“Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 7

“Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 7

  • “Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 7

Koca Kapı Müftüoğlu’na itiraz başvurusunu niye geri çektirdi?
 
1985-86 yıllarından başlamak üzere bugüne değin Takım sayesinde Azınlıkta en çok tartışılan konu Müftülük sorunudur. İlk yılları Hafız Cemali müftü naipliğinden, daha sonra müftülükten istifa edecek mi etmeyecek mi sorusuna odaklanmıştır tartışma. Kısa bir süre kamuoyu Hafız Cemali’nin tayinine itiraz eden Müftüoğlu’nun Danıştay’a başvurusuyla meşgul edilmiştir, Koca Kapı’nın baskıları sayesinde başvuruyu geri çekinceye kadar.
 
Türkiye’nin azınlık politikasını eleştiri çerçevesinde bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye için azınlık sorunları hiyerarşisinde başlıca ölçüt–kriter, bir sorunun onun Azınlık üzerindeki denetimini etkileyip etkilemediği ve ne kadar etkilediğidir, yani ne kadar kısıtladığı veya ortadan kaldırdığıdır. Azınlık için ne kadar hayatî olduğu ölçüt değildir. Takım aracılığıyla çıkarılacak “gürültü” ve verilecek “mücadele” ona göre kararlaştırılır. Bu açıdan müftülük sorunu, 240 imam yasası gibi konular Azınlığın denetimiyle ilgili olduğu için büyük önemi haizdir ve hep gündemde tutulmaktadır. Bir sorunun Azınlık için ne kadar hayatî olduğu ölçüt değildir ve bu nedenle birçok hayatî sorun gerektiği gibi önemsenmemiştir.   
 
Yürürlükteki yasa hükümlerinin uygulanması için yapılan ve en mantıklı ilk tepki olan Müftüoğlu başvurusuna Koca Kapı’nın karşı çıkmasını açıklamak ve anlamak mümkün görünmüyor. İleri sürülen iddia gülünç bir saçmalıktan ibaretti ve Koca Kapı’nın tavrını gerekçelemekte ne kadar zorlandığını gösteriyordu.
 
Bu olumsuz tavrın altında yatan gerçek nedenleri araştırıyorduk. Anahtar, 12 Eylül’den sonra revize edilen ve yeni bir biçim alan Türkiye’nin azınlık politikası ve bununla güdülen yeni hedeflerdir. Bu politika, BTT Azınlığını gittikçe yoğunlaşan ve “zenginleşen” Türk-Yunan sorunları–çelişkileri içinde kullanmak ve ondan yararlanmak üzere sıkı bir “askerî” denetim altına almayı amaçlıyordu ve daha bir sürü ayrıntı. Olayın amoralizmi, yeni politikayı tasarlayan MİT ve Derin Devlet gibi oluşumlar için sorun oluşturamazdı. 
 
Yeni azınlık politikası çözümsüzlük ilkesine dayanıyordu. Müftüoğlu’nun başvurusu çözüm arayıcı bir girişimdi, onun için kabul görmeyip reddedilmiştir. Buna “genel neden” dedim. Ama çok daha önemli ve tayin edici bir “özel neden” vardı, Müftüoğlu’nun şahsından kaynaklanan.
 
Milletvekili Mehmet Müftüoğlu, Derin Devlet’in önümüzdeki ilk milletvekili seçimleri için (sonunda bu seçimler 18 Haziran 1989 tarihine rastgeldi) büyük bir itinayla ve Azınlık tarihinde eşi görülmedik bir kampanya ve manipülasyonla hazırladığı Operasyonda itibarsızlaştırılması ve ezilmesi gereken ilk isimdi. Onunla birlikte yaklaşık olarak 200 kadar başka isimler de tespit edilmişti. Bunlar, MİT raporlarına göre Azınlığın kullanımına karşı gelebilecek hassasiyetleri olan kişilerdi. Kamuoyunu etkilemesinler diye itibarsızlaştırılacak, “HAİN” olarak nitelendirilip Ana Vatan tarafından “istenmeyen kişiler” ilan edilecek ve Türkiye’ye girişleri yasaklanacaktı. Yeni azınlık politikası en geniş ve kapsamlı bir biçimde bu Operasyon ile uygulamaya konulacak ve denenecekti. Diğer hedefler yanında büyük hedef olarak Gümülcine’de bir “bağımsız” milletvekili seçmek vardı, azınlık seçmenini bir kişi üzerinde kenetlemeye çalışacaklardı. Müftüoğlu bu Operasyonda bağımsız milletvekili seçimi için büyük engel teşkil ediyordu. Zaten onu bertaraf etme planı hazırlanmış ve çoktandır ucundan yavaş yavaş uygulamaya konmuştu.
 
Azınlıkta, bugün de olduğu gibi, Koca Kapı’nın müsaadesi–talimatı olmadan milletvekilleri eleştirilemezdi. Dönemin Koca Kapı çizgisindeki iki gazetesi AKIN ve GERÇEK’i inceleyecek olursanız, bunların Müftüoğlu aleyhinde eleştiriler, hakaretler ve onu itibarsızlaştırma çabaları ile dolu olduğunu görürsünüz. GERÇEK’in İsmail Rodoplu’su Yüksek Tahsilliler Derneği başkanıdır. Tüzük, yönetim kurulu üyelerinden milletvekili adayı olacakların yönetimden ayrılmalarını zorunlu kılar, diğerlerinin de üstü kapalı olarak seçimlerde tarafsız kalmalarını salık verir. Müftüoğlu’na en çok sataşan dernek başkanı Rodoplu’dur. Ve mümkün olduğunca tarafsız kalması gereken Rodoplu’nun bu tavrı karşısında Müftüoğlu sonunda dernekten istifa etmiştir. O Rodoplu, birkaç yıl sonra yapılacak milletvekili seçimlerinde Koca Kapı’nın listesinden Sadık Ahmet ve Sebahattin Emin ile birlikte aday olacaktır.
 
