‘Günde 100 defa Türküm’

‘Günde 100 defa Türküm’

  • ‘Günde 100 defa Türküm’

GÜNDEMİ YORUMLARKEN


Görev süresi dolmakta olan cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos, Şapçı’ya yaptığı ziyaret sırasında BT Türk Azınlığının etnik tanımını kabul etmeyerek, bizden Yunanlı Müslümanlar olarak söz etti. Şu tesadüfe bakın, bundan bilmem kaç yıl önce bir başka cumhurbaşkanı, Kostis Stefanopulos, yine Şapçı’ya yaptığı bir ziyaret sırasında aynı konuya değiniyor ve aşağı yukarı şunu diyordu: “Bir azınlık bireyinin kendini Türk olarak tanımlamaya hakkı vardır. Ancak bu hak bireysel bir hak olup, kolektif bir hak olarak Türk Azınlık diye bir adlandırmada kullanılamaz.” Eski cumhurbaşkanı yenisine bakışla daha bir haktanır özelliğe sahipti. Bu yenisi pek sert çıktı… Bir süredir Azınlıkta Türklük –Müslümanlık meselesi yeniden gündem oldu. Benim de gündeme katkım olsun diye eskilerden bir öykü anlatacağım.

 

Κώστας Μπέης -Kostas Beyis (1933), Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Usul Hukuku profesörü, bundan 20 yıl önce emekliye ayrıldıktan sonra boş durmadı, ilk uğraş olarak çeşitli hukuk ve insan hakları konularında seminerler düzenledi. Ben, hukukla ilgisi olmayan bir kişi olarak, onu, “Elefterotipia” gazetesindeki makalelerinden, Andrea Papandreu tarafından Millet Meclisi genel sekreteri tayin edilmesinden ve Abdi İpekçi ödülüne layık görülmesinden hatırlarım. Bir de bu yakınlarda son kitaplarından birini alıp okudum, “Sevdiğim Yunanistan, iflasın Yunanistan’ı”.

 

Gümülcine Müftülüğüne bir davetiye yollamış Kostas Beyis, “Yunanistan’da dinî azınlıklar ve sorunları” konulu seminer için Müftülükten sunum yapacak bir kişi belirlemesini rica ediyormuş. Tarihi hatırlamıyorum şimdi, ama 2000’li yılların başıydı sanırım, kesin tarih Trakya’nın Sesi’nde kayıtlı olmalı.

 

Benim Hafız Cemali ile 32 yıllık müftülüğü döneminde nadiren doğrudan ilişkim olmuştur. İlişkilerim genellikle ya Müftülüğün atipik çalışanı Abdülhalim Dede ya da avukatı Georgios Dudos aracılığıyla gerçekleşiyordu. “Aga, Müftülüğü temsilen bu seminere Atina’ya birlikte gidelim” dedi Abdülhalim, Hafız Cemali’nin önerisiymiş. Din konusunda sunum yapacak en uygun kişi ben değilim, ama burada besbelli ağırlıklı olarak siyaset üzerinde durulacaktı ve Hafız Cemali’nin önerisini kabul ettim.

 

Sonradan öğrendik ki, Müslüman Azınlığın tarihi ve Azınlıkta dinî meseleleri düzenleyen yasaları anlatmak üzere bizimle birlikte Dimokritos Trakya Üniversitesinde Anayasa Hukuku öğretim üyelerinden Simos Minaidis davet edilmiş. Simos, azınlık okulları müfettişi ve Rodop vilayet konağında sonradan 105 diye adlandırılan dışişlerine ait büronun ilk şefi olan ünlü Minaidis’in oğlu. Atina’da Simos’un sempatik bir kişi olduğunu tespit ettik.

 

Bizden önce diğer dinî azınlıklardan Katolik cemaati ve Yahudi cemaati temsilcileri davet edilip konuşmuş ve sorunlarını anlatmışlar. Biz, her ihtimale karşı seminere Atina’dan yanımıza iki “şahit” alarak gittik, liberal aydın Takis Mihas’ı ve Elefterotipia’dan gazeteci İoanna Sotirhu’yu, fikir Abdülhalim’in idi.

 

Seminer, Beyis’e ait bir dairenin salonunda yapılıyor. Salonda uzun bir masa, masanın etrafında 20-25 kişilik bir topluluk, kalabalık değil. Beyis’le ve Simos Minaidis’le tanıştık. Hafız Cemali’nin selamlarını ilettik. Seminere katılanlar, hukuk profesörleri ve yüksek yargıçlar, birkaçı tanıdık. Toplantıyı yöneten, eski Yargıtay başkanı ve eski adalet bakanı (adını hatırlayamıyorum). Bu hukukçularla karşılaşmaktan irkilmedim desem yalan söylemiş olurum.

 

Önce Minaidis sunumunu yaptı. Babasının ömrünü harcadığı konular. Terbiyeli bir dille resmî tezler. Sıra bize geldi. Resmî tezlerin dışına çıkacaktık, üstü örtülmeye çalışılan gerçekleri ifşa ederek. Ama bu yazının konusu o değil şimdi.

 

Dinî özgürlük konuları, karşılaşılan sorunlar, yani millî ve etnik bir şey yok. Ama ben önceden karar vermiştim, konuşmamın bir yerinde ve bir kereye mahsus olmak üzere, inadına, kasten ve bilinçli olarak Batı Trakya Türk Azınlığı diyecektim, “subliminal mesajımı” ileterek (!), isterseniz buna “provokasyon” (!) deyin. Resmî tezlere karşı bizim de kendi tezlerimiz vardı ve bunları ileri sürmemek edemezdik.

 

Bir tek kişiden, istinaf yargıcı olduğunu öğrendiğim kadından hemen tepki geldi, sözümü keserek: “Türk Azınlık yoktur, Müslüman Azınlık vardır” dedi. Soğuk bir yel esti toplantıda. Sustum. Gerginlik. Herkesin yüzünde bir hoşnutsuzluk ifadesi, en çok Beyis’in canı sıkılmıştı. Şimdi herkes benim nasıl bir yanıt vereceğimi bekliyordu sanki.

 

“-Kefalonia adasında 20 ay köy doktorluğu yaptım. 11 küçük köyden sorumlu idim. Orada herkes benim nereden geldiğimi ve Müslüman Türk olduğumu biliyordu. Ama bu süre içinde kimse bana Müslüman mısın, Türk müsün diye sormadı. Ben de bir kez olsun Türküm deme ihtiyacını hissetmedim. Ancak burada kara Yunanistan’ında böyle tepkiler yüzünden günde 100 defa Türküm diye haykırmak zorunda kalıyorum.”

 

Ve konuşmama devam ettim, başkaca bir sorun çıkmadı. Seminer bitti, katılımcılar ayrıldı. Beyis bizi bürosuna çağırdı, kadın yargıcın tepkisini tasvip etmediğini söyledi ve ev sahibi olarak bizden özür diledi.

 

22/2/2020

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Yunanistan, Azınlık, Kostas Beyis, Cemali Meço, Abdülhalim Dede, Tarih