YIL SONU İĞNELEMELERİ

YIL SONU İĞNELEMELERİ

  • YIL SONU İĞNELEMELERİ

KARAÇALI
 
 
Türk düşmanlığından Türk dostluğuna
 
“TourkikaNea” sitesini izliyorum. Son dönemde Türkiye’deki antidemokratik gelişmeleri ve oradaki düzenin gittikçe daha bir diktatörleşmesini sergilemekten ve kınamaktan ayrı bir zevk alıyor.
 
Ancak böyle bir alışkanlığın, kendisinin de, belki farkına bile varmadan, demokratikleşmeye başlaması gibi bir yan etkisi ortaya çıkabilir. Ve en önemlisi, Türk dostu olmaya başlamak gibi bir tehlikesi daha var
 
 
Taraf olmazsan bertaraf olursun
 
Sordum soruşturdum, İskeçeli avukat Stergios Yalaoglu’nun “seçilmiş müftüler” hakkındaki son makalesine yanıt vermesi gereken en uygun kişi kimdir diye. Neredeyse herkes, «Mebus İlhan Ahmet’ten daha uygunu yoktur» diye yanıt verdi. «Politikacıdır, avukattır ve en önemlisi, Yalaoglu’yla yakın arkadaş olarak onu çok iyi tanımaktadır.» Azınlık kamuoyundan böyle bir baskıyı «Ne bekliyorsun İlhan, hadi cevaplasana» diye kendisinin de hissetmiş olması gerek.
 
O halde iki haftadan beri mebus ne bekliyor? Yalaoglu’nun ağzını kapatacak cevabı vermekte niye gecikiyor? İlhan Ahmet’in Yalaoglu’nu 3 makale yazarı aleyhinde açtığı 2’şer, toplam 6, ceza davasında, ayrıca tazminat davalarında avukat olarak tutmuş olması mı acaba onun için bir engel teşkil ediyor? Avukatıyla bir şekilde çatışmak mı istemiyor, ilişkilerinin bozulmasından mı korkuyor? Ama bizim bildiğimiz İlhan, bu gibi kişisel sorunlarını bir kenara itip “Önce Azınlık!” narasıyla her çeşit azınlıksal soruna karşı bana ne zarar gelir diye hesap etmeden göğüs geren bir politikacıdır. Son yıllarda azınlık mücadelesini, Azınlığın tüm kavgalarını, özellikle sokak kavgalarını örgütleyen o değil mi? Başı çeken ve kelle koltukta savaşan o değil mi? Bakınız, Azınlığın çıkarlarını savunmak pahasına, Hüseyin Zeybek’in Ahmet Mete ve Koca Kapı’nın sevgili mebusu olduğunu hiç hesap etmeden onu nasıl allayıp pulladı. Koca Kapı’dan korkmayan Yalaoglu’ndan mı korkacak? Korkmaz. Ama o zaman ne bekliyor da susuyor?
 
Bir ihtimal daha var. Yalaoglu’nun görüşlerine katılıyor olması. Bu ihtimal doğrultusunda birçok veriler mevcut. Şimdi onları saymaya kalkmayalım. Eğer öyleyse, farzedelim ki öyle, yani Yaaloglu’yla aynı mücadeleyi veriyorsa, o zaman? Buradan ilan ederiz ki, bu bir tercih meselesidir ve fikir özgürlüğü tezahürü olarak İlhan’ın tercihini mutlak saygıyla karşılıyoruz. Ancaak, kendisine bu tercihin YANLIŞ BİR TERCİH ve BÜYÜK BİR HATA olduğunu hatırlatmayı ve tavrını derhal değiştirme çağrısı yapmayı da azınlıksal bir görev addediyoruz.
 
Sayın mebus! Taraf ol ve bizim tarafa gel. Çünkü senin de dediğin gibi taraf olmazsan bertaraf olursun.
 
