FRANGUDAKİ PROGRAMI etkinliğini boykot nereden çıktı?

FRANGUDAKİ PROGRAMI etkinliğini boykot nereden çıktı?

  • FRANGUDAKİ PROGRAMI etkinliğini boykot nereden çıktı?

GÜNDEMİ YORUMLARKEN
 
 
İki milletvekilinin AÇIKLAMA’sı nereden icap etti?
 
Talimat gelmişse, “Frangudaki Programının 18 Eylül etkinliği boykot edilecektir” diye, o zaman bu talimat geneldir ve herkes için geçerlidir. Milletvekillerini de kapsar, güdümlü derneklerimizin temsilcilerini de, güdümlü azınlık medyasını da. Tüm bağlı ve bağımlıları da... Bu arada “Ama durun, suları biraz bulandıralım” diye birileri çokseslilik ve demokrasi oyununa başvurmuş besbelli.
 
Ne demek oluyor, milletvekilleri boykot edeceklermiş, ama öğretmen derneklerinin temsilcileri, yüksek tahsillilerin başkanı ve diğerleri boykota katılmayıp etkinlikte konuşmacı olarak yer alacaklarmış? Nerede ve ne zaman görülmüş Azınlıkta bu? Ve bu yüzden iki milletvekili yayımladıkları açıklamada o kişileri eleştirip kınıyorlar?
 
Bu ne ucuz oyundur! Azınlığı ve herkesi bu kadar enayi yerine koymak!
 
Birkaç saat sonra bir de bakıyoruz ki hiçbiri katılmayıp tümü etkinliği boykot ediyor. Diğerleri milletvekillerinin birkaç saat önceki çağrısından etkilenip te mi boykota katıldı dersiniz? Zavallı azınlık basını tüm olarak niye katılsın boykota talimat yokken? Hadi canım sen de! Böyle olacağı daha baştan programlıydı.
 
Şimdi başka bir sorun ortaya çıkıyor: Madem etkinliğe katılmayacaktın, o zaman sana ilk sorulduğunda niye “evet katılırım” dedin? Ayrıca adının etkinlik programına ve konuşmacılar arasına yazılmasına niye müsaade ettin ve son ana kadar salonda herkesi beklettin? Bu soruya verebilecek bir yanıt, “Eh ne yapalım, talimat çok geç geldi.” olabilir. Sonuç ne ise amaç ta odur. Amaç, etkinlik sorumlularını gafil avlayıp etkinliği rezil etmekti besbelli. Bizim Kırmahalle’de buna TERBİYESİZLİK diyorlar en azından.
 
Azınlık eğitiminde “ne kadar az öğrenirlerse o kadar iyi, hiç öğrenmezlerse gene en iyi” doktrini yavaş yavaş terkedilirken, bundan 22 yıl önce Yorgo Papandreu’nun eğitim bakanlığı döneminde iki olumlu önlem alındı: 1. Halk arasında ilk sorumlusu bayan Frangudaki’nin adıyla anılan Yunancayı öğretim ağırlıklı eğitim Programı. 2. Üniversitelere girişte azınlık adaylarına tanınan % 0,5’lik kontenjan.
 
Ayıptır söylemesi, bizim Koca Kapı, bu iki olumlu önleme de, yalnızca temkinli yaklaşmakla kalmadı, karşı çıktı. İki önlemin de hep altını oymaya çalıştı. Frangudaki Programında Koca Kapı’nın sergilediği aleyhte tavrını ve bu yüzden program sorumlularının çektiği sıkıntıları ben oldukça yakından yaşadım. Program sorumluları, bizim Koca Kapı’dan güdümlü dernekleri –güdümsüz dernek zaten yok– iyi niyetli ve samimî oldukları konusunda ne yaptıysalar inandıramadılar. Program hakkında görüş bildirme, öneride bulunma, ona katılma, onda yer alma, onu yönlendirme ve biçimlendirme taleplerine hep olumsuz yanıt aldılar ve genellikle hor karşılandılar. En sonuncu horlama da bu 18 Eylül etkinliğinde gerçekleşti. Ama ne horlama. Tam bir “φτύσιμο”!
 