Müftüoğlu, Koca Kapı–Derin Devlet’in kendi milletvekilinin seçimi için büyük tehlike oluşturuyordu ve her çeşit silah kullanılarak bertaraf edilmeliydi. 1985 seçimlerinde, ilk kez liste usulü seçimler yapılmıştı, Mehmet Müftüoğlu adına diyebileceğimiz Y.D.’ye verilen oylar 20 binden fazlaydı. İktidardaki parti PASOK, Azınlığa yapılan baskı ve ayrımları daha da şiddetlendirerek ve yenilerini getirerek azınlık seçmenini tamamen kaybetmişti. Önümüzdeki seçimlerde çok daha yoğun bir şekilde Y.D.’ye, yani Müftüoğlu’na yönelmesi bekleniyordu. PASOK, öyle bir seçim yasası Meclisten geçirmişti ki, ince hesaplara göre birinci parti Y.D.’nin tek başına iktidar olabilmesi için daha 1 veya 2 sandalyeye ihtiyacı olacaktı. Azınlık oyları bu ihtiyacı karşılayacaktı. Dolayısıyla azınlık oylarının Y.D.’ye ve Müftüoğlu’na akması engellenmeliydi. İşte bu noktada bizim “bağımsızların” “derin PASOK’la” bir araya geldikleri görüldü. İktidarda PASOK vardı ve “bağımsızlar” görülmedik yoğunlukta ve korkunç bir gürültüyle 18 Haziran 1989’da seçim kampanyası yürüttüler, azınlık koşullarında onlara sağlanan özgürlük inanılmaz ölçüdeydi.  PASOK’un seçim planları tutmuştu. Azınlığın oyları “bağımsızlara” aktı, PASOK iktidardan düşmüştü, ama Y.D. de tek başına iktidar olamadı. Müftüoğlu’nu “yemek” için yapılan hazırlıklar da boşa çıktı, zira partisi onu Danıştay başvurusu yüzünden cezalandırmış ve adaylıktan dışlamıştı.
 
5 ay sonra erken seçimler. PASOK iktidardan düşmüş ve “Bağımsızlar” hamilerini yitirmişti. Bu kez çok sönük bir kampanya yürüttüler, ama bu durum, önlerine çeşitli engellerin konulmasına ve hile ve oyunlara maruz kalmalarına ve dava edilmelerine engel olamadı.
 
Müftüoğlu’nun başvurusuna dönelim. Koca Kapı olarak Operasyonu baltalamamak, hele desteklemek ve böylece şereflendirmek, bunca emekle hazırlanmış Operasyonu kendi ellerimizle sabote etmek demekti. En önem verdiğimiz bir sorun karşısında gerekeni yapmış olarak kamuoyunun takdirini kazanacak bir Müftüoğlu’nu daha sonra hain ilan edip cezalandırabilir miydik? Bu hal onun ayrıca oylarının artmasına ve Koca Kapı’nın favori adayının oy kaybetmesine ve seçilememesine neden olabilirdi. Danıştay’a itiraz başvurusu nasıl nasıl geri çekilmeliydi.
 
18 Haziran 1989 Operasyonunun amaçlarını Hafız Cemali’yle ilgili bazı anılarımı anlattığım bu diziye sığdırmak doğru değil, bu harekâtı ve amaçlarını yeni bazı bilgilerin ışığında ayrıca yazacağım. Daha anlatacağım birkaç anım var, ama işlerim çıktı ve bir süre yazmayı bırakmak zorunda kalıyorum. Hafız Cemali’den şimdilik son bir anı daha.
 
Ölümünden bir ay önce bir kafeteryada kalabalıkça bir grup içinde son ve uzun görüşmemizde şunu da anlatmıştı: -Bir seçim öncesi (hangi seçim olduğunu belirtmedi, ben de sormadım) aday olan Sebahattin Galip beni ziyaret etti ve benden kendisine seçimlerde yardım etmemi istedi. Ona dedim ki, konumum itibariyle senin yanında görünmem halinde, korkarım, faydam yerine sana zararım dokunur. Ama bak sana küçük te olsa bir faydamın dokunması için ne diyeceğim. Kalkancalılara Konsolosluk vize vermiyor. Konsolosluğu ikna edebilirsen ne âlâ, ondan sonra git Kalkancalılara sizin vize sorununuzu ben hallettim diye müjdeyi ver… O seçimlerde Kalkanca oylarının büyük çoğunluğu Sebahattin Galip’e gitti.
 
Vize sorununu bilmiyordum. Olayı yorumlayayım mı? Ağır sözler çıkacak ağzımdan. Onun için ne kadar utandığımı söylemekle yetineyim. Sorunun çözümü için Hafız Cemali’nin müdahalesine mi ihtiyaç varmış? Koca Kapı’nın Azınlık içindeki kadrosu ne yapıyormuş?
 
Tekrar ediyorum. Azınlık politikasını belirlerken Koca Kapı yalnız bırakılmamalı.
 
13/1/2020
 
SON 
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Cemali Meço, Tarih