Soydaş siyaseti

Soydaş siyaseti

  • Soydaş siyaseti

Memleketimizde son yıllarda yeni bir siyasetçi modeli türedi: “Soydaş”lar...
 
Aziz Nesin’in “Zübük” karakterinin Batı Trakya’da yaşayan bir minyatürü olan bu “Soydaş”ların, ortak özellikleri neler, peki?
 
Şöyle sayalım:
 
1/ Popülizm: Gittikleri köylerde, mahallelerde insanlara sarılıp şapur-şupur öpüyorlar, fotoğraflar çektirerek, boş ve asla gerçekleştiremeyecekleri vaatler veriyorlar: Kimisi tütüncüleri kurtarıyor, tütün primlerini artırıyor, dönüm başına yüzlerce euro dağıtıyor; kimisi bankalarla takışıyor; kimisi Türk-Yunan ilişkilerini düzeltiyor ve ticaret ve turizm alanında patlama sağlıyor! Biri çıkıp, “Yahu tamam da, bu dediklerini nasıl gerçekleştireceksin, onu anlatsana” dediğinde, cevapları hazır ve tek cümlelik: “Üstün siyaset/hukuk/ekonomi bilgimle, tecrübemle”.
 
2/ Din sömürüsü, takıyyecilik: Aslında hiçbiri dindar olmamasına rağmen, toplumumuzun dinî hassasiyetlerini baz alarak, takıyyeye başvuruyorlar ve –özellikle seçim dönemlerinde– camiden çıkmıyorlar, umreye falan gidiyorlar...
 
3/ Milliyetçilik: Samuel Johnson’un “alçakların son sığınağı” olarak tanımladığı milliyetçiliği de esgeçecek değiller tabii; tüm seçim maratonlarında Türkçe yayın yapan radyolarda ve azınlık köylerinde “Aman soydaşım, bak, oyunu bana vermezsen Rum çıkacak, sakın ha! Zaten en büyük Türk benim” diye toplumu uyarı mesajına boğarken, Yunan kamuoyuna ve Yunanca yayın yapan medya araçlarına konuşurken “en büyük Yunan yurtseveri” kesiliyorlar.
 
4/ “Azınlıkçılık”: Kendi apolitik, kof siyasî varlıklarını sürdürebilmek için “azınlık insanının ideolojisinin olamayacağı”nı, “tüm partilerin azınlık konusunda aynı” olduğu tezini bize dayatmaya çalışırken, sağ partiden merkez sol partiye, merkez sol partiden sağ partiye atlayıp duruyorlar. “Bi sakin ol bakalım, şampiyon. Daha dün azınlığın menfaati sol partideydi, bugün nasıl sağ partide” desen, cevapları hazır: “Azınlığın ideolojisi yoktur. Önce azınlık”.
 
5/ Hödüklük: Seçmenlere karşı ne kadar güleryüzlü, yılışık bir görüntü sergiliyorsa, siyasî rakiplerine ve ideolojik düşmanlarına karşı o kadar hödükçe höykürüyorlar. Radyolarda, meydanlarda, köy kahvelerinde seslerini yükselterek bel altı vuruşlarda bulunmalarından, onları çalıştıkları işyerlerinden kovdurma girişimlerine kadar nice alçakça girişimlerde bulunuyorlar.
 
6/ Cehl: Evreni, insanlık tarihini, insanlığın birikimini bilmiyorlar. Sınıf mücadelesinden haberleri yok. Yaşadığı yeri, Dünya’yı daha güzel bir yer, toplumu, insanları daha mutlu ve aydınlık insanlar yapabilme uğruna bir kavgaları, felsefeleri yok. Tek dertleri, kendi koltuklarını ve kendi banka hesaplarındaki paraları muhafaza edebilmek.
 
7/ Kibir: Cehalet, kaçınılmaz olarak kibri getiriyor; ve başlıyorlar “Bu halk bana şu kadar oy verdi, en büyük benim, bu toplumunun lideriyim” diye böbürlenmeye ve kendilerini Kafdağı’nda görmeye. Hem de bunu yaparak kendilerine oy veren insanlara bile hakaret ettiklerinin farkına bile varmadan.
 
8/ Erk önünde iki büklüm olmak: Halka ve rakiplerine karşı nasıl aslan kesiliyorlarsa, erk karşısında aynı ölçüde iki büklüm oluyorlar ve “Siz ne derseniz efendim” pozisyonuna geçiyorlar. “Şu etkinliğe gideceksin” diyor erk, tıpış tıpış gidiyor, üstüne bir de nutuk çekiyorlar; “Şuna gitmeyeceksin” diyor, kuyruklarını apışaralarına alıp oturuyorlar. “Otur” diyor oturuyorlar, “Kalk” diyor kalkıyorlar.
 
***
 
Bu siyasetin ve siyasetçilerin özelliklerini daha da uzatabiliriz. Ama sanırım buna gerek yok.
 
Burada üzerinde durulması gereken şu: geçmişte bu siyaseti temsil eden, onu memlekete empoze etmeye çalışan kişler tek-tük iken, bugün bunların sayılarının epey artmış olması ve kendine demokrat, solcu diyenlerin de bu panayıra katılmaya başlamış olmasıdır.
 
Peki kalabalıklarca kabul gören bu siyasetin alternatifi olabilir mi ve nasıl olmalı?..
 
Gaston Bouthoul şöyle diyor:
 
“Kalabalıklar psikolojisini incelemiş olanlar genellikle saldırganlıkları ve ilkel zihniyete dönüşleriyle belirttikleri vasıfları mübalağa etmişlerdir. Kalabalıkların saldırgan oluşuna nadiren rastlanır, kalabalıklar yakıp yıkmaktan ziyade alkışlamak, övmek için toplanır, bununla beraber son derece hassas bir zihinsel sirayet (contagion mentale) özelliği gösterirler. Kalabalıkların seviyesi, kendiliğinden en aşağı zihinsel ortak paydaya göre ayarlanır; yani kalabalığın içindeki en cahillerin ya da en ilkellerin zihniyeti, en basite kaçan fikirleri ve işitimleri ön plana geçer. Kalabalıklar basmakalıp formüller, sloganlar ve tekrarlı sözlerin cazibesine kolayca kapılırlar, şu kadar ki sadece bir mecaz, bir metafor, ya da bir sembol olan şey, kalabalık için bir gerçek, bir realite oluverir. Fakat ortada temelli bir fark vardır: Kalabalık geçici bir fenomendir. Gerçi kalabalığın etkisi, geçici bir sarhoşluk gibi şahsiyetimizi sürükleyebilir veya altüst edebilir lakin bu etki kaybolur kaybolmaz, biz kendi gerçek zihniyetimizi tekrar buluruz”.
 
Bir sonraki yazımda bunun üzerinde durmaya çalışacağım...
 
 

Mustafa Çolakali


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Siyaset