Programa ilk dönem daha şiddetle karşı çıkan Yunan Derin Devletiydi. Öyle ki Türk Derin Devletine meydan kalmıyordu. O kesimden gelen tepkilerden bazılarını zaman zaman anlatmışımdır. Frangudaki’ye o zaman “Trakya’da hüküm süren koşullarda bu programı yürütemezsiniz” demiştim. O da “Korkmuyorum” demişti, zira “Program konusunda başbakanla doğrudan iletişim halindeyim”. Her iki taraftan sabote edilmesine rağmen Program 22 yıl sürdürüldü, beni hayrete düşürerek. Hep “bizden bu kadar” deyip çekip gitmelerini bekledim.
 
Yirmi iki yıl sonra benim inancım, özetle: Frangudaki Programının azınlık okullarındaki öğretmen ve öğrecilere Yunancayı öğretme ve öğrenme konusunda bir metod verdiği. Bu süre içinde ve Program sayesinde Azınlıkta iyi Yunanca bilen kuşakların yetiştiği. Azınlıkta bilmediğimiz eğitim durumunun çeşitli yönleriyle ayrıntılı ve bilimsel olarak araştırıldığı ve kaydedilip açıklandığı. Azınlıkta yüksek oranda gerçekleşen okulu terk etmenin önüne geçmeye çalışıldığı ve bu çabanın oldukça başarılı olduğu. Bu Program sayesinde eğitim tablosunda gözle görünen iyileşmeler gerçekleştiği. Ancak öte yandan hükümetlerin birçok müzmin sorunu çözüme kavuşturmak için isteksiz göründüğü ve yeni sorunların ortaya çıktığı. Yunanca derslerini destekleme amaçlı Programın, dolaylı da olsa Türkçe öğretimine de katkı sağladığı.
 
Fakat Frangudaki Programının faaliyetleri eğitimle sınırlı kalmadı. Eğitime olumlu katkıda bulunabilmek için Batı Trakya’daki sosyolojik şartların düzelmesi gerekiyordu. Azınlık okullarında azınlık öğretmenleri ile çoğunluk öğretmenleri arasındaki ilişkilerin düzelmesi, genel olarak azınlık–çoğunluk arasındaki ilişkilerin iyileşmesi, onlarca yıldan beri işlenen önyargıların yumuşaması... bu amaçla ortak seminerler düzenlendi, Yunanlı öğretmenlere Türkçe öğretildi vs.
 
Özetle, Türk Azınlığın Program sorumulularına karşı minnet ve şükran borcu vardır.
 
Bunlar benim izlenimlerim ve değerlendirmelerim. Daha başından beri öyleydi, bazı konularda itirazlarıma rağmen değişmedi. Program sorumlularının son beş altı yıldır Koca Kapı’yı ve oradan güdümlü azınlık derneklerini son bir fethetme operasyonuna giriştiklerinden beri benimle ve daha başka azınlıkçı arkadaşlarla ilişkileri kestikleri (kesmek zorunda kaldıkları?) halde değişmedi. Benim olumlu izlenimlerimin tersine, iki azınlık milletvekilinin AÇIKLAMA’sında program ile ilgili yalnızca olumsuz tespitler, hatta hakaretler var.
 
Aynı konu hakkında Azınlık içinden birbirine tamamen böylesine zıt iki görüş dile getiriliyorsa, o zaman taraflardan biri samimî değildir ve ısmarlama konuşuyordur. 
 
