dönem Yüksek Tahsilliler Derneği başkanlığı yaptı. Müftüoğlu milletvekili seçildiğinde Rodoplu yine başkandır. Dernek tüzüğü, yönetim kurulu üyelerine siyasetten (adaylararası çekişmelerden) uzak durmalarını salık verir ve aday olanların yönetimden istifalarını zorunlu kılar. Rodoplu, 1985 seçimlerinde Sebahattin Galip için seferber olmuş ve Müftüoğlu’na veryansın etmekteydi. Dernek çerçevesinde bu gibi olaylar yüzünden Müftüoğlu kurucu üyelerinden biri olduğu dernekten sonunda istifa etti. Dışa vurulan öfke yalnızca Rodoplu’ya karşı değildi, aynı zamanda Koca Kapı’ya karşıydı.
 
 
Hafiyelik hezeyanı
 
Belki çok yaygın bir taktik değildi, ama bazen başvuruluyordu, belirli kişileri belirli tetikçi kişilerle itibarsızlaştırma gayreti. Artık her şeyi daha değişik gözle incelelemeye başladığımdan beri bir zamanlar dikkatimden kaçan yeni planlı hareketler keşfediyorum. Bu noktada paranoya tuzağına düşme tehlikesi bulunduğunun farkındayım tabiî. Azınlıkta o tuzağa düşmeyen mi var? Azınlıkta kendisinin MİT veya Yunan istihbaratı KYP-EYP tarafından takip edildiğine inanan insanlar saymakla bitmez. Bir başka büyük grup ta kendisinin istihbarat ajanı olduğuna inananlar. Yaptıkları sıradan ispiyonculuktur, ama onlar kendilerini zehir hafiye gibi görürler, her biri birer İngiliz Kemal’dir. Hezeyanların içeriği, yaşanan toplumsal koşullara göre biçimlenir, ve bizde hafiyelik hezeyanları egemen olanlardır. Çoğu kez anlatılan ilgili öykülerin neresi gerçek ve neresi hayal ürünü ayırdedemezsiniz. Αzınlık toplumunun özel dramıdır bu, bozulan psikolojisi.
 
 
Benim tetikçilerim
 
Bu çerçevede benim de tetikçim kimdi veya kimlerdi diye sonradan sorgulama fırsatı buldum. Aklımda birden çok isim var, ve birçok olay ve bile bile hakkımda yalan ve iğrenç iddialar, ancak bir “millî merkezin” verdiği görev dahilinde gözleri kapalı ve beyni kilitlenmiş olarak yapılabilecek şeyler. Bu kişiler kendilerini çok iyi tanıdığım ve beni çok iyi tanıyan arkadaşlarımdı, vaziyetlerini daha da vahim kılan bir hal. Anlatmaya kalksam konuyu yine çok dağıtacağım. Birisinin, Sebahattin Emin Salepçi’nin, konumu pek ilginçtir, onu daha sonra ayrıca anlatacağım.
 
 
Müftülük sorununa yeniden dönerken
 
Müftülük sorununa yeniden dönerken; Mehmet Müftüoğlu’nun Danıştay’a sunduğu itiraz dilekçesini geri çekmesi için Koca Kapı’nın niye bunca baskı yapıp sonunda bunu sağladığı olayı yorumlamayı okuyucuya bırakmıştım. Okuyucu kendi yorumunu yapadursun, ben de kendi yorumlarımı yazacağım.
 
Müftünün göreve getirilişi için vilayetteki Müslümanlar arasında genel seçim yapılmasını öngören 2345/1920 sayı ve tarihli yasa daha yürürlükte iken sunulan Mehmet Müftüoğlu itirazının kabul edilip, Müftü Naibi Hafız Cemali’nin tayininin iptal edilme olasılığı varken ve devamında belki Azınlığın iradesine saygılı genel seçim veya bir başka demokratik yöntem için yol açılacak iken, Koca Kapı itirazın geri çekilmesinde niye ısrar etmiştir? Daha doğrusu itirazın kabul ve tayinin iptal edilmesinden niye “korkmuştur”? Bu sorulara yanıtı bir açıklamayla Koca Kapı’nın kendisi vermesi gerekir, bizim değil.
 
Yanıt 1: 18 Haziran operasyonu dahilinde 19 bin oyun sahibi gibi görünen Mehmet Müftüoğlu’nu sıfırlamak hedefleniyordu. İtiraz ile, ister reddedilsin, ister kabul edilsin, kabul edilirse o zaman daha da kötü, sıfırlamak istediğimiz Müftüoğlu puan toplayacaktı. Bunu engellemek için Koca Kapı Danıştay’a yapılan itiraza karşı çıkmıştır.
 
Müftüoğlu’nu bıraktık, o makbul kişi değildi. O zaman bir başkasına itirazı niye yineletmemiştir? Yukarıdaki yanıt mantıklı görünüyor, ama gerçek değil. Bir başka neden arayalım.
 
Yanıt 2:  Koca Kapı, Mehmet Müftüoğlu’nun itirazının kabulünden “korktuğu” için Danıştay’da görüşülmeden geri çekilmesini istemiştir. Yunan Yönetimi de aynı şeyden korkuyordu. İki Yönetim birden Müftüoğlu’nun üzerine çullanmışlardı, itirazını geri çek te çek diye. Can mı dayanır?
 
Bu olaydaki gibi Azınlık konusunda iki Yönetimin aynılaştığı başka durumları da bilirim. Tabiî her iki taraf ta böylelikle kendi ulusal çıkarlarına hizmet etmektedirler, öyle iddia ederler. Birbirleriyle rekabet içindeki iki devlet aynı olaydan nasıl olur da ikisi de yararlı çıkar, hayret bir şey. O zaman kaybeden kim? Azınlık canım. Danıştay’dan itirazın geri çekilmesiyle hem Yunanistan kazanmış, hem de Türkiye. Azınlık ise kaybetmiştir, belki demokratik bir kazanımı olacaktı.
 
