HEP “TÜRKLÜĞÜN YÜKSEK ÇIKARLARI İÇİN” – OKTAY ENGİN ve BAĞIMSIZ LİSTELER

HEP “TÜRKLÜĞÜN YÜKSEK ÇIKARLARI İÇİN” – OKTAY ENGİN ve BAĞIMSIZ LİSTELER

  • HEP “TÜRKLÜĞÜN YÜKSEK ÇIKARLARI İÇİN” – OKTAY ENGİN ve BAĞIMSIZ LİSTELER

45 yıl önce
Georgios Mamelis
ile yapılmış ve yayımlanmamış bir röportaj
3
 
TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
OKTAY ENGİN
 
Ama bizden 10 yıl önce, 1950’li yılların ortalarında yine Selanik Üniversitesi hukuk fakültesinde Türkiye’den burslu olarak okuyan bir tek azınlık öğrencisi daha olmuştur, Oktay Engin. 5 Eylül 1955 tarihinde Selanik’te Mustafa Kemal Atatürk’ün evine MİT’in talimatıyla bomba koymakla suçlanmış ve 6-7 Eylül Hadiselerinin–Pogromunun tetikçisi olarak gösterilmiş olan hemşerimiz, azınlık milletvekili Hafız Faik’in oğlu idi. Oktay Engin 9 aylık bir tutukluluk döneminden sonra yargılanmadan, içeriği hiçbir zaman açıklanmamış gizli bir Yunan-Türk anlaşmasından sonra, Yunanistan’ın eliyle Türkiye’ye kaçmış ve orada emniyet ve istihbarat servislerinde ve başka devlet işlerinde (valilik) görevlendirilerek ödüllendirilmiştir. Oktay Engin, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Adnan Menderes ve diğer Demokratpartililer ile birlikte yargılananlar arsındaydı, beraat etmiştir. Hâlâ hayatta olduğunu sanıyorum.
 
İstanbul Rumlarına yapılan pogroma yol açan provokasyonun faili Batıtrakyalı Oktay Engin, MİT’in talimatıyla yaptığı bu hareketin eninde sonunda içinden geldiği Batı Trakya Türk Azınlığına misilleme olarak yansıyabileceğini öngörememiş veya öngörmüş, herhalükarda “Ana Vatan aşkıyla” kendi toplumuna “ihanet etmiştir”. (“İhanet” lafını Azınlıkta MİT ve MİT’çiler çamur atmak amacıyla kullandığı için ben onu tırnak içine aldım.) Oktay Engin öngörememiş olabilir, ama onu kullananlar öngörmemiş olamazdı. “Türklüğün yüksek çıkarları uğruna BTT Azınlığını kurban ediverelim” diye düşünmüş olmaları gerek. Tabii bize sormadan-danışmadan ve onayımızı almadan, bizi harcanacak bozuk para gibi görerek. 
 
Ne idi o zaman bu yüksek çıkarlar? İstanbul’da ve hatta İzmir’de gayrimüslim azınlıkların, özellikle Rum Azınlığının belini kırmak ve yok etmek idi. 6-7 Eylül 1955 olaylarından sonra BTT Azınlığı misilleme olarak onlarca yıl sürecek bir baskı ve ayrımlar tüneline giriyordu, ucunda ışık görünmeyen karanlık bir tünele. Yanlış anlaşılmasın, Azınlığın 1998’lere dek çektiği çileleri yalnızca misillemeye bağlamıyorum. Yunanistan’ın, bir Balkan ulus devleti olarak azınlıklara karşı millî temizlik eğilimini genlerinde en çok taşıyan bir devlet olduğunu unutmayalım.
 
MİT’in “Türklüğün yüksek çıkarları” yolunda kullandığı ilk “ünlü” azınlık mensubudur Oktay Engin. Bilmiyorum, MİT, o ajanını da Azınlığa kahraman olarak yutturmaya çalıştı mıydı, birçok bakımdan Oktay Engin için böyle bir şey imkansız görünüyorsa da. Sanki bir süre böyle bir çaba sarfedilmiş gibi, çocuktum, iyi hatırlamıyorum. Bir ara Oktay Engin Azınlığa bir millî kahraman gibi dayatılmak istenmiş olmalı, ama devamı getirilmemiştir. Benim belleğimde yer eden, yıllar 1962 veya 1963, ortaokulda Türkiyeli Türkçe hocamız Mustafa Çetiner’in bir tepkisi ve öfkesi, o zaman tabii yorumlayamamıştım: “Suçsuzmuş ve kahramanmış. Öyle olsaydı, Türkiye’ye kaçmaz, burada kalıp Azınlığa hizmet ederdi.”  İşte Mustafa Çetiner’in bu tepkisinin “burada kalıp Azınlığa hizmet etmek” bölümü, benim azınlıkçılık kriterlerimden ilkini oluşturmuştur, 14-15 yaşlarındaydım.
 
