VE RÖPORTAJ SANSÜR YEDİ

VE RÖPORTAJ SANSÜR YEDİ

  • VE RÖPORTAJ SANSÜR YEDİ

45 yıl önce
Georgios Mamelis
ile yapılmış ve yayımlanmamış bir röportaj
8
 
TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
Azınlık Postası bürosunda Salahaddin Galip’in önündeki masanın üstüne Georgios Mamelis ile röportajın yukarıya koyduğum Türkçe çevirisinin yazılı olduğu kağıtları bıraktım. Tarih, Mayıs veya Haziran 1974 olmalı. İçeriğini ona daha önce verdiğim Yunanca aslından biliyordu. Bu üç sayfalık röportaj beni 6 aydan çok uğraştırmıştı. Azınlık Postası’nda yayımlanacak diye Salahaddin abi karşısında bağlanmıştım, ona verilmiş sözüm olmasaydı belki çabayı terkedecektim. 26 yaşındaydım ve bu ilk gazetecilik çalışmamdı. Heyecanlıydım tabiî, olanaksızlıklar içinde boğuşan azınlık basınında yayımlanacak ilk röportajdı sanırım.
 
O gün Salahaddin abinin yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım. Ne bir tebessüm, ne bir mimik. Duvar gibi ifadesiz bir yüz. Arkasında gizlediği utanma mı desem, öfke mi desem, suçluluk mu desem, ne desem bilemiyorum. Ne de bir söz, dilini yutmuş gibiydi. Masanın üzerine bıraktığım kağıtlara değil dokunmak ve eline almak, bakmadı bile. Beden diliyle “İbram senin bu röportaj yayımlanmayacak” diyordu. Ben de neden diye sormadım. Sormam. Sorsam, belli ki zor duruma düşecek. İnsanları zor duruma düşürmek, sonra bir yalan uydurmaya mecbur etmek, hiç hoşuma gitmez. Söyleyecekse kendi söylesindi. Bir şey demedi. Ben de kağıtları aldım ve “hoşça kal” bile demeden dışarı çıktım.
 
Korkunç bir hayal kırıklığı. Aklımdan birçok nedenler geçirdim. O zamanki bilgi ve deneyimimle Salahaddin abinin yayımlamayı reddetmesinin altında yatan nedeni buldurmam mümkün değildi. Sonra olayı unuttum. Aradan 45 sene geçtikten sonra yeniden hatırladığımda, en son aklımdan geçen neden, aşağıda anlatacağım bu şimdiki. Galiba ve maalesef gerçek olanı da bu. Siz, konunun biraz içinde olanlar, siz de anlıyorsunuz değil mi, neden bu röportajın Azınlık Postası’nda yayımlanmadığını. Ne de “şemsiyenin altındaki” bir başka azınlık gazetesinde yayımlanabileceğini. Ne o zaman, 1974’te, ne de bugün. Elimdeki kağıtların bir köşesinde “bu yazı, … Haziran 1974 tarihinde Akın’a teslim edildi” diye bir not var. Hiç hatırlamıyorum. Demek ki yayımlatmak üzere Akın’a da başvurmuşum. Arşivlerimde bulamadığıma göre, röportajın Yunanca aslı Akın’da kalmış olmalı. Tabii orada da yayımlanmadı.
 
Salahaddin Galip’le çabuk barıştık. Gerçi kavga etmemiştik, ama aramızda kavgadan öte bir şey geçmişti. Dostluğumuz o ölünceye dek devam etti. O olayın nedenini ne ben ona sordum, ne de o bana anlattı. Ne desindi yani? «İbram, senin o röportaj Koca Kapı müsaade etmediği için yayımlanmadı. Orada Azınlığın özerklik ruhu işleniyordu sanki. Başına buyruk olması, kendi başına hareket edebilmesi, sorunlarına sahip çıkması, inisiyatifler alması. Mesela İstanbul Rumlarıyla ilişki kurmak ve dayanışma içine girmek gibi inisiyatifler, Koca Kapı’nın denetimini zayıflatacağı için müsaade edemeyeceği işlerdir.» Bunu mu desindi? Diyemezdi.
 
Bu deneyimden sonra, sansürle karşılaşmamak için, önceleri içgüdüsel bir tepki olarak, daha sonra bilinçli olarak “şemsiye altındaki” azınlık basınında asla yazmadım. Zaman zaman öyle teklifler aldımsa da. Öğretmenlerin çıkardıkları edebiyat dergileri hariç, oralarda yazdım, başkaca edebiyat dergisi olmadığı için, ayrıca edebiyata pek sansür uygulanmadığı için.
 
Gördüğünüz gibi, elime daha kalemi ilk aldığımda, “gazeteciliğimin” daha ilk adımında, yıllar 1973-74, Koca Kapı’nın azınlık politikasıyla çelişkiye düşüyor ve çatışıyordum, hiç farkına varmadan. Bu hal, bugüne kadar zaman zaman hep devam etti.
 
Azınlığa yararlı olmak yerine ondan yararlanmayı ve onu kullanmayı amaçlayan amoralist ve akıldışı politikalarla çatışmamam mümkün değildi. Ben bir azınlıkçıydım. Koca Kapı’nın kupayı değildim. Azınlığı gerekirse Koca Kapı’ya karşı da savunacaktım. Ben UHDE’mi 120 bin kişiyle sınırlı tutuyordum. O 80 milyonun kendisini savunacak 80 milyon insanı vardı. Bana ihtiyacı yoktu. “Onlar için çalışmıyor muyuz?” demek, bana göre Azınlığa ihanettir. Bana ne kalmış, İsmail Rodoplu için bile öyle.
 
bitti
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Azınlık, Tarih, Batı Trakya, Georgios Mamelis