“Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 2

“Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 2

  • “Son müftü”: HAFIZ CEMALİ’NİN ARDINDAN – 2

Ekim 1982 Kozlukepir nahiye seçimleri
 
Hafız Cemali müftü tayin edilmezden önce ve edildikten sonra Gümülcine’deki seçimlere, genel veya yerel, hep karıştı veya başkaları tarafından karıştırıldı, ama öyle bilfiil değil, öne çıkarak değil, perde arkasından, kimseyi rahatsız etmeden.
 
Galiba Hafız Cemali’nin son olarak bilfiil karıştığı seçimler, bölgesindeki Εkim 1982 nahiye seçimleriydi. Anlatayım. Kozlukepir nahiyesinde seçimlere katılan 4 listeden (yoksa 5 miydi listeler, 3 azınlık listesi, 2 çoğunluk listesi) ilk Pazar hiçbiri %50+1’i tutamadığı için kimin nahiye müdürü olacağını belirlemek 2nci pazara kalmıştı. Çarpışma, azledilmiş bir öğretmen olan Mehmet Bekir ile çoğunluk adayı ve önceki dönem şaibeli bir şekilde nahiye müdürü görevine getirilmiş bölgenin zengini ve büyük bir değirmenin sahibi sağcı Kratimenos arasındaydı. 10 kadar köy içeren nahiyenin ezici çoğunluğu azınlık-Türk nüfusundan oluşuyordu, ama Kratimen, Cunta’dan beri bölgede bir şekilde “ağa” gibi bir pozisyondaydı, o ayrım ve baskı dönemi koşullarında devlet ve derin devlet tarafından destekleniyor ve azınlık nüfusu içinde “işbitirici” olarak nüfuz sahibiydi. İkinci Pazar yenilenen seçimlerin kıran kırana geçeceği ve Kratimen’in Mehmet Bekir’den daha şanslı olduğu söyleniyordu.
 
Ben bunları nereden bileceğim? Kozlukepir nahiyesine bağlı Bıyıklıköy’den olan öğretmen Ahmet Veysel gelip anlattı. Günlerden Pazartesi, 2inci Pazara 6 gün var, Ahmet abi bana bir şey danışmaya ve önermeye gelmiş. “Kratimen azınlık seçmenine dayanarak seçilmek istiyor, biz de Mehmet Bekir olarak nahiyedeki Hıristiyan seçmenlerden niye oy istemeyelim? Elenen Hıristiyan listesinin başı Hacopulos PASOK’çu, Kratimen’le aralarında büyük çelişki var, Mehmet Bekir’i destekleyebilir. Doktor, bizim liste adına Hıristiyanlardan oy isteyen Yunanca bir beyannameye ne dersin ve bunu yazmayı üstüne alır mısın?” Ahmet abi Mehmet Bekir’le konuşup ta gelmiş. İkisi de öğretmen okulu mezunu öğretmen, Ahmet Veysel çalışan öğretmen, adayımız Mehmet Bekir azledilenlerden.
 
Böylece sanırım ilk kez bir çoğunluk mensubuyla çarpışan bir azınlık mensubu, çoğunluk seçmeninden Yunanca bir beyanname ile oy isteyecekti. Aradan 40 yıl geçtikten sonra bugün böyle bir olayda belki şaşılacak bir hal göremezsiniz, ancak o günkü koşullarda “devrim” gibi bir şeydi. Fikir babası Ahmet Veysel’dir.
 
Beyannameyi hazırlamakla yetinmedim, bütün haftayı da Kozlukepir seçimlerine adamak zorunda kaldım, öyle ki son günü köyde Mehmet Bekir’in evinde misafir oldum. Oylama günü Taşkınlar köyünde sandık görevlisiydim, orada Kratimen’in fedailerinin sebep olduğu ve polisin çağrılıp geldiği bir macera da yaşadık.
 
Bir parantez. 1980-84, memlekete dönmüşüm, Azınlığın var olmak yok olmak sorunuyla karşı kaşıya kaldığı en zor dönemi yaşıyoruz, Azınlıktaki her kavgaya böyle dalbaşlamasına giriyorum. Derinden hissettiğim ve vicdanımda yük olan bir borcu ödemek için. Koca Kapı’nın bursuyla “Azınlığa yararlı olmak için” okutulduk. Uykularımı kaçırtan bu borcu bir şekilde ödemeliydim. “Azınlığa yararlı olmak için okutuluyorsunuz. Koca Kapı’ya–Türkiye’ye yararlı olmak için değil, o iş için başkaları var, siz değilsiniz.” Bu sözler, başkonsolos Tevfik Ünaydın’a aittir (1968). Hepimizi MİT hafiyesi yapmak isteyen Arif Sözeri’nin pençelerinden beni alıp kurtardığında büyük bir öfke içinde söylemişti. “Onu dinlemeyeceksin!” diye gürlemişti. “Ben bile seni hafiye olarak kullanmaya kalkarsam, beni de dinlemeyeceksin!”… Sonradan anlaşıldı ki, Tevfik bey bazı arkadaşları kurtaramamış. Türkiye’nin 1980 sonrası azınlık politikasıyla zıtlaşmamın ve “azınlıkçılık” anlayışımın bir kaynağını ifşa etmiş oldum. 
 