 
BAĞIMSIZ LİSTELER
 
1955’ten bu yana köprünün altından çok sular geçmiş, MİT 1980’lerden sonra Azınlığa Derin Devlet olarak dönmüş ve Azınlığın kullanımı da değişip artık kitlesel bir biçim almıştır. İki ülke arasında azınlık sorunu, çok daha ağırlıklı yeni sorunlar ortaya çıkarak belki sorun olarak “zurnanın son deliği” haline gelmiş, ama yeni ortaya çıkanlarla birlikte Azınlığın kendisi kitle olarak büyük önem kazanmıştır.
 
Kuşkusuz Azınlığın ilk kitlesel kullanımı, 18 Haziran 1989 Operasyonu idi. Azınlığın Derin Devlet tarafından kurulan “bağımsız listeler” aracılığıyla genel seçimlerde “Yunanistan aleyhinde” kullanılması. Bu operasyonda MİT ve Derin Devlet, yüzlerce potansiyel Oktay Engin’i harekete geçirerek, PKK’yı desteklemeyi bırakmadığı takdirde Azınlık yüzünden başına neler gelebileceğini göstermiştir Yunanistan’a. Burada da Azınlık “Türklüğün yüksek çıkarları” için kullanılmış veya kurban edilmiştir.
 
“Aramızda kalmak üzere” diye bir şart ileri sürülmemiş olsa da benim öyle anladığım bir anlatımı ifşa ederken hiç vicdanımın sızlamadığını söyleyemem, arada bir bu yola başvurmak zorunda kaldığım zaman. Ama kişileri ve koskoca Azınlığı bozuk para gibi harcayan vicdansızlık, onunla savaşırken bendeki bu vicdan sızlamasını da hafifletiyor.
 
İsmail Rodoplu’nun bir anlatımı, 18 Haziran Operasyonu için hazırlıkların yapıldığı süreçte: “Bizi lüks lüks otellerde misafir ediyorlar, lüks ve pahalı lokantalarda besliyorlar. Bu durum beni rahatsız etti. Sadık’a dönüp dedim ki, ‘Çok masrafa giriyorlar bizim için. Ne gerek var bu şatafata!’ Bak ne cevap verdi: ‘Ne sıkılıyorsun be Rodoplu? Bırak masraf yapsınlar! Onlar için çalışmıyor muyuz?’”
 
Profesyonel ajan ile profesyonel olmayan arasındaki fark. Yalnız o değil. Bu itirafla “bağımsız listelerin ve Derin Devlet kahramanlarının” ne olup olmadıkları bütün çıplaklığıyla açığa çıkıyor.
 
Azınlığa değil, Koca Kapı’ya hizmet verildiği itiraf ediliyor. Yalnızca bu olsa, ajan sıfatıyla veya değil, bir tercih meselesi deyip geçeceksin. Ama bu yolda içinden geldiğin topluma “ihanet etmek” te var, zira programda Azınlığı uçuruma sürüklemek te vardı, “frenleri patlamış bir BMW gibi”. Öyle bir program yapılmış. Yunan milliyetçiliğini elinden geldiğince kışkırtacaksın ve Azınlığın üzerine saldırtacaksın. Köy meydanlarında söylenen lafa bak: “Yunanistan’a önümüzde diz çöktürteceğiz!” Buna göre Azınlığın başına baskı, pogrom, katliam olarak ne kadar büyük felaket gelirse, amaca o kadar hizmet ediyor. Zira o zaman Yunanistan uluslararası kamuoyunda o ölçüde teşhir ve rezil edilecek ve PKK desteğine de son vermek zorunda kalacak. Bir AB ülkesinde ve 20nci yüzyılın sonlarındayız. Ahlaksızlığın avantajı diyorum ben buna. 18 Haziran 1989 Operasyonu 7 ay sonra 29 Ocak 1990 günü bir mini pogromla yetinmek zorunda kaldı. Oysa bir mega pogromdu beklenen. 29 Ocak hadiselerinden sonra Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştiren Mehmet Müftüoğlu, orada kimlerle görüşmüş söylemedi, hayretler içinde şu tespiti yapmıştı: “A be bu keraneciler o hadiselerde Azınlıktan ölü çıkmasını bekliyorlarmış ve istiyorlarmış!” Bu olmadığı için hayıflanıyorlarmış. Zira 6-7 Eylül hadiselerinde 15 kadar insan öldürüldüğü söylenir. Bizden niye 50 ölü çıkmasın? Bağımsız listelerin “ihanetinden” Azınlık ucuz kurtuldu diyebiliriz. Ücret veya ödül olarak öbürleri yanında milletvekilliğiyle ödenen bir ihanet ve satılmışlığa koşan zavallılar.
 
“Azınlığı ucuza sattın. Ana Vatan sana minnettardır. Al sana 400 evro maaş. Veya al sana bir mebusluk. Yetmedi mi, seni lider bile tayin edebiliriz.”
 
Dünkü 26/5/2019 AP seçimlerinde DEB aracılığıyla son kullanım da Azınlığın tümünü içermektedir. Tabiî bu da “Türklüğün yüksek çıkarları uğruna” diye yutturularak. Azınlık, Derin Devletin denetimi ve talimatı altında gelecekte muhtemel kullanımlar için hazır olduğunu kanıtlamıştır. Biat alıştırması diyorum ben buna. Bu arada Azınlıktan denetimsiz bir AP milletvekili seçilme şansı –cılız bir şans da olsa– ortadan kaldırılmıştır. Ama en önemlisi, Azınlığı kimin yönettiği cümle âleme bir kez daha gösterilmiştir. Siyasî partiler ve yerel yöneticiler bu mesajı almış olmalı ki, yerel ve parlamenter seçimlerde azınlık oylarını dağıtan kurum olarak Konsoloslukla pazarlığa oturuyor veya öyle görünüyorlar. Koca Kapı bundan gurur duyabilir, ben utanç duyuyorum.
 
Sömürge valisinden çok daha ileri bir durum. Aşiretinin oylarını partilere pazarlayan aşiret reisi gibi. Veya topraklarında yaşayan köylülerin oylarını sırtındaki torbada taşıyan toprak ağası gibi. Ve olayı, her an Azınlığın temellerinde patlamaya hazır bir bomba olarak görüyorum. Biliyorum, Koca Kapı’nın buna yanıtı hazır: “Bu durumda Türkiye’ye göç ediverirsiniz, şimdiye kadar yaptığınız gibi.” Azınlıkta da oluşturulmuş ve oluşturulmaya çalışılan bir psikoloji, Azınlığı satmayı ve ona ihanet etmeyi kolaylaştıran: “Nasıl olsa gideceğimiz yer orası değil mi?”
 
“Ana Vatan aşkıyla” kendi toplumu olan Azınlığa ihanet edenler saymakla bitmez. Zira azınlık insanı böyle ihanetler için programlaştırılmaktadır.
 
Aşağıda anlatacağım olayda Hasan Hatipoğlu’nun “büyüklüğü” karşısında bir kez daha eğilelim… Hatipoğlu, Takım’ın önde gelen isimlerinden, hatta sözcüsü, Takım’ın gözü kulağı, her çeşit kirli oyuna girecek kadar esnek vicdanlı, ömür boyu emir komuta zincirinin sadık halkasını oluşturmuştur. Burnundan kıl aldırmazdı, ancak Derin Devlet mavi boncuğu Sadık Ahmet’e verince onun en ağır hakaretlerine bile mık demeden katlanmak ve itibarsızlaşmak zorunda kaldı, o ölçüde emir komuta zincirinin esiriydi. Hayatında bir kez Koca Kapı ile çelişkiye düştü, cezalandırıldı, kara listeye girdi, AKIN gazetesine yardım durdu, ve bu olay ona ders oldu. Bir kere daha mı?...
 
Cunta öncesi 1960’lı yılların başı, Hatipoğlu genç milletvekilidir ve görür. Kendisine zarar getirebileceğini sandığı hiçbir olayı tam olarak anlatmazdı. İma eder, anlatarak bağlanmazdı, sen kendi sorumluluğunla ne anlarsan. İşte onu ve başkalarını dinleyerek benim anladıklarım: 6-7 Eylül hadiselerine misilleme olarak ve daha başka nedenlerle Azınlığa BÜYÜK KOVMA planı uygulamaya konmaktadır. Sonraki yıllarda hızlanacak olan düzensiz bir göç vardır, servetler heba ve insanlar perişan olmaktadır. Azınlık kaç yıl dayanabilir ki? Hatipoğlu durumların düzeleceğine ve Azınlığın huzura kavuşacağına inanmaz. Ona göre en iyisi Lozan’da yarım kalmış mübadelenin şimdi tamamlanmasıdır. Fikrini Koca Kapı’ya açar. Akın’da da yazdı mı, bilmiyorum, ama yazmış olmalı. Ve Hasan Hatipoğlu’nu bu fikri söylediğine ve yazdığına pişman ettirirler. Doğru veya yanlış, böyle bir konuda kendi görüş ve düşüncen olamaz. Bu konu senin değil, Koca Kapı’nı uhdesindedir.
 
1970’li yılların başlarında Selanik’te 20 kadar öğrenciydik demiştim. Selanik Üniversitesinde, genel olarak Yunan üniversitelerinde okumak, Koca Kapı’nın bir projesiydi. Azınlığın lehine tasarlanmış ve işlemiş bir Koca Kapı projesi.  Benim projem de olabilirdi (!). Gerekçesi bilinir, ama belki hiçbir zaman tam olarak dillendirilmemiştir. Şimdi yeri geldi.
 
birkaç gün sonra 4üncü bölüm
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Tarih, Azınlık, Yunanistan, Türkiye, PKK, Oktay Engin, Sadık Ahmet, Hasan Hatipoğlu, İsmail Rodoplu, Mehmet Müftüoğlu