Yunanistan kazanmıştır, zira itirazın Danıştay tarafından reddedilmesi için bir yargı darbesi gerekiyordu. Muhtemel, azınlık davalarında ilk defa da olmayacaktı, ama hukuk devleti kavramı bir yara daha alacaktı, Hükümeti zor duruma sokarak. İtirazın kabul edilip 2345’in uygulanmasının emredilmesi halinde Hükümet çok daha zor bir duruma düşecekti. Müftüoğlu’nun itirazı geri çekmesiyle Yunan Hükümeti rahat bir nefes aldı.
 
Ama partisi Y.D., Müftüoğlu’nun bu disiplinsizliğini affetmedi. Milletvekili olduğu için 18 Haziran seçimlerinde yeniden aday olması kazanılmış bir haktı. Ancak Koca Kapı ve Takım, kendisi de dahil, adaylıktan menedildiğini hayretle öğrendiler. Onu itibarsızlaştırmak için yapılan bütün hazırlıklar da böylece boşa çıktı.
 
Peki, Koca Kapı’nın korkusu neydi ve itirazın geri çekilmesinden ne kazandı? İtiraz kabul edilip 2345’in uygulanması emredilseydi, küçük te olsa böyle bir “tehlike” vardı, o zaman 1) Müzmin bir soruna dönüşecek ve sık sık Yunanistan’ı köşeye sıkıştıracak Müftülük meselesi belki de çözüm yoluna girmiş olacak ve böylelikle bu sorundan yararlanma olanağı ortadan kalkacaktı. Aynen Vatandaşlık Yasası’nın 19. maddesinde olduğu gibi. Bu madde hükümleri yürürlükte tutularak belki bazı azınlık bireyleri vatandaşlıktan düşürülüyordu, ama uluslararası forumlarda bu nedenle Yunanistan aleyhinde kınama metinleri çıkarılıyordu. 2) Bir Müftülük seçimi ilan edilmiş olsa, kimin Müftü olacağını tayin etmek, bu konuyla ilgili inisiyatif, Azınlığın kendi özgüçlerine ait olacaktı, ve büyük bir olasılıkla bu başarısından sonra Müftüoğlu ve onu destekleyenlerin grubuna, Koca Kapı’ya değil. 18 Haziran 1989’da sağlanan Azınlıktaki “milli birlik”, 1985-86’larda henüz teşekkül etmiş değildi. 3) Sorunların çözümü iyi bir şeydi, ve çözüm için uğraşılıyor izlenimi verilmeliydi, ama çözüm millî birlikte ve kilitlenmede gevşemelere yol açıyordu, onun için çözümsüzlük ve sorunların birikimi daha iyiydi... Koca Kapı Danıştay’da davayı kaybedeceğinden emin olunca, birkaç sene sonra, kaç sene kesin hatırlamıyorum, Sadık Ahmet’e Müftülerin tayinine itiraz etmesini emretti. Bu arada 2345 çoktan kaldırılmıştı. Davayı görüşme günü geldiğinde Sadık’ın ölümü araya girmişti, ve dava görüşülmeden düştü. Ama Müftülük meselesi 1985’ten beri Yunanistan’ı uluslararsı forumlarda sıkıştırmak üzere elimizde önemli bir koz olmaya devam ediyor. 19. madde ne yazık ki yürürlükten kaldırıldığı için, bu kozu elimizden artık kaçırmış bulunuyoruz.
 
İroni koymadan edemiyorum, özür dilerim. Ama nasıl ironi koymayayım? Bakın, o günlerde Mehmet Müftüoğlu’nun itirazını geri çekmesini şiddetle savunan Hasan Hatipoğlu’yla tartışıyorum, Takım’ın elebaşlarından biriyle. Bakın aramızda nasıl bir diyalog geçiyor. “Hayır, Mehmet Danıştay’a itiraz yatırmakla büyük hata işlemiştir.” diyor. “Derhal o itirazını Azınlığın menfaatleri gereği geri çekmelidir.” “Yunan Yönetimi de aynı şeyi söylüyor be Hasan abi.” “Bırak Yunan Yönetimini!”  “Sizin Takım ne diyor?” “Bak. Danıştaya başvuru Azınlığın son umududur. Önce öbür mücadele yollarını deneyelim. Son umut Danıştay. Onu daha baştan tüketmek doğru değil. Ya olumsuz karar çıkarsa? Ondan sonra biz ne yapacağız? Elimizde silah kalmayacak. Anladın mı?”
 
Hatipoğlu’nun yüzüne dikkatle bakıyorum. İroni mi yapıyor, yoksa ciddi mi, beni geri zekalı mı sanıyor diye. Benim ancak dalga geçmek için kullanabileceğim savları o ciddi ciddi dile getiriyor. Allahım bana sabır ver!
 
Müftülük meselesine yeniden döneceğim. Takım’ın (ve onun arkasındaki Koca Kapı’nın) samimiyetsizliğini ve oyunlarını göstermek için. Bu arada Mehmet ve Tevfik hocaların Müftülük konusuyla ilgili bir çalışması-kitabı yayımlanmış, daha elime geçmedi, onu da önce bir okumak istiyorum.
 
Gelecek hafta XV. Yazı


 

İbram Onsunoğlu 


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Tarih, Mehmet Müftüoğlu, Hasan Hatipoğlu, Sadık Ahmet, İsmail Rodoplu