İSTANBUL RUMLARI ve iptal edilen bir etkinlik

İSTANBUL RUMLARI ve iptal edilen bir etkinlik

  • İSTANBUL RUMLARI ve iptal edilen bir etkinlik

DENGE
 
 
Selanik’te çalıştığım son yıllarda belki beş kez, belki beşten de fazla, Türkiye’den değişik kişiler Selanik’e gelip benimle görüşmek, röportaj yapmak istediklerini bildirdiler, gazeteciler, televizyoncular, insan haklarını savunma kuruluşlarından temsilciler. Bana sormak istedikleri, hatırladığım kadarıyla, Selanik’in tarihi, Selanik’te yaşayan azınlık Türkleri, “Pontus soykırımı” gibi konular idi, tabiî işin içinde bizim Azınlık ve sorunları da var. Bazı dostlar ismimi ve telefon numaramı vermişler. Randevulaştık, ancak her defasında randevular bir süre sonra iptal edildi veya ilk temastan sonra randevu için ikinci temas gerçekleşmedi. Bir noktadan sonra bu iptallerin tesadüfî olamayacağını düşünmeye başladım.
 
Bunlardan bir tanesi de İstanbul Rumlarıyla ilgili olan bir etkinlik, oldukça eski, üstünden on yıla yakın bir süre geçmiş olmalı. Rumların inisiyatifiyle planlanan ve İstanbul’da gerçekleşecek olan bir konferans idi, konuşmacı olarak beni davet edeceklerdi, ama o da yan yattı çamura battı.
 
İstanbul Rum cemaatinde kültürel ve diğer etkinlikleri düzenleyen bir kurulda görüşülüp bir ilk karar alınmış, Batı Trakya Türk Azınlığını ve sorunlarını pek bilmedikleri noktasından çekilerek, bizden birini bir tanıtım konuşması yapmak üzere İstanbul’a davet edecekler.
 
Sorup soruşturmuşlar, bazı dostlar konuşmacı olarak beni önermişler, bunun üzerine benimle temas kurdular, hemen kabul ettim. Bir süre sonra o kuruldan iki kişi Selanik’e geleceklermiş, beni yakından tanımak istediklerini söylediler, konuyu da ayrıntılı olarak tartışmak fırsatı bulacaktık. Nitekim o iki kişiyle Selanik’te buluşup uzun uzun konuştuk ve anlaştık. Örneğin konuşmayı hangi dilde yapacağımı da kararlaştırdık, Türkçe mi Rumca mı. Ben, beni davet eden Azınlığın diline saygı olarak Rumca-Yunanca konuşmayı yeğlediğimi söyledim. Bu, bizim milliyetçileri belki kızdıracaktı, ama kızsınlar. Biz de Rum Azınlıktan birini davet ettiğimizde, o da Gümülcine’de Türkçe konuşacaktı.
 
Etkinliğin yapılacağı tarih tayin edilecek ve beni davet edeceklerdi. Ancak o davet hiçbir zaman yapılmadı, etkinlik de gerçekleşmedi. Bırakın bunu, benimle bir kez daha hiçbir temas kurulmadı, etkinliğin iptal edildiğini bile bildirmediler, tabii neden iptal edildiğini de öğrenemedim. Bana iptalin nedenini hayal gücümü kullanarak tahmin etmek kaldı. Nezaketi asla elden bırakmayan İstanbul Rumlarının bu “kabalığını”, bu etkinlik yüzünden ne kadar zor durumda kalmış olacaklarını düşünerek yorumladım, yoksa böyle bir şeye başvurmazlardı.
 
Unuttuğum bu olayı şimdi nereden mi hatırladım? Bir süre önce Atina DOCUMENTO gazetesinde İstanbul Rum Zografiyo Lisesi hakkında çıkan bir röportajı paylaştım f/b’ta. Orada okul müdürü Yanis Demircoglu’nun bir fotoğrafı ve demeci vardı. Ha işte Selanik’te buluştuğum iki kişiden biriydi o.
 
Bizim Azınlık ile İstanbul Rum Azınlığının tanışması, iletişim kurması ve aralarında dayanışma geliştirmesi benim ta 1970’li yılların başından beri hayal ettiğim bir şeydi. Birkaç kez bu hayalimi dile getirmişimdir, ancak onu gerçekleştirmek için hiçbir zaman ne yeterli sayıda kişi bir araya gelebildik, ne de gerekli olanaklara sahip olabildik. İlk kez bu fikri ne zaman ve ne münasebetle ortaya atmıştım, yazının sonunda ilgili öyküyü ayrıca anlatacağım.
 
Gelin şimdi bu planlanan ve sonradan iptal edilen etkinlik meselesini biraz irdeleyelim.
 
İstanbul Rumlarının Batı Trakya Türk Azınlığını ve sorunlarını öğrenmek için Türk Azınlıktan bir kişiyi İstanbul’a konferans vermeye davet etme kararı, çok cüret isteyen bir işti, az değil. Sonradan olay üzerinde düşündükçe çeşitli yönleriyle bunu daha iyi anlamaya başladım. Örneğin, bizim Azınlık böyle bir inisiyatif alabilir miydi? Bizden biri İstanbul’a gittikten sonra, bizim de bir İstanbul Rumunu davet etme yükümlülüğümüz doğuyordu, her ne kadar onlar böyle bir talepte bulunmamışlarsa da. Rum Azınlığını ve sorunlarını anlatmak üzere biz buraya bir Rum aydınını davet edebilir miydik? Hiç Koca Kapı buna müsaade eder miydi? Haydi diyelim ki bu işi örgütleyen biz azınlıkçıları ikna edemedi ve yıldıramadı, ama buraya gelecek olan Rumu ne yapıp yapıp bu sevdadan vazgeçtirirdi benim artık iyi bildiğim Koca Kapı.
 
Peki o zaman İstanbul Rumlarına bu etkinliği düzenlemeye kim ve nasıl müsaade etmişti? Yunan Dışişleri – İstanbul Yunan Konsolosluğu’nun teşviki veya onayı var mıydı? Böyle bir onay almış olamazlardı, hatta bana geldiklerinde belki Konsolosluğu daha haberdar bile etmemişlerdi. Zira Yunan Konsolosluğu böyle bir girişime onay vermiş olamazdı, kendi ayağına sıkmak gibi olurdu. Karşılık olarak İstanbul Rum Azınlığını tanıtmak ve sorunlarını anlatmak üzere oradan bir Rum aydınını Gümülcine’ye davet etmemize Koca Kapı’nın müsaade edeceğini hiç tahayyül edebiliyor musunuz?
 
Bu yakınlarda iki İstanbul Rumundan aynı gözlemi işittim. İlk olarak Simeon Soltaridis’ten, bundan birkaç ay önce Gümülcine’de bir buluşmamızda, “İstanbul’da biz Yunan Konsolosluğundan burada sizin Gümülcine Türk Konsolosluğundan etkilendiğiniz gibi etkilenmiyoruz. Konsolos bize talimat vermeye cesaret edemez. Ama bizim Patrikhane var, millî merkezimiz orası.” diyordu.
 
İkinci olarak ta 20 gün önce Selanik’te bizim Azınlık konusunda IMXA’da yapılan etkinlikte, konsoloslukların iki azınlığı manipüle etme konusu tartışılırken, bir İstanbul Rumu olan emekli büyükelçi Aleksandros Aleksandris’ten işittim, İstanbul Yunan Başkonsolosluğu görevinde de bulunmuştu: “Hayır, İstanbul Yunan Konsolosluğu oradaki Rum Azınlığa talimat vermez. Biz orada Konsolosluğa değil Patrikhaneye bağlıyızdır. Bizim merkez Patrikhanedir.”
 
Dolayısıyla, mercek altına aldığımız etkinlik konusunda Yunan Konsolosluğunun müdahalesi yoktu, belki bir noktaya kadar haberi bile yoktu. Ama Patrikhanenin haberi vardı ve onay vermiş olmalıydı.
 
Peki o zaman etkinlik niye iptal edildi, veya kim baskı yapıp ta iptal ettirdi? İki olasılık var. Bir; etkinliği düzenlemek isteyen kurul, baktı gördü ki öneriyi kimse coşkuyla karşılamıyor, herkes yüzünü ekşitiyor, bazıları sakıncalarını gösteriyor, “başınıza bela mı açmak istiyorsunuz” gibi ikazlar, ve sonunda “iyisi mi biz bu işten vazgeçelim” diye karar veriyor. Küçük olasılık. Böyle olsaydı, nezaket gereği bana bir telefon edip, “Çok telaşlı olacağını gördük ve vazgeçmek zorunda kaldık, özür dileriz.” gibilerden bir haber verirlerdi.
 
İki; Türk makamları etkinliği haber aldı, pek çok yönlerden bunun gerçekleşmemesi gerekiyordu, denetimsiz bir faaliyet idi bu, hele konuşmacı olarak benim seçildiğimi öğrenince hepten kudurmuşlardır, iki Azınlığın bundan sonra aralarında ilişki geliştirmesi büyük bir tehlikeydi, etkinlik ne yapıp yapıp iptal edilmeliydi. Koca Kapı yeter ki karar vermiş olsun, Rumlara bunu iptal ettirmek o kadar kolaydı ki. Sonra Rumlar bana ne desinler, “Türk makamları tehdit etti, onun için vazgeçtik” diyemezlerdi ki. Utandıklarından hiçbir şey dememeyi tercih ettiler.
 
Suçu Koca Kapı’ya yüklemekle acaba günaha mı giriyorum? Düzülmedik bir koltuk altımız kaldıktan sonra bırakın biraz da günaha gireyim. Öyle bile olsa tövbe etmeye niyetim yok. Biraz da ben günah toplayayım, zira Koca Kapı’nın Azınlık yüzünden topladığı günahlar onu beş kez cehenneme götürür.
 
30.5.2019
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: İstanbul Rumları, Azınlık, Azınlıklar, Türkiye, Yunanistan, Batı Trakya