Koca Kapı, şimdiye kadar yaptığın bazı affedilmez hatalarını affetti. O ünlü 240 imam yasasına yaptığın katkıyı ve verdiğin desteği afetti. Konsolosluğun gizli bütçesini Amerikan elçiliğine gidip karfilemeni ha keza. Ahmet Hacıosman ile sürdürdüğün kan davasını, Hüseyin Zeybek ile şimdi başlattığın yenisini hep affetti. Yapacağın yeni bir hata için affedilme imkanların tükenmiş bulunuyor. Sakın Yalaoglu’nun görüşlerini destekliyorum diye bir beyanatta bulunma, bu son hatan olacaktır, ayrıca Mustafa Çolakali ve Kamil Sıcakemin’i de çok mutlu edeceksin.
 
 
Müslüman ülke olmanın avantajı
 
“Karar” gazetesi yazarı ve eski AKP milletvekili Mehmet Ocaktan: «Müslüman ülkelerin hiçbirinde hukuk, özgürlük ve liyakata dayalı bir sistem yok.»
 
AKP ve RT Erdoğan sayesinde Türkiye nihayet Müslüman bir ülke oldu.
 
 
Hepimiz tayinliyiz
 
«Yunan devletinin tayinli Gümülcine müftüsü Hafız Cemali Meço hayatını kaybetti.»
 
Türk devletinin tayinlisi ise, çok şükür, henüz hayatta.
 
 
Cart, kaba kağat!
 
Osmanlı iktidarının imza ettiği Sevr Antlaşması Mustafa Kemal devrimiyle yırtılıp tarihin çöplüğüne atıldı.
 
AKP iktidarı, Doğu Akdeniz kıta sahanlığı konusunda kıyı ülkeleri (Yunanistan, Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs, İtalya, Fransa, Libya’nın bir parçası ve Suriye -tabii, o da katılmaya dünden razı-) arasında Türkiye aleyhinde oluşan ittifakı ve dayatılan siyasî ve diplomatik yalnızlığı “2inci Sevr” diye adlandırdı. Bu 2inci Sevr’i de, parçalanmış Libya’daki parçalardan birindeki hükümetle imzaladığı Mutabakat ile başka bir Mustafa Kemal gibi yırtmayı başardığını iddia ediyor. Hani bizim Batı Trakya ağzıyla “Cart, kaba kağat!”
 
Şimdi aynı mantık üzerinden fikir yürütelim. Türk hak ve çıkarlarını çiğneyen “2nci Sevr’in” Sevr sayılması için 1inci Sevr’de olduğu gibi, antlaşmaya Türk tarafının da imza etmesi gerek. İmza yoksa, o zaman Sevr değil, başka bir şey. Burada imza olarak iş gören ne olmuştur? Neyi imza olarak kabul edebiliriz? “Siyasî ve diplomatik yalnızlık ve kimsesizlik”, müsebbip olarak iş görmüş, bir başka deyişle, imza yerine geçmiştir. Bu yalnızlık ve kimsesizliği kim sağlamıştır, yani yeni Sevr’e kim imza etmiştir? 77 düvelle kavgalı olan Erdoğan! Daha dün imza ettiği yeni Sevr’i Erdoğan yırtamaz, eşyanın tabiatına aykırı. Sevr’i yırtmak demek, yukarıda adı geçen ülkelerle ilişkileri düzeltmek demektir. Erdoğan bu ülkelerle ilişkileri düzeltemez. Erdoğan iktidarda kaldıkça, yukarıdaki 9-10 ülkeden oluşan ittifak 2nci Sevr’i Türkiye’ye dayatacaktır, hatta 3üncüsünü, belki 4üncüsünü bile.
 
Erdoğan devrildikten sonra ancak Türkiye umut etmeye başlayabilir.
 
25/12/2019
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Mizah, Batı Trakya, İlhan Ahmet, Stergios Yalaoğlu, Hüseyin Zeybek, Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan