YUNAN ÜNİVERSİTELERİNDE OKUMA PROJESİ VE YUNANCA SORUNU

YUNAN ÜNİVERSİTELERİNDE OKUMA PROJESİ VE YUNANCA SORUNU

  • YUNAN ÜNİVERSİTELERİNDE OKUMA PROJESİ VE YUNANCA SORUNU

45 yıl önce
Georgios Mamelis
ile yapılmış ve yayımlanmamış bir röportaj
4
 
TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
1970’li yılların başlarında Selanik’te 20 kadar öğrenciydik demiştim. Selanik Üniversitesinde, genel olarak Yunan üniversitelerinde okumak, Koca Kapı’nın bir projesiydi. Azınlığın lehine tasarlanmış ve işlemiş bir Koca Kapı projesi. Benim projem de olabilirdi (!). Gerekçesi bilinir, ama belki hiçbir zaman tam olarak dillendirilmemiştir. Şimdi yeri geldi.
 
“Celal Bayar Lisesi”, diyordu aslen Büyük Mürselim’den olan Faik Besimoğlu, İstanbul’a yerleşik emekli mühendis, Celal Bayar’ın ilk 1959 mezunlarından, bu yakınlarda vefat eden Galip Besim öğretmenin kardeşi, geçen sene düzenlenen lise mezunlarının ilk buluşmasında yaptığı konuşmada, “Celal Bayar Lisesi, Azınlık eğitim ve kültürü için bir milat oluşturur. Ve azınlık tarihi Celal Bayar öncesi ve sonrası diye ayrılır.” Birkaç yıl önce tanıdığım Faik agamı Celal Bayar’a olan güçlü duygusal bağı yüzünden pek sevdim.
 
Faik agamın gözlemine aynen katılıyorum. Ancak Celal Bayar’ın işleyişinde Azınlık için şöyle bir yanetki ortaya çıktı. Mezun olanların büyük çoğunluğu Türkiye üniversitelerinde tahsile devam ediyor ve Batı Trakya’ya Azınlığa dönmeyip orada kalıyordu. Celal Bayar Lisesi, azınlık gençleri için Türkiye’ye atlama tahtası olarak iş görüyordu. Ama Celal Bayar Türkiye’ye değil, Azınlığa adam yetiştirmek için açılmıştı.
 
O halde liseden sonra tahsile Yunan üniversitelerinde devam edilmeliydi. Fakat giriş sınavlarında azınlık öğrencisinin başarılı olması imkansızdı. Azınlık Yunanca bilmiyor, Yunanca öğrenemiyordu. Celal Bayar mezunları 6 yıl ilkokuldan sonra bir 6 yıl daha Yunanca ders görmüşlerdi, ama Yunancaları yetersizdi. Bu durum azınlık eğitiminde bugün bile bir ölçüde geçerli olup nedenleri araştırılmakta ve sorunun nasıl aşılacağı tartışılmaktadır. Başarısızlıkta bir başka neden de şu idi: Azınlık lisesinde temel dersler Türkçe idi. Türkçe gördüğün derslerden Yunanca sınava girdiğinde nasıl başarılı olacaktın? Celal Bayar mezunlarından kimse Yunan üniversiteleri için giriş sınavlarına katılmaya bile cesaret edemiyordu. Yunanca dersleri yüzünden okulda öğrenci kıyımı yaşanıyordu. Örneğin bizim sınıf ortaokul 1’e 45 öğrenci olarak başladı ve 1964-65 ders yılında lise 2’de 7 öğrenci kalmıştı. (5 öğrenci daha sınıfta kalanlardan topladığımız, toplam 12 öğrenciydik.) Hepimizde bir Yunanca fobisi oluşmuştu.
 
 
BEN VE YUNANCA
 
Burada kişisel öykümü anlatayım biraz. Celal Bayar’dan mezun olduktan sonra (1966) Yunancamın yetersizliği beni çok rahatsız ediyordu. Bir süre önce “bu Yunancayı iyi konuşmayı ve iyi yazmayı nasıl nasıl öğrenmeliyim” diye karar vermiştim. O zaman, 60’lı yıllar, olanak yok, ne dershaneler, ne kitaplar, ne teknolojik araçlar, ne televizyon, hiçbir şey. Gümülcine’de mahallemde tek Yunanlı aile yok, benim de tek Yunanlı arkadaşım yok. Tanıdığımız, ilişki kurduğumuz Hıristiyanlar da turkofon. Yunancayla ilişkim okulda ders saati ile sınırlı kalıyordu.
 