Bir soru: İki milletvekili 22 yıllık Programın olumsuzluklarını bu süre içinde kaç defa dile getirmişler? Böylece eskilerinin devamı olarak son açıklamalarının samimiyetine de inanalım? Bir tek eleştirileri var mı? Yok. Haydi Burhan yeni mebus, ilgilenmiyordu, şimdiden sonra ilgilenecek. (Sanki azınlık sorunlarıyla ilgilenmek için önce mebus olmak gerekirmiş gibi.) Ama İlhan eski. İlhan’ın Program hakkındaki sakıncaları ne zaman biçimlenmiş ve onları daha önce ne zaman dile getirmiş? Benim İlhan’dan hatırladığım: Frangudaki Programının uzunca bir süre önce Atina Üniversite’sinde düzenlediği konferansta yaptığı sunum, Program hakkında övgülerle doluydu ve hiç eleştiri içermiyordu. Kınanacak ve tükürülecek ölçüde kötü ve kötü niyetli olduğunu ne zaman anladı? Diyelim ki son anda İlhan’a ilham geldi ve pat diye Programın kötü olduğunu kavrayıp çat diye görüş değiştirdi. Ama bu durumda insan samimiyet adına eskiden böyle düşünmediğinin ve yanıldığının altını çizer. “22 sene sonra anladım ki, Frangudaki Programı kötüdür.” O zaman kötü olduğuna dair bir tek kanıt bari göstersene.
 
Azınlıkta bir avuç insanız ve iki milletvekilinin imza ettiği o Açıklama’nın çok daha DERİN nedenlerden kaynaklandığını biliyoruz. Bunu Azınlıkta kimse ifade etmeye cesaret edemeyecekse de. Burhan’ın kendini savunacak argümanları olduğuna inanıyorum, ama bu onu kısmî sorumluluktan kurtarmaz.
 
TERBİYE sınırlarını aşarak Fangudaki Programına ve Program sorumlularına bir HAKARET ve “ΦΤΥΣΙΜΟ”dan ibaret Açıklama’nın “cazibesine, büyüsüne ve gücüne” (!) dikkatinizi çekmek isterim. Açıklama’ya istisnasız tüm azınlık medyası aynen yer vermiştir, hiç yorumsuz. “Resmî” olduğunu bildikleri için, besbelli, kimse dokunmaya ve yorumlamaya bile cesaret edememiştir, Kur’an’dan bir ayetmiş gibi. Ve yalnız ona yer verilmiştir, başka hiçbir şeye. 18 Eylül etkinliğine Azınlık ve Çoğunluktan konuşmacılar katılmıştır, görüşler dile getirilmiştir, ama tümü görmezden gelinmiştir. Azınlık medyası ve Azınlığın kendisi için 18 Ekim etkinliği o Açıklama’dan ibarettir. O kadar. Ve o Açıklama, herkesin anladığı gibi, İlhan ve Burhan’ın çok ötesinde bir şeydir.
 
Ben Program sorumlularını, sol liberal ve anti-milliyetçi, Program öncesinden yayınlarından tanıyordum. Yunanistan ve Türkiye gibi “sert çekirdekli” ulus devletlerdeki derin yapılanmaların tahammül edemeyip nefret ettiği ideoljik yönelim. Ancak Azınlığın içine itildiği koşullarda azınlık eğitimine en yararlı olabilecek bir konum. Bunu Koca Kapı’nın böyle değerlendirecek kadar zekası olduğunu sanıyordum. Karşımızda diyaloga ve tartışmaya açık ve benzeri Yunanistan’da bulunmaz önyargısız bir bilimsel grup vardı ve bu tanımı tüm davranışlarıyla doğruluyordu. Azınlık eğitimi ve azınlık çıkarları adına ayağımıza gelmiş bu fırsatı değerlendirmeliydik.
 
