“Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 3

“Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 3

  • “Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 3

Hafız Cemali ile Mehmet Müftüoğlu ilişkileri
 
Hafız Cemali, Hafız Yaşar’ın taraftarı idi, ikisi de İslamcı. Hafız Yaşar, yeniden aday olmayacağını ilan ederek, 1985 milletvekili seçimlerinde Yeni Demokrasi’de yerini Mehmet Müftüoğlu’na bıraktı. Böylece iki İslamcı Hafız Yaşar ile Hafız Cemali, 1985 seçimlerinde Kemalist Müftüoğlu’nu desteklediler.
 
Şunu demek istiyorum, Koca Kapı müdahale etmedikçe veya uzak tutuldukça, Azınlıkta Kemalist ve İslamcı, sağcı ve solcu-komünist çizgileri kolaylıkla aşılıyor.
 
Müftüoğlu bana Hafız Yaşar ve Hafız Cemali’ye karşı kendisine seçimlerde yardım ettikleri için minnet borcu olduğunu söylemiştir. Hafız Cemali’nin müftü naibi tayin edilmesini hem onun kişiliğini takdir ettiği için, hem de duyduğu minnet duygusu altında desteklemiştir. Onun Gümülcine Müftülüğüne tayini, dönemin iki milletvekili Mehmet Müftüoğlu ile Ahmet Faikoğlu’nun, eski milletvekili ve Evkaf İdaresi başkanı Hafız Yaşar’ın… (Daha başka hangi isimler açıklanmıştı, hatırımda yok?) onayıyla gerçekleşmiştir. Tayinin kimseye sorulmadan ve danışılmadan yapıldığı iddiası doğru değildir. Takım’a sorulmamıştır, doğrusu budur. Bizim Takım kendini Azınlığın ta kendisi kabul ettiğinden, “Azınlığa sorulmamıştır” diye iddia ediyor. Diğerleri? Diğerleri hesap edilmiyor, zira Takım’a ve MİT’e göre onlar Yunan Yönetiminin Azınlık içindeki kadrosu’ndan (!) başka bir şey değildir. Takım dediğimin tanımını, MİT’in kullandığı tabiri ters çevirerek yapıyorum: Koca Kapı’nın–Derin Devletin Azınlık içindeki kadrosu (!). Şu farkla ki MİT’inkisi her zaman olduğu gibi çamur ve iftira.
 
Ben, 1984 sonları ve ’85 başlarından beri memlekette değilim, Selanik’e ihtisas yapmaya gittim. Takım’ın elebaşılarından Hasan Hatipoğlu’nun deyimiyle, başarılı operasyonlardan sonra Gümülcine’den gece kaçmak zoruna bırakıldım (!). Dolayısıyla gelişmelere ne bir katkım oluyor, ne de onları yakından izleyebiliyorum. Güdümlü basında yazılanlardan, “resmî” açıklamalardan falan gerçekte neler olup bittiğini öğrenemezsiniz, zira bunlar aslında olup bitenleri gizlemek ve suları bulandırmak için kullanılıyordu.    
 
Şimdi bütün bu gelişmeler, Müftüoğlu’nun milletvekili seçilmesi ve Hafız Cemali’nin naip tayin edilmesi, Takım’ın ve Koca Kapı’nın büyük ölçüde bilgisi dışında ve iradesi hilafına gerçekleşmiştir. Koca Kapı’nın tepkisini hayal edebiliyor musunuz? Küplere bindi.
 
Koca Kapı bu üçünü cezalandırmak için elinden geleni yaptı, onları yerde süründürdü. Özellikle milletvekili olan Müftüoğlu’na çok yüklenildi, bu amaçla tetikçi olarak en çok İsmail Rodoplu, Hasan Hatipoğlu ve daha sonra Sadık Ahmet ve Mustafa Bacaksız kullanıldı. “Linç girişimi” dediğimiz olayı Azınlıkta 1980-81’de Hasan İmamoğlu ve Celal Zeybek’ten sonra 1989’da Müftüoğlu’nda ikinci kez yaşadık.
 
Hafız Cemali’nin tayinine onay veren gruptan dönemin İskeçe milletvekili Ahmet Faikoğlu Koca Kapı’nın hışmından nasıl kurtuldu, bir muamma, üstelik ödüllendirildi? Bunu yalnızca Faikoğlu’nun kendisinin çok güvendiği “kıvrak oyunuyla” (uyum yeteneğiyle) izah etmek mümkün değil. Onun rahmetli Necati Meşeli’nin deyimiyle “Kapsis’in takımından Türk millî takımına” ne zaman transfer olduğu tarihi bir bilsek, muamma da büyük ölçüde çözülmüş olacak.
 
Hafız Cemali’nin tayinine Takım (=Koca Kapı) tarafından büyük ve uzun süreli tepkiler oldu. Bunlar arasında onun şahsına karşı hakaretler de önemli yer tutar. Azınlıkta bazı hakaret çeşitleri vardır, azınlık bireyleri tarafından kullanılsa da aslında bunlar bizim topluma yabancıdır. MİT ve Derin Devlet kaynaklıdır ve talimat üzerine ajanları –adamları tarafından kullanılır. Hafız Cemali’ye karşı en sık kullanılmış bir hakaret sıfatı, onun soyadı Meço’yu (sanırım Mehmet’in Pomakça bozulmuş şekli) çağrıştıran “Miço” idi. Miço, bir Hıristiyan adı, bir Müslüman din adamına böyle bir ad takmakla onun Müslümanlığa ihanet ettiğine ve Müslüman sayılamayacağına işaret ediliyor ve Müslümanlığıyla  alay ediliyordu. Anlaşılan, Hafız Cemali’nin en zoruna giden hakaret bu imiş. “Miço” hakaretine en çok başvuran Mustafa Bacaksız idi, kaleminden kan damlayan Bacaksız, Sadık Ahmet’in tayinli fedailerinden bir numaralısı, Sadık adına çıkarılan paçavralarda ve genellikle imzasını koymadığı metinlerde. Hafız Cemali son sohbetimizde anlattı, Bacaksız, ölümünden önce gönderdiği bir kişi aracılığıyla ondan helallik dilemiş. Hayret!... Hafız Cemali, şeri bakımdan bu “Miço” hakaret ve iftirasının ne büyük bir suç olduğunu izah etti. Bacaksızın elçisine “Ben onu affederim. Ama Allah affeder mi, orasını bilemem. Benden değil, Allah’tan af dilesin.” diye yanıt verdiğini söyledi.
 
Tayine tepki amacıyla, Takım kendi eliyle “katlettiği” Yüksek Kurulu bile “canlandırdı”, tepkilere meşruiyet kazandırmak için. Böylece Yüksek Kurul İskeçe Müftülüğünde iki veya üç kez sözüm ona toplantıya çağrıldı. Toplantıda üç beş kişilik bir heyet oluşturulup Kozlukepir’e Hafız Cemali’ye ziyarete gidiliyor, Yüksek Kurul adına naiplikten istifa etmesi talep ediliyordu. Bunlardan birine ben de katıldım, memlekete gelmiştim, beni bile davet etmekten çekinmediler. Ben, İskeçe’deki toplantıya milletvekili Mehmet Müftüoğlu’nun arabasıyla gitmiştim. Hafız Cemali’nin tayinine onay veren kişiler de davetli (!), Mehmet Müftüoğlu, Ahmet Faikoğlu, Hafız Yaşar…
 
Ne mi olmuştu? Bu “millî birlik”, daha doğrusu bu azınlıksal birlik gösterisi nereden icap etmişti?
 
9/1/2020
 
Devamı yarın
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Cemali Meço, Tarih