“Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 5

“Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 5

  • “Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 5

İki kayık yan yana haydayabilir misin
 
Takım’ın billurlaşan talepleri şunlardı: “Hafız Cemali müftü naipliğinden istifa etsin ve Yönetim müftü belirlemek için yasada öngörülen seçimleri ilan etsin”. Bu taleplerin genel olmaması için hiçbir neden yoktu.
 
Bu arada ben de artık yavaş yavaş Takım’ın mevcudiyetini kabul etmiş ve işleyiş biçimini tahlil etmiş olarak, onun dediği hiçbir şeye inanmamaya başlamıştım. Örneğin, gerçekte Takım (=Koca Kapı) ne Hafız Cemali’nin istifasını istiyordu, ne de müftü için seçimlerin yapılmasını. Bu sürrealist hükmü aşağıda nedenlemeye ve kanıtlamaya çalışacağım.
 
Takım üyeleri karşılıklı tartışmaktan çekiniyorlar, Takım adına dolaşan iddiaları savunmayı beceremedikleri için mi, bunlara kendileri bile inanmadıkları için mi. Kıvırmayı iyi becerdiği için sözcülüğü sanki Hasan Hatipoğlu’na bırakmışlar. Hasan abi tartışacak insan arıyor, daha çok insanca bir iletişim ihtiyacı, ama bulamıyor. İnsanımız tartışmıyor, zira tartışmak demek görüşlerini dile getirmek demek ve bu arada tartışırken her zaman Koca Kapı’nın tezlerine ters düşen şeyleri ağzından kaçırma tehlikesi var. Sonra başın belaya girebilir, etraf hafiye dolu. Azınlıkta koşullar, bir diktatörlüğün terör koşulları. O zaman öyleydi, 1985 ve sonraları. 1989’larda o terör koşullarında Derin Devlet Azınlığa zorla bir “çalı” dikti, Sadık Ahmet’i. Onu yaşatmak için terör devam etmeliydi. Koca Kapı terörü kalksa, bizimkisi şişirgen gibi sönüverecek. 1995’te ölümünden sonra “genel af” ilan edildi, Azınlık rahat nefes almaya başladı. 2015’te aynı terör koşulları ikinciye yeniden inşa edildi, bu ikincisini yaşamaya devam ediyoruz.
 
Ben 1985 ve sonrası 15’te bir, ayda bir, bazen arayı daha da uzatarak Selanik’ten memlekete geliyorum. Beni bir süre önce memleketten kaçırtmak için kendi itirafına göre uğraş vermiş (!) Hasan Hatipoğlu gelişimi tabir caizse dört gözle bekliyor. Sohbet etmek için, birlikte bir 25 rakı içmek için. Ben kin tutmuyorum, ne varmış ne yokmuş gibi davranarak.
 
“Hasan abi bak, sizinle ilgili millet ne diyor. Yönetim, Hafız Cemali yerine İbrahim Şerif’i tayin etseydi, hiç ses çıkarmayacaklardı.”… Şimdi ben Hatipoğlu’na bunları kakarken ve onu öfkelendirirken, İbrahim Şerif’in “seçilmiş müftü” ilan edilmesine daha 5 sene vardı.
 
Dikkatinizi çekerim, Koca Kapı sayesinde ayrışma gerçekleşmiş, Hasan Hatipoğlu’na “sizin grup” diyorum, bir de “bizim grup” var. Gerçi “bizim grup” hiçbir zaman oluşmadı ama. Daha sonra yine onunla müftü konusunu tartışırken yüzüne karşı haykırıyorum: “BİZ, müftü için seçim istiyoruz, ama SİZ istemiyorsunuz. Sizin seçim talebiniz göstermelik, samimî değil.” Mehmet Emin Aga’nın müftü naipliği tayinini kabul etmesini tartışıyorduk, daha sonra anlatacağım. 
 
Takım için sorun, tayin veya seçim, halkın ne istediği veya ne istemediği değildi, yeni müftünün de rahmetli olan eskisi gibi kendisine yakın olması, kendi etkisi altında olması, mümkünse ve en iyisi Takım’ın üyesi olmasıydı. Nihayet talimatla kim gösterilmişse, onun müftü olması idi. Eski müftünün en çok etkilendiği kişi Hasan Hatipoğlu idi, Hasan abi Koca Kapı ile müftü arasındaki halka rolünü oynuyordu. İbrahim Şerif ise zaten Takım üyesi. Ama Hafız Cemali hiçbir bakımdan kalıplara uymuyordu ve Koca Kapı’nın gözdesi olmak için hiçbir şansı yoktu.
 
Hafız Cemali anlatıyor: “Vaaz ve İrşat Heyeti üyesiyim. Konsolos çağırmış, gittim. Dere tepe konuştuktan sonra beni de sosyal yardıma bağlamayı teklif etti. Kabul etmedim. Benim ihtiyacım yok, dedim. Ben Suudi Arabistan’dan İslamî misyoner olarak maaşlıyım. Siz bana vereceğiniz o parayı muhtaç olan bir başkasına veriniz.”
 
