Yeni, insan merkezli siyaset

Yeni, insan merkezli siyaset

  • Yeni, insan merkezli siyaset

“Soydaş siyaseti” başlıklı yazımda, memlekette son yıllarda türeyen siyaset/siyasetçi türü üzerinde durmuş; bu türden acilen kurtulmamız gerektiğini söylemiştim.
 
Şu bilinsin: Soydaş siyaseti, memlekette, uzun ömürlü olmayacak. Yıkılacak. Yıkılmaya mahkûm. Çünkü geriye, yozlaşmaya, insanın doğasına aykırı hiçbir siyaset uzun ömürlü olamaz. Bu da olamayacak.
 
Peki, bu siyaseti hangi siyaset ikame edecek? Daha doğrusu, “soydaş siyaseti” devrildiğinde yerine nasıl bir siyaset gelmesi için mücadele etmeliyiz?
 
 
Gerçekçilik
 
Şimdi çıkıp desem ki: Dünya hem kendi etrafında, hem güneşin etrafında dönüp duruyor. Bunu kimse yadırgamaz. Çünkü bu, artık herkesin bildiği bir gerçek. Ancak bunu 17. yy’da söyleseydim, “kellem” tehlikeye girerdi.
 
Fakat, ne mutlu ki, birisi çıkıp o zaman bunu söyledi. Ve bugün, biz, o kişi sayesinde bu gerçeği biliyoruz. Bu insanın mücadelesidir. Kazanımıdır.
 
Şunu diyorum: Yeni siyaset, her şeyden önce gerçekçi olmalı. İnsanın birikimini temel almalı. Bilimi temel almalı. Yaldızlı sözlerle, mantık dışı olup da kulağa hoş gelen vaatlerle insanları safına çekmeye çalışmamalı. Yalın olmalı.
 
Hatta daha da ötesi. İnsanları sarsmalı. Silkelemeli. Kendisine dayatılanın güzel/iyi/adil olmadığını, insanın tarihine ve mücadelesine aykırı olduğunu gözünün içine sokmalı.
 
 
Özü insan, insanımız...
 
Yeni siyasetin özünün insan olduğunda anlaştıktan sonra...
 
Özelde “bizim” insanımıza odaklanmalı.
 
İnsanımızın, son yıllarda uygulanan politikalarla ortaya çıkan kötü, bencil, tutucu, nemelâzımcı yüzünü yontacak, onun iyi, dayanışmacı, adil, “kitaptan değil topraktan bilge” yüzünü ön plana alacak bir siyaset olmalı.
 
Asırlardır bu topraklarda hakimiyet sürmüş olan hoşgörü kültürünü, “komşusu açken tok yatmama” kültürünü, kendi tütününün kırmını/dizimini bitirdiğinde komşusuna yardıma koşma kültürünü temel almalı. Polis barikatlarına ve/veya azınlık mağazalarını yağmalamaya gelen faşistlere karşı el ele, omuz omuza tek vücut olma durumunu temel almalı.
 
Bunlar, bize unutturmak istedikleri çünkü.
 
İnsanımız kendi menfaati için arkadaşını “kazıklayan”... komşusunu ispiyonlayan... kendisi gibi düşünmeyeni dışlayan, yalnızlaştıran, ötekileştiren, bertaraf eden... kaostan ve polemikten beslenen... kendi çocuğunun çıkarı için başkasının çocuğuna haksızlık eden... para ve erk hırsıyla her türlü ahlâksızlığa bulaşabilen bir insan değil.
 
Bunu kırmalı, insanı ön plana çıkarmalı.
 
 
Sevginin dili
 
Ve tüm bunu yapmak için de, elbette, her şeyden önce bize dayatılan nefret dilini kökünden koparıp atmalı, sevginin dilini toprağa serpilen tohum gibi toplum içine yaymalı.
 
Bir temel ilkeyi de unutmadan: Başkaları için güzel şeyler düşünemeyen, kendisi için de güzellik düşünemez.
 
“Soydaş siyaseti”ni elimizin tersiyle iterken, insana güzel olanın, iyi olanın, haklı olanın, adil olanın ne olduğunu ona yakışır bir dille anlatmalı. Sevgi diliyle.
 
 
Haklı tarafta
 
Bu elbette kolay olmayacak. Şaklabanlık yapıp sırt sıvazlamak yerine yeri geldiğinde insanı “sarsmak”... anlamsız ve mantıksız “formüllerle” onu kandırıp oyunu aldıktan sonra evinde oturup beklemesini istemek yerine onu mücadeleye katılmaya, düşünmeye, sorgulamaya yönlendirmek... onu din ve milliyetçilik ile fanatize etmek yerine ona asıl düşmanını göstermek, hiç de basit değil. Hatta oldukça çetin bir iş.
 
Bu iş için gönüllü, insanı seven, insandan yana özgür bireyler lâzım. Nâzım usta gibi söylersek, “kazanandan yana değil, haklıdan yana” olan insanlar lâzım. Ve bunlar, sanıldığının aksine hiç de az değil.
 
 

Mustafa Çolakali


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Siyaset, İnsan