Kozlukepir seçimlerine dönelim. “Kasabadan” Mehmet Bekir’i destekleyen birkaç arkadaşız, en çok didineni rahmetli “Hâfız” Mustafa. Hafızlıkla bir alakası yok, lâkabı babası Medrese hocası Hafız Ahmet’ten geçme. Mustafa, kasabadan bazı önde gelen kişileri Mehmet Bekir lehine nasıl harekete geçireceğiz, sürekli bu konuyu açıyordu, en çok üzerinde durduğu isim de Sebahattin Galip, zira onun bölgede büyük saygınlığı varmış. 
 
Seçim propagandasının son günü Cuma akşamı, bir de ne göreyim, biz Sebahattin abiyi nasıl müdahil edeceğiz diye düşünürken, Gümülcine’den azınlık ileri gelenlerinden birçok kişi seferber olup Kozlukepir’e gelmiş.  Hatırladıklarım arasında Sebahattin Galip, Hasan Hatipoğlu, Halil Haki, Mustafa Bacaksız, daha başkaları ve Hafız Cemali. O gece Mehmet Bekir lehinde kalabalığa nutuk çekenler arasında Hafız Cemali de vardı. Ben de konuştum canım, konuşmaz olur muyum.
 
Hafız Cemali’nin o gece açık havada kalabalığa yaptığı konuşmada neler söylediğini hatırlamıyorum tabii, ama o hatırlıyordu, onun için önemliydi. Ve bundan gurur duyuyordu. Ölümünden bir ay önce bir kafeteryada kalabalıkça bir topluluk içinde son ve uzun sohbetimizde bu olaya da değindi ve neler söylediğini anlattı. Ona “Senin konuşman çok etkileyici oldu” demiş köylüler. Kalabalık pareyamız gençlerden oluşuyordu, gençlerin bu anılarımızı dile getirirken bizim gibi onlarla duygusal bir temas kurmaları tabii beklenemezdi. 
 
Seçimleri Mehmet Bekir kazandı. Hıristiyanlardan ne kadar oy aldı, bizim beyannamenin katkısı olmuş mudur (!), araştırmadım, bilmiyorum. Hiçbir oy kazandırmamış bile olsa, çoğunluk mensuplarından oy isteyen o beyanname, “persona non grata” ilan edilen Azınlığın, bir şekilde eşit yurttaşlık hakkını talep eden bir haykırışı idi.
 
Aşağıdaki soru o zaman aklımın ucundan bile geçmedi, ama şimdi geçiyor. O son akşamı Gümülcine’den seçim propagandasına gelen kişiler kendi inisiyatifleriyle mi, yoksa Koca Kapı’nın talimatıyla mı gelmişlerdi? Hafız Cemali’ye ve diğer din adamlarına müftü talimat vermiş denildi, ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim, o akşam Gümülcine’den Kozlukepir’e Mehmet Bekir’i desteklemeye gelenlerden bazılarının talimat olmadan bir adım bile atmayacaklarıdır. Ama ben talimatın varlığını hissetmedim, var idiyse bile hissetmedim. Varsa bile yokmuş gibi. Özel olarak bana Koca Kapı talimat vermekten daha baştan beri çekiniyordu. Öte yandan müdahale ve manipülasyon konusu 1982’lerde daha rayına oturmamıştı. Yaptırımlardan korkmadan, henüz kendimizi özgür hissediyorduk.
 
O akşam Kozlukepir’e gelenlerden söz ediyoruz da, gelmeyen ve kampanyaya katılmayanlara hiç değinmiyoruz. Onu da okuyucunun kendisine bırakalım.
 
Kozlukepir’de Kratimen’i devirme operasyonunda Azınlık Koca Kapı’nın müdahalesi olmadan kendi başına hareket ettiği için provokasyonlar yer bulamamış, hır gür çıkmamış, ayrışma olmamış, iki unsur arasında çelişkiler doğmasına müsaade edilmemiş, sonunda başarılı bir mücadele verilmiştir. Koca Kapı müdahale etseydi, aramıza nifak tohumları saçarak ve insan kayırarak, bizi birbirimize düşürerek ve ayrıştırarak işin bokunu çıkarırdı. Başka bir şeyden değil, devlet erkinin müdahalelerinin tabiatında var bunlar. Onun için mücadele ederken devlet erkinden mümkün olduğu kadar uzak durulmalıdır, talimatla güdümlü hareket edenler de, hafiyeler, ajanlar ve provokatörler mücadeleden uzaklaştırılmalıdır. Geçmişte “birlik” adına bu hataları hep işledik.
 
8/1/2020
 
Devamı yarın
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Tarih, Cemali Meço, Mehmet Bekir