Ölümcül hata. Hiç insan bir din adamı olarak ikinci maaşı (!) reddeder mi? Batıtrakyalıda görülmüş şey midir bu?
 
Yorumu: Bu tavır, beni satın alamazsınız demektir ve seni bitirir. Doktrin malum, “Bana kendini satmayan, başkasına satılmış demektir”. Niye şansı olmadığı konusunda başka bir neden saymaya gerek yok, bir tek bu yeter. Ne Arap kültürü almış olarak Türk kültüründen yoksun olmasını, ne Yunan Yönetimine yakın olduğu iddialarını, ne de bir başka nedeni saymaya gerek yok. Kendisine teklif edilen maaşı kabul etmemekle Hafız Cemali Kara Liste’ye girmiştir.
 
İsmi mahfuz soydaş anlatıyor: “İbrahim Şerif bir gün Müftülüğe geldi ve kendinden emin bir şekilde dedi ki: Bu söylediğimi bir kenara not edin. Türkiye, bugüne dek Yunanistan’a Azınlık konusunda ne istediyse yaptırmıştır. Onun için er geç benim müftülüğümü de kabul ettirecektir ve ben bir gün buraya müftü olarak gireceğim.”
 
Adaşın yanıldığı bir nokta var. Türkiye onu “meşru müftü” yapmayı hedeflemiyor. “Seçilmiş müftü, yalancı müftü veya yan müftü” olarak kullanıyor. Bu çerçevede yargı önüne çıkarılıp hüküm giydikçe ona daha çok sahip çıkacaktır. Daha çok sahip çıktıkça ve daha başka hareketlerle daha çok hüküm giyme şansı da artacak ve Türkiye Yunanistan’ı daha çok köşeye sıkıştıracaktır. Türkiye’nin İbrahim Şerif üzerinden hedefi budur. Yukarıdaki demeci eski olduğu için bugün belki kendisi de anlamıştır.
 
Bu tiyatro oyununda rejisörün her oyuncu için öngördüğü bir rol vardır. Örneğin bana verilen rol, “Türkiye’nin azınlık politikasını eleştirmek, ondan yakınmak, mızmızlanmak, demokrasi ve insan hakları havarisi görünmek” (!). İbrahim Şerif’e verilen rol, seçilmiş müftüyü oynamak ve kovuşturmaya uğrayıp mahkûm olmak (!!). Kafanızı daha çok karıştırayım. Celal Zeybek Hafız Cemali’ye “Sakın istifa edeyim deme!” derken o da rejisörün kendisine verdiği bir rolü oynuyordu (!!!).
 
Yarın öbür gün Yunanistan ile Türkiye müftü konusunda anlaşırlarsa, müftü adayları listesinden “καμμένο χαρτί” (fonksiyonunu yitirmiş) olarak ilk dışlanacak isim İbrahim Şerif’tir. Adaşın bunu kavramış olacak kadar zeki olduğuna inanıyorum.
 
Taleplerimiz billurlaşmıştır: Hafız Cemali naiplikten istifa etsin ve müftü seçimleri ilan edilsin. Bunun üzerine milletvekili Mehmet Müftüoğlu 2345/1920 sayı ve tarihli yasa hükümleri çiğnenmiştir iddiasıyla Hafız Cemali’nin tayininin iptalini ve seçimlerin ilanını isteyen itiraz dilekçesini Danıştaya sunar. Yunan tarafı korkunç öfkelenir. Çünkü bu ülkede hukuk devleti ilkeleri geçerliyse, yürürlükteki yasada öngörüldüğü gibi, müftüyü genel oylamayla belirlemek üzere Hafız Cemali’nin tayini iptal edilmeliydi. Yunan tarafı öfkelendi derken, bizim Azınlığa özellikle Derin Devlet baktığı için, daha çok onu kastediyorum.
 
Müftüoğlu’nun hareketi Koca Kapı ve Takım’ın talepleri doğrultusunda olduğu için Türk Derin Devletinin memnuniyetten ellerini ovuşturduğunu sanırsınız. Öyle sanın. Türk Derin Devleti, Müftüoğlu’na Yunan Derin Devletinden daha çok öfkelenmiştir.
 
Aramızda dolaşan kanıtlanmamış bir söylenti vardır, bir dedikodu, Azınlık konusunda iki Derin Devlet zaman zaman el ele kol kola birlikte hareket eder diye, ha işte alın size bir örnek ve kanıt.
 
Tabiî sonra bize kalan yerli türkünün sözleri: “İki kayık yan yana haydayabilir misin, Yarim benim sevdama dayanabilir misin”.
 
Devamı yarın
 
11/1/2020
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Tarih, Cemali Meço