Artık elime Yunanca ne geçerse okumaya başladım. Mahalle bakkalına ambalaj kağıdı olarak kullanılmak üzere Romanço, Vendeta gibi halk dergilerinin eski sayıları gelirdi. Sabırsızlıkla bu dergilerin gelmesini bekler ve okuyunca iade etmek üzere birer sayı alırdım bakkaldan, dergilerin okunmadık yerlerini bırakmazdım. Gazete ve kitap almaya param yok, o yüzden öyle şeyler pek elime geçmezdi, geçtikçe okurdum. 1963’te bir transistorlu radyo almıştık. Radyoda o zaman diziler vardı, tütün tarlasında çalışırken transistorlu yanıbaşımda, dizileri dinlerdim, hiçbir bölümü kaçırmayarak. Ama beni mest eden radyodaki çarşamba ve pazar akşamları oynatılan tiyatro eserleri idi. Tiyatro saatini iple çekerdim. Onlarca ünlü ünsüz tiyatro eserinin radyoya uyarlanmış şeklini dinledim.
 
Anacığım benim bir başkasının işinde çalışmama müsaade etmezdi. 1964 yazı, kendi işlerimiz erken bitti, böylece komşuya tütün kırmaya yevmiyeye gittim. Kazandığım parayla hacimli bir Yunanca sözlük satın aldım, tam 138 drahmi. 4 gün 12’şer saat çalışmamın ücreti. O sözlük elimden düşmez oldu. Ayrıca Yunanca dilbilgisi ve sentaks kitaplarını incelemeye başladım.
 
Ve Yunan üniversitelerinin giriş sınavlarına katılmaya karar verdim. Daha önce giriş sınavlarına katılan var mıydı bilmiyorum. O zaman bu sınavlar “ακαδημαϊκό απολυτήριο” diye adlandırılırdı ve lisede okutulan tüm dersleri kapsıyordu. Kompozisyon ve tüm dersler. Biz Celal Bayar’da fen derslerini (Cebir [Geometri, Trigonometri], Fizik, Kimya, Biyoloji…) Türkçe okumuştuk, onlara Yunanca dilinde sınava girecektim. Bu Yunanca ders kitaplarını ikinci elden param oldukça satın almaya ve çalışmaya başladım. Böylece Türkçe bildiğim terimlerin Yunancalarını öğreniyordum. Örneğin biz kimya dersinde mutfak tuzunu Sodyum Klorür olarak öğrenmiştik, Yunancada buna Χλωριούχο Νάτριο diyorlarmış, ilk defa duyuyordum. Kendi kendime yoğun bir ders çalışması içine girdim.
 
Öğrencileri giriş sınavlarına hazırlayan dershaneler varmış ve tüm öğrenciler böyle dershanelerde kurs görüyorlarmış, bunu da öğrendim, ama benim dershane param yok. İşte o sırada Türkiyeli öğretmenlerimden sözünü ettiğim projenin varlığını öğrendim. Bana dershane ve kitap masraflarımın Konsolosluk tarafından çekileceğini ve bir Yunan üniversitesine girmem halinde bana burs verileceğini söylediler. Selanik üniversitesinde bu şartlarda birkaç yıldır okuyan Celal Bayar mezunları varmış, hepsi tanıdığım isimler. Selanik Üniversitesine sınav yoluyla değil de Türk üniversitelerinden aktarma yoluyla girmişler.
 
Gümülcine’de ancak bir ay üniversite hazırlık kurslarına gittim, en ünlü yazarların yardımcı ders kitaplarını aldım, masraflarını Konsolosluk ödedi, ama zamanım yoktu. Yoğun çalışmakla yetişeceğimi sanıyordum, yükümü her gün daha da ağırlaştırarak. Sınav günleri geldi, her gün yeni bir dersten sınav, on gün sürecek olan sınavlar. İlk iki dersin sınavına girdim, üçüncü günü yatağımdan kalkamayacak ölçüde hastaydım.
 
Bana da aynı yol görünmüştü. Bir yıl İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyup sonra Selanik’e aktarma yapmak. Öyle de oldu.
 