Bizim önceliğimiz azınlık çıkarları idi, Koca Kapı’nın önceliğinin ise Azınlığın denetimi olduğunu yavaş yavaş, istemeye istemeye ve kabul edemeye edemeye öğreniyorduk. Ve azınlık çıkarlarını denetime feda etmeye hazır olduğunu görüyorduk, benim için en travmatik deneyim olmuştur. Frangudaki Programının Azınlığa yararlı olup olmayacağı ve ne kadar yararlı olacağı önemli değil, Türkiye’nin Azınlık üzerindeki denetimini ve kurumsal rolünü olumsuz yönde etkileyip etkilemeyeceği önemliydi.
 
Tabii “olumsuz” yönde etkileyecekti. Azınlığa yarayan her şey, her gelişme öyle etkileyecekti. Çünkü bu denetim anlayışı sakat ve hastalıklı idi, siyasî bir dille faşizan idi. Ayrım ve baskılar kaldırıldıkça, eşit yurttaşlık koşulları sağlandıkça, aradaki uçurumsal fark giderildikçe, Çoğunluk ile ilişkiler düzeldikçe ve gettolaşmadan kurtuldukça Türk Azınlığın Türkiye’ye olan bağımlılığı elbette azalacaktı. Duygusal bağdan söz etmiyoruz. Ama bağımlılığın azalması ve yeterlilik ve özerklik duygularının gelişmesi, aranan ve arzu edilen öncelikli bir hedef değilse bile değişimin kaçınılmaz bir sonucuydu.
 
Koca Kapı ise Frangudaki Programını Truva Atı gibi görmek istedi, Yunanistan’ın Azınlığı asimile etme ve Türkiye’nin kurumsal rolünü etkisizleştirme projesi gibi. Bu kuşkusunu destekleyecek kanıtlar aradı durdu, bulamadı, bulamayınca uyduracak oldu. Tetikçi “Millet” gazetesi tarafından “Düşmanın eğitimi” başlığının nasıl tahrif edilip te yaygara koparıldığını ve iftiraya başvurulduğunu hatırlayalım. Kitaplarda bir tek Pomakça “zagaliça” (tilki) sözcüğünün kullanılmasından ne fırtınalar koparıldığını da hatırlayalım. Sanki Pomakça Azınlığın konuştuğu bir dil değil de düşman uzaylılara aitti.  Program çeşitli yollarla üstü kapalı veya açıkça hep baltalandı, geniş kabul görmesi engellendi ve daha yararlı olmasına müsaade edilmedi.
 
Ve iki milletvekilinin son Açıklama’sı bütün bunların üzerine şimdi tüy dikti. Program ve Program sorumluları ilk kez böyle küçümsenerek resmen paylanıyordu.
 
Koca Kapı, Frangudaki Programının bir öncü olarak iş görmesinden de rahatsız oluyordu. Bunu izleyecek daha başka programlar, sivil toplum örgütleri, insan hakları savunucuları vs tarafından benzeri olumlu yaklaşımlarla Azınlığın içine kapatıldığı gettodan kurtulacağından, sorunlarına kendi sahip çıkacağından, taraf olarak müzakerelerde yer alacağından, özerkliğini sağlamlaştıracağından âdeta korktuğunu gösteriyordu. Azınlık kişilik kazanırsa denetim gevşeyecek, onu manipüle etmek imkânsızlaşacaktı. Türkiye’nin azınlık politikasını son 40 yıldır Azınlığın denetimini yitirme kaygısı belirlemektedir.
 
O söz konusu Açıklama’yla yaşamlarınının 20 yılından çoğunu eğitim yoluyla Azınlığın yaşam düzeyini düzeltmeye adamış Frangudaki Programı sorumlularının çocuk azarlar gibi azarlayıp kovulmasından ve bu nankörlük gösterisinden sonra, bir hedefe daha varılmak istenmiştir, şöyle bir yargıya yol açarak: “İyilik bilmeyen bu Azınlıkla uğraşmaya değmez. Kendi iradesi yok, ipi başkasının elinde.”
 
Koca Kapı bizi kendi kurduğu getto içinde hapis tutmaya çalışmaktadır. Kızını erkeklerden korumak için onu eve kapayıp dışarı salmayan paranoyak bir hasta baba gibi.
 
26/9/2019
 
 
NOT: Mustafa ile Zeybek
 
Yukarıdaki makale yazıldığında eski milletvekili Mustafa Mustafa ile İskeçe milletvekili Hüseyin Zeybek’in 18 Eylül etkinliğine konuşmacı olarak davetli olduklarını ve davete icabet ettiklerini biliyordum. Mustafa’nın sunum yaptığını, Zeybek’in ise bir selamlama konuşmasıyla yetindiğini söylemişlerdi, ama neler dediklerini iletmemişlerdi. Selanik’te bulunduğum için de sorup öğrenememiştim. İlhan ile Burhan’ın imza ettiği “RESMΔ Açıklama’nın dışında bizim azınlık medyasında “etkinlik ile ilgili başka hiçbir şeye ASLA değinmeyeceksiniz” diye emir gitmiş gibi suspus hali hakim olunca, nereden öğrenecektim. Onun için olayı benim değerlendiriş açımdan önemli olmasına rağmen makalemde bu ikisinin görüşlerine yer vermemiş ve eleştirmemiştim. Bereket azınlık dostu Nassos Theodoridis’in bir paylaşımı gözüme ilişti, bir gün sonra yine bir başka dost Vemund Aarbake’nin bir başka paylaşımı, böylece diğer katılımcıların neler söylediklerini de sonradan (bugün 29.9.2019) öğrenmiş oldum. “Agamız bize kızdığından bu olayda onunla benzer konumda olmamıza rağmen küçüklük ederek bizden söz etmemiş” diye bana yüklenmeye hak doğduğu için derhal düzeltiyorum.
 
Şimdi aşağıda yazacaklarımdan belki rahatsız olacaklar. İnan olsun bu rahatsızlığı önemsemiyorum ve değersemiyorum. Azınlığı işte böyle çekinceler ve daha başka benzeri tereddüt ve korkaklıklar batırdı ve bugünkü nefes alamadığımız özgürsüzlük ve korku ortamını yarattık.
 
Özetle: Hem Mustafa hem de Zeybek, 1. Yasağa rağmen etkinliğe katılıp konuşuyorlar. 2. Çamur atmak yerine Programın azınlık eğitimine katkısını dile getiriyorlar. 3. Etkinliğe katılmayıp dışarıdan Programa çamur atanları kınıyorlar. Bunu daha açık ve sert bir biçimde Mustafa yapıyor.
 
Mustafa ile Zeybek, Koca Kapı’nın talimatına uyarak etkinliği boykot etmek yerine, “isyan edip” Azınlığın çıkarlarını savunmayı tercih ediyorlar. Olay, bize göre az önemli değil. Kamuoyuna iletilen mesaj, “Siz de bizim yaptığımız gibi yapın”. Tabii azınlık medyasından ambargoya maruz kalıyorlar.
 
Bunun dahi Koca Kapı’nın bir oyunu olabileceğini düşünenlere katılmıyorum. Zira çatlak, bir oyunda olamayacak kadar derin.
 
Yerel yönetimdeki kavgalardan sonra bu üçüncü kavga. Umut verici bu kavgaların çoğalması gerek. Koca Kapı’nın kabul edilmez müdahaleleriyle Azınlıkta oluşmuş korkunç ve sessiz ayrışma ve dayatılmış terör, bu gibi kavgalarla giderilecek ve edebiyatı çok yapılan birlik ancak bunlar sayesinde inşa edilecektir.
 
Mustafa ve Zeybek sansür edilip yayımlanmamış konuşmalarını gönderilerse, biz TİKEN’de seve seve yayımlarız.
 
29.9.2019   
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Azınlık, Eğitim, Müslüman Çocukların Eğitimi Programı, İlhan Ahmet, Burhan Baran, Yunanistan, Türkiye, Mustafa Mustafa, Hüseyin Zeybek, Batı Trakya