Yeniden “tek yürek bir azınlık” olmak...

Yeniden “tek yürek bir azınlık” olmak...

  • Yeniden “tek yürek bir azınlık” olmak...

KARŞI
 
 
Seçek’te başlayan “ayrışma”, “bölünme” ve “gerginlikler”, toplumsal dokunun nasıl bozulduğunun en açık örneğidir...
 
Çünkü Seçek, aslında buz dağının sadece görünen kısmıdır. Toplum içerisinde, günlük bazda, nice küçük “Seçek”lerle karşı-karşıya gelmekteyiz.
 
Tam da bu noktada, üstâd Ataol Behramoğlu’nun “Yunus Gibi” şiirinde tarif ettiği noktaya gelmiş bulunuyoruz: “Korkan varsa konuşmaya / Anlam yükleyip susmaya / Gerek kalmadı korkmaya / Çünkü korkulan olmuştur”.
 
Azınlık bölünmüştür!
 
Ve azınlıktan kastım, her daim kendini azınlığın “önünde”, “ilerisinde”, “kaymak tabakası” olarak görmüş olan “mavi kanlılar” değil. İşçisiyle, köylüsüyle, esnafıyla, emeklisiyle azınlığı oluşturan ve yüzyıldır bir arada kol-kola, omuz-omuza yaşayan ezici çoğunluk.
 
Yunan devletinin 100 yıldır yapmaya uğraşıp da yapamadığını, ilhamını, feyzini ve tüm gücünü Erdoğan faşizminden alan bir güruh başarmıştır!
 
Ve bu gerçeği herkes gördüğü halde, “Türkiye düşmanı” (!) yaftasını yememek için –neredeyse– kimse dile getirememektedir.
 
Ağzını açan mahkemelere çekilip, yargı yoluyla “terbiye” edilmeye çalışılmakta; sosyal medyadaki “trol”ler ve bir takım cahil/faşist tarafından linç girişimine tabi tutulmakta; ekonomik ve psikolojik olarak bunalıma maruz kalmaktadır. (Ölüm tehditlerine varan hadsizlikler de cabası!)
 
Son örnek: Seçek’teki canlardan bazılarının mahkemede ifade verirken “Biz Türk değiliz” dediklerine dair bazı belgelerin sosyal medyada “trol” hesaplarca yayınlanması sonrasında (bu gizli mahkeme tutanaklarının sosyal medyaya bu kadar rahat sızması konusunda Yunan Yargısının elini-kolunu bağlayıp seyretmesi de ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu) kendileri hakkında başlatılan linç girişimi ve “kara liste” uygulamasıyla Türkiye’ye giriş yasağı.
 
(“Taraf olmayan bertaraf olur” diyen arkadaş, aslında o zaman ipicunu vermiş de, verilen mesajı biz net alamamışız demek ki!)
 
Biz azınlık mensubu sosyalistler, yıllardır azınlığın içine kendi iç meselelerinizi/çelişkilerinizi sokmayın, tek tip (Türk-Müslüman-Sünni-Hanefi ve “dininin ve kininin farkında”) bir azınlık yaratma gişimleriyle bizi birbirimize düşman etmeyin, azınlık insanını “kara liste”lere alıp bir nevi “hainler ordusu” yaratmayın, bunun vebalini ödeyemezsiniz diyerek haykırdık. Ama badem bıyığımız yok ki sözümüz dinlensin!
 
İşte şimdi, kinden, nefretten, kaostan beslenen bir grup cahilin kustuğu terör altında örselenen paramparça bir azınlık çıktı ortaya!
 
Ve bu terör ortamında azınlık insanı “Ben Türk değilim” diyecek noktaya gelmişse (eğer demişse tabii) ve Yunan milliyetçiliği bu tabloyu ellerini ovuşturarak izliyorsa, bu vebal sizindir!
 
***
 
Kabul etmemiz gereken bir başka gerçek de var:
 
“Azınlığı yeniden dizayn etme” işini üstlenmiş cahiller ve “maaşlı askerler” güruhunun azınlığı bölme konusundaki başarısı sadece uyguladıkları teröre, baskıya dayanmıyor.
 
Azınlık içerisinde solcu geçinen, aydın geçinen, demokrat geçinen tayfanının şahsî refahlarını toplum refahının üzerinde tutmaları, siyasî çıkarlarını göz önüne alarak susmaları veya itaat etmeleri asıl büyük sorun.
 
Azınlık aydınlarının bir “aydınlanma cephesi” ekseninde, bir çatı altında örgütlenmesini önerdiğim yazının üzerinden 3 yılı aşkın süre geçmesine rağmen, “aydınlarımızın” pısırıklığı yüzünden böyle bir girişim gerçekleşememiştir.
 
Bizim gerçek yüzümüzü, kültür mirasımızı, hoşgörü algımızı ön plana çıkaracak; daha fazla demokrasi, daha fazla insan hakları talep edecek ve azınlığın canını yakan konularda direktif ve hazır metin beklemeden tavır alacak bir demokrasi cephesine acilen ihtiyacımız var.
 
Bu cephe kurulduğunda hep birlikte göreceğiz ki, bizim Yunus Emre’lerimiz, Hacı Bektaş-ı Veli’lerimiz, Mevlânâ’larımız, Şeyh Bedreddin’lerimiz, Nâzım Hikmet’lerimiz, Sabahattin Ali’lerimiz, Refika Nâzım’larımız, Mehmet Çolak’larımız ve adlarını burada sayamadığım nice kültür mirasımız, onların führerlerini de, başbuğlarını da, reislerini, tarikat şeyhlerini de ezer!
 
Ve ezecek de!
 
Ancak o zaman –Necati Cumalı’nın deyimiyle– “üzgün, kısmeti kapalı koca bir gençliği” içine düştüğü karanlıktan kurtarabilecek, onlara umut ışığını verebileceğiz. Ancak o zaman tıpkı eskisi gibi çokrenkli, çokkültürlü, çoksesli ama bir, elele, tek yürek bir azınlık olacağız.
 
Ve bunun için şimdi harekete geçmeyen tüm aydın, solcu ve demokratlar, tarih baba tarafından sanık sandalyesine oturtulacaktır!
 
 

Mustafa Çolakali


Ετικέτες: Batı Trakya, Yunanistan, Türkiye, Azınlık, Seçek, Sol