AZINLIK GÜNDEMDE – 2

AZINLIK GÜNDEMDE – 2

  • AZINLIK GÜNDEMDE – 2

DENGE
 
 
Son dönemde Azınlığın gündem oluşturduğu veya konu olduğu olayları saymaya devam ediyoruz.
 
Bundan bir buçuk ay önce (4 Nisan günü) yine bizim Azınlığın konu edildiği bir başka olayda bu satırların yazarı da rol aldı. Selanik Üniversitesinde akademisyen dostum tarihçi Vemund Aarbakke, siyasal bilimler bölümünden bir grup öğrenciye beni Azınlığı anlatmaya davet etti. “Gel, birçoğu belki de ömürlerinde ilk kez bir Türk görecekler.” Ben de bir gün iki saat boyunca 20 kadar Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden öğrenciye bizim Azınlığı anlattım. Ondan sonra öğrencilerin bitmeyen sorularını yanıtladım. İlginç ve “medenî” bir deneyim. “Medenî” diyorum, çünkü birçok kez dinleyiciler önünde Azınlığı anlatır durumlarda bulunmuşumdur, eskiden sık sık hır gür çıkıyordu, artık pek çıkmıyor. Tabiî hitap ettiğin dinleyicilere bağlı.
 
Böyle eski bir olayı anımsadım şimdi, müsaadenizle anlatayım. 2008’in Mart ayı idi, yanılmıyorsam, PASOK kurultayı, katılım çok büyük, Atina’da Olimpiyat tesislerinde yapılıyor, parti başkanı Georgios Papandreu, Azınlıktan Pasokçulardan oldukça kalabalık bir grup davetli, ben de PASOK dışından “şeref misafiri” olarak kurultaya davet edilen 150 kişiden biriyim. (Azınlık Pasokçuları bana kızıyorlar, partiye eski eleştirilerim yüzünden, bazıları oradan aday olmaya göz koyduğumu sanıyorlar, kurultaya davet edilmemden rahatsız olmuşlar, itiraz etmişler, kulağıma geldi. Dolayısıyla kurultaya kimin vasıtasıyla davet edildiğimi pek merak etmişimdir, ama öğrenemedim gitti.) Bir salonda Yunanistan’daki azınlık sorunları tartışılacak, orada konuşmacıyım. Kürsüde 4 kişi, etkinliği yöneten akademisyen İraklidis, eski dışişleri çalışanı ve liberal görüşleriyle ünlü. Sıra bana geldi, daha konuşmamın başında sarf ettiğim “Türk Azınlık” terimine sözümü keserek bir seyirci tepki verdi. “Türk Azınlık yok, Müslüman Azınlık var!”... Karışıklık çıkacak... İraklidis öfkelendi, beni protesto eden dinleyiciye yanıt verdi: “Sen kim oluyorsun? Ben de diyororum ki Türk Azınlık vardır!... Ama eleştirmek istiyorsan tartışma bölümünü bekle, terbiyesizlik etme!” Dinleyici protestolarına devam etti. Dinleyiciler arasında ön sıralarda 10 kadar azınlık üyesi var. Tümü ayağa kalktı ve “ölümcül” bakışlarını hır çıkaran dinleyiciye yönelttiler, aralarında eski milletvekili Galip te vardı. Beni protesto eden dinleyici salondan ayrılmak zorunda kaldı. Başka protesto eden çıkmayınca rahatlıkla konuştum.
 
Bu yakınlarda, bir ay önce, İskeçe’de Çoğunluktan öğretmenler derneği bu yıl ikinci kez “Azınlıkta eğitim” konulu çok sayıda konuşmacının davet edildiği bir konferans düzenledi. Ben etkinliği gerçekleştikten sonra sosyal medyadan haber aldım. Galiba bu yıl katılım daha geniş olmuş, katılanlar arasında akademisyenler de vardı, Çiçelikis ve Mavromatis’i de gördüm. Çok hararetli tartışmalar olmuş. Geçen yıl Azınlıktan konuşmacı yoktu, bu husus eleştirilmişti, ama bu yıl da yok. Nedenini bilmiyorum. Niye kimse davet edilmemiş? Olur mu öyle şey?
 
