Erenler hanedanı, BATI TRAKYA’NIN GERÇEK SAHİPLERİ

Erenler hanedanı, BATI TRAKYA’NIN GERÇEK SAHİPLERİ

  • Erenler hanedanı, BATI TRAKYA’NIN GERÇEK SAHİPLERİ

GÜNDEMİ YORUMLARKEN



 
Yukarıya aldığım f/b paylaşımı, Recep Paçaman’ın. Ve BUNAK diye hitap ettiği kişi İskeçeli emekli doktor agamız HİKMET CEMİLOĞLU. Hakarete konu olan olay, Halit Eren’in oğlu Abdullah Eren’in “Batı Trakya’nın asıl sahipleri biziz” sözünü içeren demecine Hikmet’in tek kelimeyle KINIYORUM diye yaptığı yorum.
 
Müsaadenizle biraz ağzımı bozacağım. Zira Piçaman gibi terbiyesiz ve şımarık bir kişiye kullandığı dilden konuşmalı. Sonra eh yol açtığı öfkeyi de dışa vurmayalım mı?
 
Oğul Eren’in demecini duyuran İlhan Tahsin, bunun kurtarılmamışçı-αλυτρωτικό bir   mesaj olarak algılanacağının bilincindeydi elbet. Ve bu yüzden kınanacağının, yorumlara ve karışıklığa yol açacağının, Azınlık aleyhinde ve özellikle Abdullah Eren aleyhinde kullanılacağının. Provokatörce davranışları taktik haline getirmiş bu kişiye zevk veren  şey, duyurusunun böyle karşılanacağını bilmesiydi. Nitekim öyle de oldu. Hem oğul Eren kınandı, hem de Azınlık aleyhinde bir hava oluştu. Ve İlhan Tahsin dört köşe.


Hâlâ  onu tanımadınız  mı?  Şimdi de  Abdullah  Eren’i  savunmaya koşacak,
sonra ne kopartırsa. Parsa toplayacak.
 
Şöyle bir korku dile getirmek için ortam ve konjonktür çok müsait idi: SURİYE’DEN SONRA SIRA YUNANİSTAN’DA MI? Üstelik söz konusu demecin sahibi, hazırlık safhasında böyle bir mesajı iletecek en yetkili kişi, doğrudan cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlı Dış Türkler ve Akraba Toplulukları kurumunun başkanı. Ondan direktifle mi bu lafı attı?
 
Demeç duyurulduktan ve tepkilere yol açtıktan sonra şöyle bir yanetkisi daha olabileceği   düşünüldü ki, Abdullah’ı dondurdu: “Yunanistan’ın toprak bütünlüğüne kastım var diye bana Yunanistan’a giriş yasağı  koymasınlar? Babama koydukları gibi? Ondan sonra 24 Temmuz fiestalarını düzenlemeye, Azınlığın Derin Devlet iradesine biat alıştırmalarını  örgütlemeye ve finanse etmeye Batı Trakya’ya gidemeyecek miyim? Felaket!”
 
Ve derhal kalemşörlere direktif gitmiş olmalı ki başladılar aynı türküyü çağırmaya: “HAAYIR! YANLIŞ ANLAŞILDI! AMACIM O DEĞİLDİ. DEMECİMİ İYİ OKUYUN, ANLARSINIZ. ONU KASTETMEDİM.”
 
Demeci Azınlıktan kınayanların bulunması, durumu daha da ağırlaştırıyordu. Dolayısıyla onlara ağzının payını vermek ve susturmak gerekiyordu. Biz azınlıkçılar, demokratlar, barışseverler, solcular, bağlı ve satılık olmayanlar, kaç kişiysek işte, elbette kınayacaktık ve kınadık. Bize hakaret, iftira ve tehditten başka tepki veremedikleri için ve bunlar tükenmiş olduğu için artık bizimle uğraşmaktan vazgeçmiş görünüyorlar. Ama Abdullah’ın demecini Hikmet Cemiloğlu da kınamıştı, bir ömür Takım’a yakınlığıyla bilinen Hikmet agamız.
 
Takım’da son dönemde meydana gelen ufak tefek çatlaklardan söz etmiştim. Ama üstü örtülmeye çalışılan büyük yarık eski Kemalistler ile Erenler hanedanının örgütlediği yeni   İslamî faşistler arasında. Kemalistler yavaş yavaş tasfiye edilirken artık bu yarık gizlenemeyecek kadar büyümüş görünüyor. Hikmet agam Kemalist, Abdullah’ın demecini kınayıvermiş.
 
Azınlıkçılık ve demokratlığı tuttuğundan mı, İslamî faşizme karşıtlığından mı?Erenler’in finanse ettiği faşizm, Hikmet Cemiloğlu’nun bu kadarcık farklılaşmasına bile tahammül edemiyor. Daima Takım ve Koca Kapı’nın yanında durmuş olmasına bile saygı duymuyor. Artık durumlar değişti, Azınlıkta bizim borumuz ötüyor diye İslamî faşizmin egemenliğini ilan ediyor.
 
Ve Hikmet Cemiloğlu’nun artık yaşlanmış olmasını bir sosyal kusur gibi göstererek ona BUNAK diye hitap ediyor. Bu işte kullanılan haddini bilmez bir saygısız ve şımarık kopartma, Erenler’in önüne bir parça kemik attıkları ve Abdullah’ın başında bulunduğu kurumda çalışan Recep Paçaman.
 
Paçaman’ın bu hakaretini beğenenler arasında bir isim yabancı gelmedi, Kozlukepir belediye başkanı Rıdvan Ahmet. Erenler’in bokunu bile pandispanya olarak gören ve buna kendini mecbur hisseden bir belediye başkanı. 
 
Türkiye’den ithal edilen faşizmin ilk büyük dikme kahramanı ve lideri Sadık Ahmet’in Hasan Hatipoğlu aleyhinde söylediklerini hatırladım: “MORUUUK MORUK!” diye haykırıyordu Hasan Hatipoğlu’na, “Bana ne karışıyorsun, moruk! Sen 70’ini geçmişşin, ben daha 46 yaşındayım!”... Niye liderin bu vecizelerini çerçeveletip te Dayanışma Derneklerine asmazlar, bir anlam veremiyorum… Zaman geçiyor, şartlar değişiyor, ama bizim faşizmin dili değişmiyor.
 
Faşizme ve gericiliğe karşı savaşmayıp karşıdan seyretmekle yetindikçe, durmasını burada elimizi kıpırdatmadan Türkiye’de gerçekleşecek olan değişiklikten umut ettikçe, Azınlığın bünyesini yavaş yavaş iyice sarıp geri dönülmez bir noktaya gelindiğini göreceğiz çok yakında bir gün, o zaman Türkiye’deki muhtemel değişiklik bile bizi kurtarmayacaktır. Onun için faşizmin her baş kaldırışında hep birlikte onu ezmeye koşmalıyız. Bu son olayda da öyle. Dangalakça verilmiş demeçleri, onları kınayanlara yöneltilen saldırı ve hakaretleri, farklı görüşlere tahammül edemeyip atılan çamurları ve yaratılan korku atmosferini hep birlikte kınayalım. Löppecilik oynayıp bu işin sorumluluğunu birkaç kişinin omuzlarına yüklemeyelim.
 
24.10.2019
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Yunanistan, Türkiye, Abdullah Eren, Halit Eren, İbrahim Eren, Hakan Çavuşoğlu, Batı Trakya, Hikmet Cemiloğlu, Recep Paçaman