Selanik’te üniversite ortamı Yunancamı geliştirmek için idealdi. Ama ben bununla yetinmedim, Yunan dilini kitaplardan incelemeye devam ediyordum. Bu arada birkaç yıl boyunca Türkiye’ye okumaya giden Celal Bayar mezunlarının aktarma yoluyla Selanik Üniversitesine yazılmaları için bir bilgilendirme kampanyası yürüttüm kendi kendime. Bunu “millî vazife” edinmiştim. Koca Kapı’nın verdiği burs gibi çok önemli bir teşvik mevcut olmasına rağmen Yunanca fobisi yüzünden arkadaşları ikna edemiyordum.
 
1972’nin Ocak ayı, 6 yıllık tıp tahsilinin 5. yılındayım, 1973’ün sonbaharında mezun olmayı planlıyorum. Ciddi bir bedenî rahatsızlık geçirdim, haydi adını da söyleyeyim, “akut romatizmal ateş”. Narsisizm’im yerlerde sürünüyordu ve onun psikolojik sıkıntısını ancak iki buçuk yıl sonra atlatabildim. Tahsili terketmiştim, bu süre içinde bir kez bile fakülteye uğramadım. Ama Yunancayla ilgilenmeye devam ettim. Şöyle:
 
İstanbul’daki BT Öğrenci Derneği, o zaman daha Dayanışma Derneği yok, bizden yeni Yunan cunta Anayasasının Türkçe çevirisini istemiş, yıllar 1972. Hasan Kaşıkçıoğlu hukukta okuyor, ona başvurmuşlar. O da bana gelip, “İbram, şu maddeleri sen çevirir misin?” dedi, ama daha sonra Hasan kendini çekiverince tüm anayasanın çevirisi benim üzerime kaldı. Ben hukuk terimlerini bilmem ki, ne Yunancasını, ne Türkçesini. Elime bir hukuk metni aldığım yok. Bir yıl boyunca kendi kendime anayasa hukuku çalıştım, mevcut bütün anayasa kitaplarını altüst ettim. Cuntanın azlettiği profesör Aristovulos Manesis’in eserini yuttum, daha birçok ilgili ders kitaplarını. Türkiye’den Türkçe anayasa kitapları ısmarladım. Çeviriyi tam bitirdim, cunta kraliyet rejimini kaldırdı, cumhuriyet olduk, anayasanın yarısından çoğu değişti. Çeviriyi yeni baştan yaptım. Bu arada İstanbul’daki dernek de aradan geçen bunca zamandan sonra konuyla ilgilenmeyi bıraktı. El yazmasıyla o iki çeviri bir yerlerde durur.
 
Bu çeviri olayıyla Azınlıkta bir Yunanca Türkçe sözlüğün ne büyük bir ihtiyaç olduğunu anladım. Müsait bir zamanda bu sözlüğü yazmaya başlamalıydım. Sözlük yazmaya ne zaman başladım, hatırlamıyorum, galiba 1980’li yılların ortalarıydı, üzerinde en az iki yıl çalıştım. Hiç deneyimim yoktu, tek başıma çalışıyordum, yol gösterenim de yoktu. Bu sırada Efstratios Zenginis ile tanıştım. Bana kendisinin Yunanca Türkçe sözlük çalışmalarından bahsetti, sözlük yazımında nasıl bir yöntem izlediğini anlattı.
 
Çoktandır piyasada dolaşan iki sözlük var, yeşil ve mavi kaplı, önce yeşil kaplı Yunanca-Türkçe olanı çıkmıştı ve yıllar sonra mavi kaplısı Türkçe-Yunanca olanı çıktı. Yazanı Faruk Tuncay, daha doğrusu sözlükleri yazan grupların koordinatörü o. Faruk, Türkiyeli bir kaçak, Yunanistan’da ekmek parasını Yunanlılara Türkçe öğreterek kazanmayı seçmiş bir kişi. Tuncay’la tanıştığımda ilk sözlüğünü hazırlıyordu, o bana ben ona çalışmalarımızı gösterdik, benden gruba girmemi istedi, acele ediyordu, hemen çalışmaya başlamam için 3 harf te verdi. Tuncay bir el kitabı hazırlıyordu, benim hedefim ise daha yüksekti (!). Teklifi kabul etmedim. Sonradan iyi etmediğimi anladım. Bir süre sonra, sözlük çalışmalarıma ileride daha düzenli bir şekilde ve oluşturacağım grupla yeniden başlamak üzere ara verdim. Bugüne dek devam eden ara. İki yıl çalışmanın ürünü el yazması sözlük notlarım da bir köşededir.
 
Tıp tahsilini terk edişimin ikinci yılı idi, 1973. Beni meşgul eden konulardan biri, aynı zamanda benim kendi deneyimim, Celal Bayar’ın ilk sınıflarında azınlık öğrencilerinin Yunanca yüzünden çektikleri sıkıntılar idi. Bu öğrencilere nasıl faydalı olabilirdim? Benim yaptığım tespit, Azınlık öğrencileri Yunancanın temel yapısını ve işleyişindeki temel kuralları anlamakta güçlük çekiyorlar ve o yüzden Yunancalarını geliştiremiyorlardı. Bu konuda onlara yardımcı olacak hiçbir kitap ta yoktu. Asım Haliloğlu’nun Celal Bayar’da Yunanca hocamız Nikos Papadoplulos ile birlikte yazdıkları bir “Türkler için Yunanca Dilbilgisi” kitabı vardı, ama ben çok daha iyi bir şey hayal ediyordum, “Karşılaştırmalı Yunanca ve Türkçe Dilbilgisi”. Böyle bir kitap için uzunca bir zamandır notlar tutuyordum.
 
Ve Gümülcine’ye gidip orada Celal Bayar’ın yalnız ortaokul 1. sınıf öğrencileri için bir Yunanca kursu açmak aklıma geldi. Bir defalığına ve üç ay süreyle, o kadar. Bu süre içinde öğrencilerime Yunanca öğrenmenin anahtarlarını verebileceğimi sanıyordum. Bu arada kafamdaki Karşılaştırmalı Dilbilgisi için de materyal toplayacaktım. Daha lisedeyken Yunancası pek zayıf birkaç arkadaşa kısa süre ders vermiş ve onların Yunanca sıkıntılarını atlatmalarına yardımcı olmuştum.
 
Uzatmayayım. Hazırlıklarımı yaptım, Gümülcine’deki evimizin bir odasını dershane olarak düzdüm. Ortaokul 1. sınıftan 20’den çok öğrencim oldu, sınıfım ancak 10 öğrenci alıyordu, onlara iki grup halinde ders yapıyordum. Burs almaya devam ediyordum ve paraya ihtiyacım yoktu. Sembolik bir ücret tayin ettim, üç ay sürecek kurs için öğrenci başına 300 drahmi. Bazı öğrencilerden ücret almadım. 1973’ün ilkyazı, dersler bütün şiddetiyle devam ediyordu, birinci ayın sonunda Cuntanın Asfalya-Emniyet’inden baskın, kapıyı neredeyse kırarak aynasızlar içeri girdi. Gözaltına aldılar. O zaman öğrendim, 6 öğrenciye dek “evde ders verme” (κατ’ οίκον διδασκαλία) olarak kabul ediliyor ve izin almaya gerek yokmuş. Ancak 6’dan çok olunca dershane işletmesi kabul ediliyor ve izin gerekiyormuş. Beni 8 öğrenciyle yakalamışlardι. Kurslara bir hafta ara verdik. Bir hafta sonra öğrenci sayısı 6’yı geçmemek üzere daha bir ay kadar ders vermeye devam ettim, ancak programlaştırdığım gibi 3 aylık süreyi tamamlayamadım. Zira baskından sonra öğrencilerin de benim de moralim bozulmuştu. Her an yeni bir baskın tehlikesi, 12 yaşlarındaki çocuklara böyle bir korku yaşatmaya hakkım yoktu. Aleyhimde dava açıldı ve tecilli 3 ay hapisle cezalandırıldım.
 
1970’li yılların başı, Selanik Üniversitesinde Azınlıktan 20 kadar öğrenci toplandık. Bu 20 arkadaş arada buluşuyoruz. Atipik bir öğrenci derneği gibi çalışmak önerisi ortaya atıldı, kabul edildi, üç kişilik bir yönetim kurulu seçildi, her ay küçük bir aidat ödenmesi kararlaştırıldı. Toplanan paralarla da bizim Azınlık ve Batı Trakya’nın tarihi hakkında piyasada ne kadar kitap varsa onları satın alacağız. Ayrıca Gümülcine ve İskeçe’de yayımlanmakta olan Türkçe ve Yunanca basına abone olduk.
 
devamı birkaç gün sonra
 

İbram Onsunoğlu 


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Eğitim, Tarih, Celal Bayar Lisesi