Şeytanın gör dediği

Şeytanın gör dediği

  • Şeytanın gör dediği

KARAÇALI
 
 
1960’lı yılların AKŞAM gazetesinde Çetin Altan’ın 2. sayfada böyle bir köşesi vardı, “Şeytanın gör dediği”, bir hiciv ve iğneleme köşesi, tabu yıkan, toplumsal, ulusal ve dinsel saplantıları kökünden söken, kol kıran… O köşenin adından alıntıdır yazımın başlığı.
 
Anlatacağım, Naimler’in Necati’nin cenazesinden bir olay. Dedikodu gibi olacak, ama amacım dedikodu yapmak değil.
 
Naimler, 60’lı ve 70’li yıllarda kiremit ve kereste fabrikalarının sahibi, Azınlığın en zengin ailesi kabul edilirdi ve öteden beri Koca Kapı ile iyi ve sıkı ilişkiler içindeydiler. Bu konuda herkesin malumu birkaç öykü de anlatılagelir. Bu ilişkilerin bozulduğuna dair hiçbir şey kulağıma gelmedi.
 
Şimdi, Necati abinin cenazesinde TC Gümülcine Başkonsolosluğundan bir görevli aradı gözlerim, başkonsolosun kendisini, muavin konsoloslardan birini, ama göremedim. Cenaze evi Konsolosluk binasının 35 metre uzağındaydı. Kadroya ait veya yakın olan birinin köfteci dükkânının açılışına bile gitmekten ve nutuk atmaktan üşenmeyen başkonsolosun Necati abinin cenazesine de katılmasını bekliyordum. Konsolosluk, iki mahallî memurla temsil ediliyordu belki. Ama ben onları azınlık bireyi olarak kendi kişisel ödev anlayışı içinde hareket edip orada hazır bulunduklarını sanıyorum. Mezarlığa gelip gelmediklerine de dikkat etmedim. Herhalükarda mahallî memurların Konsolosluğu temsil ettikleri iddia edilemez.
 
Evin önündeki dua törenini gerçekleştirecek olan din görevlileri biraz geciktiler. Sonunda gelen beyaz cübbeli iki kişi tanıdığım insanlar değildi. Ben doğrusu orada dua okuyacak kişinin Koca Kapı’nın “ebedî müftüsü” İbrahim Şerif olmasını beklerdim, ama adaş orada yoktu. Bütün bunlara o an dikkat etmedim. Aşağıda anlatacağım mezarlıktaki olaydan sonra düşünüp hatırladım. Sonra, Takım’dan ve Takım’a yakın olanlardan bile cenazede kimse yoktu. Ne derneklerden, ne birliklerden, ne de yeni eski mebuslardan biri. En az Öğretmenler Birliği’nden temsilcilerin olması gerekirdi diye düşünüyorum, ama yoktu. Zira bugünkü BTT Öğretmenler Birliği binası ve arsası, Naimler’in baba eviydi, onlar tarafından Birliğe bağışlandı veya satıldı. Azınlığa taşınmaz mal edinme yasağının uygulandığı yıllardı ve o bina yüzünden iki tarafın da uzun zaman çok sıkıntılı bir süreç yaşadığını bilirim.
 
Sağlık sorunlarına rağmen Halil Haki oradaydı. Yaşı 82. İLERİ gazetesi konusunda Necati abiye bir minnet borcu var sanırım. Uzun süreden beri Haki’yi görmüyordum, hasret giderdik. Hep aynı kel, aynı egopat, hiç yumuşamamış. Gözlerinde ciddi rahatsızlık olduğu için okuyabildiğini sanmıyorum, dolayısıyla beni de okuyamıyordur, onun için takıldım: “Seni benden başka anan yok, ha bilesin.” Laf kakmaya yetişti: “Minnet borcu yüzünden Sezer sık sık beni anar, eksik olmasın.”
 
“Şemsiye altındaki” azınlık basınının Necati abinin ölümünü yazdığını ben görmedim. Günah ta almak istemem, alıcı gözle incelemedim, dikkatimden kaçmış olabilir. Neyse, bütün bunlar tesadüfî olamaz. Yorumum: Azınlığa dayatılan ayrışma çerçevesinde herhalde bir ambargo uygulamasıyla karşı karşıya idik. İsyanım: Koca Kapı, ölümüzde bile bizi rahat bırakmıyor, süreci o tayin ediyor.
 
Necati abiyi Kahveci Mezarlığı’nda toprağa verdik. Dinî tören yapıldı, dualar okundu ve dönüyoruz. Mezarlığın içindeki patikadan ilerlerken arkamdan bir el omuzuma dokundu, “-Merhaba, nasılsınız?”. Dönüp bakınca, o beyaz cübbeli iki hocadan biri olduğunu gördüm. Yakından yüzü bana hiç te yabancı gelmedi. “-Bilmem beni hatırladınız mı? Ben Yusuf Hoca’nın damadıyım. Rahmetli kaynatam yıllar önce beni size muayeneye getirmişti, öğrenciydim ve romatizma rahatsızlığım vardı, hâlâ var.” Aksayarak yürüyordu, “bunu romatizmaya borçluyum” der gibiydi.
 
Bu bilgi üzerine kafamda diğer ilgili bilgiler aralarında diziliverdi ve sonuç: Bana konuşan bu kişi, Hafız Cemali’nin yerine tayin edilen yeni müftü naibi Cihat idi. Tam da bu yakınlarda, bir ay önce, Müftü Naibi tayin edilen kişinin, oldukça iyi tanıdığım ancak uzun zamandan beri kendisiyle karşılaşmadığım Yusuf Hoca’nın damadı olduğunu ve Yusuf Hoca’nın da birkaç ay önce vefat ettiğini işitmiştim. Mezarlıktan çıkıncaya dek Müftü Naibi Cihat ile Yusuf Hoca hakkında konuştuk.
 
Hayret etmedim dersem yalan söylemiş olurum, nasıl olur da Necati abinin cenazesine dinî töreni yerine getirmek üzere tayinli Müftü Naibi davet edilir? Tayinlilere selam vermek bile yasaklanmış ve cezalandırılır iken? Yoksa yeni tayinli Cihat, Koca Kapı’nın makbuller grubuna dahil mi edildi? Veya Necati abi Koca Kapı ile bir kopuşma mı yaşamıştı ki, benim bilmediğim? Böylece, yukarıda işaret ettiğim bütün gariplikler de bir yanıt buluyordu. Ama yeni sorular da ortaya çıkıyordu. Bunlara yanıt aramak, dedikodu sayılacak diye korkuyorum. Sonra, şeytanın cazibesine başkaları da kapılsın bakalım.
 
25.8.2019
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Rodop, Gümülcine, Atanmış Müftü, Cenaze, Azınlık