Şimdi diyeceksiniz belki, Azınlıktan davet edilenler olsaydı davete icabet etmeye kimin götü sıkardı? Hadi diyelim ki sunum metni olarak eline onaylı bir yazı sıkıştırıverilecekti. Ama sıra tartışmaya ve sorulan soruları yanıtlamaya gelince kendi görüş ve düşüncesi olmayan birinin nasıl zor durumda kalacağını tahmin edebilirsiniz. Sonra bir “gaf” yaparsan hesap vermek te var.
 
Dolayısıyla “dışlanmışlık” gibi görünen, her zaman öyle olmayabilir. Azınlık, davete icabet etmeye cesaret edememiş veya onay alamamıştır. Ben, Yüksek Tahsilliler Derneği Frangudaki Programı çerçevesinde gerçekleştirilen konferanslara katılsın diye az uğraşmadım, genç kızanlardan hakarete de maruz kalarak: “Sen Frangudaki’nin avukatlığını üstlenmişsen biz orasına karışmayız.”, bunu bana söyleyen o zamanki tayinli başkan Cemil Kabza.
 
Bakın bu durum bana hangi olayı anımsattı. Anlatmıştım, ama bir kez daha anlatayım, tekrarda yarar vardır. KKE Gümülcine’de “azınlık eğitimi” hakkında bir konferans düzenlemeyi kararlaştırmış, neredeyse 20 yıl oluyor, başkonsolos Munis Dirik zamanında. Nikos Fakiridis Gümülcine’den bana Selanik’e telefon etti ve bilgilendirdi. Konuşmacı olarak davet etti, ben de kabul ettim. SÖPA derneğine (o zaman daha SÖPA’lılar Koca Kapı tarafından dışlanmakta idiler) ve Türk Öğretmenler Birliği’ne gidip onlardan üniversite salonunda yapılacak etkinlik için konuşmacı istemiş. Fakiridis ile daha birkaç kez temas kurduk, iki öğretmen derneğinin konferansa katılma konusunda kıvırdığını söylüyordu. Nitekim konferans, Öğretmenler Birliği ve SÖPA derneği temsilci göndermeden gerçekleşti. Bir sürpriz: Azınlık insanı salonu hınca hınç doldurmuştu ve hararetli tartışmalar oldu. Demek ki bereket etkinliği “sabote edin” talimatı çıkmamıştı, bu da bir şey.
 
Bir süre sonra başkonsolosla Çukur Kahve’de karşılaştık. Çoktandır dolaysız ve teklifsiz konuşuyorum artık. “KKE’nin etkinliğine Öğretmenler Birliği’nin katılmasına müsaade etmemekle iyi etmediniz. Bizim ömrümüz Azınlığın dışlanmışlığını yaşamakla geçti. Ve şöyle bir hükme vardık: Azınlığa verilen her kürsüyü bir fırsat bilip ondan yararlanmaya koşmalıyız. Bu fırsatı değerlendirmeye müsaade etmemekle iyi etmediniz.”      
 
Bir dışlama da, Simeon Soltaridis’in “Εγώ και η βαλίτσα μου” (Ben ve valizim) başlıklı son kitabının tanıtımında oldu. Oto-biyografik bir yapıt. Tanıtımın önce Atina’da, daha sonra da Gümülcine’de yapılması kararlaştırılmış. Tanıtımcılara baktım, Azınlıktan kimse yoktu. Oysa Gümülcine’ye yerleşmiş bir İstanbul Rumu olan Soltaridis’in öğretmenlik ve gazetecilik yaşamı büyük ölçüde Azınlıkla uğraşmakla geçmiştir, bu durum kitabına da yansımıştır. Kendisiyle konuştum ve bu noktaya işaret ettim. Atina’daki tanıtımda yok, ama Gümülcine’deki tanıtımda Azınlıktan birini koymayı düşündüğünü söyledi. Celal Bayar’daki öğretmenliğinden bunca öğrencileri vardı, onlardan birine söyleyecekti. Gümülcine’deki tanıtım da gerçekleşti, ama Soltaridis düşüncesini gerçekleştirmedi, Azınlıktan yine tanıtımcı yoktu.
 
Uluslararası Selanik Kitap Fuarında görüp aldığım “Siyasî diyalog, araştırma ve eleştiri DEFTERLERİ” dergisinin son sayısında Angelos Sirigos’un bizim Azınlıkla ilgili “Yunan Trakyası ve Türkiye” başlıklı 18 sayfalık uzun bir makalesinden TİKEN’deki bir önceki yazımda bahsetmiştim. Burada tekrar etmeyeceğim.
 
16/5/2019 günü Ίδρυμα Μελετών Χερσονήσου του Αίμου’da (ΙΜΧΑ) (Balkan Yarımadasını İncelemeler Kurumu’nda) bir etkinlik: “BATI TRAKYA: Diplomasi - siyaset ve eğitim - kültür”. Konuşmacılar: Aleksandros Aleksandris ve Yorgos Mavromatis. Etkinliği yöneten Yanis Hasiotis. Bir dost haber verdi, hazır Selanik’te bulunduğum bu günlerde ben de izlemeye gittim.
 
Etkinliğin ne münasebetle yapıldığı açıklanmamış, ama bu münasebet belli: Batı Trakya’nın Yunanistan’a ilhakının yıldönümü. Başlıktan etkinlik konusunun bizim Azınlık olduğu anlaşılmıyor, ama konu Azınlık.
 
Hasiotis’in dikkat çeken bir gözlemi: “Yunanistan yabancı unsur ve azınlık kavramıyla 1989’dan sonra iyice tanıştı. Bugün ülkede sayısı 400 bin cıvarında hesap edilen bir Arnavut toplum var. Bir ara 800 bine çıktığı söyleniyordu, ekonomik krizle birlikte bu sayı azaldı. Örgütlü bir Polonyalı cemaat var. Pakistanlılar var, Afganistanlılar var. Ve daha başkaları. Ama bunların hiçbiri Yunan kamuoyunu Trakya’daki 100 bin kişilik küçük  Müslüman Azınlık kadar meşgul etmiyor.”
 
Konuşmacılardan Aleksandris, emekli büyükelçi, bir süre Trakya Siyasî İşler Bürosu’nun şefi olarak bölgemizde görev yapmış Azınlığın oldukça yakından tanıdığı bir kişi. Tabii o Azınlığı çok daha iyi tanıyor. Birinci Dünya Savaşından sonra Batı Trakya’nın Yunanistan’a ilhak sürecini ve bu süreçte Venizelos’un bölgemize gönderdiği Vamvakas’ın rolünü anlattı. Yunan ve Bulgar milliyetçiliklerinin Batı Trakya üzerindeki rekabeti, herbirinin arkasında Ana Vatanları vardır, dağılmış bir Osmanlı İmparatorluğu içinde bölge nüfusunun çoğunluğunu teşkil eden Batıtrakyalı Türkler ise öksüz çocuklar gibidir. Türklerin iki kez bağımsız devlet kurma çabaları boşa çıkar... Aleksandris’in Vamvakas arşivlerini de kullanarak hazırladığı bu önemli çalışması bir yerlerde yayımlanacaktır elbette, o zaman onu bir bütün olarak okuyup değerlendirmek gerek.
 
Mavromatis, Trakya Dimokritos Üniversitesinde öğretim üyesi bir eğitimci, kendisini oldukça yakından tanıdığımız bir Gümülcineli, bizim Azınlık üzerinde uzmanlaşmış “objektif ve öyle olduğu için azınlıksever” bir araştırmacı, ilgili birçok yapıtı var. Bugünkü Azınlığı anlattı, yapısını, kimlik sorununu, İslamın rolünü, Azınlıktaki eğitimi, son yıllarda eğitimdeki gelişmeleri... Mavromatis bütün bu bilgilerini sergilerken, kendi kendime sormadan edemedim: Acaba Azınlığın kendi içinden Azınlığı bu kadar iyi bilen biri var mıdır? Azınlıktaki koşullar kendimizi öğrenmeye bile engel oluşturuyor.
 
Mavromatis’in konuşmasından bir bölüm: “Azınlık nüfusunun ne kadar olduğu kesin olarak bilinmiyor. Nüfus sayımlarında din ve etnik köken sorulmuyor ve resmî sayılar yok. Ama her iki taraf da değişik nedenlerle azınlık nüfusunu abartarak söylüyor. Ben bugünkü azınlık nüfusunun 100 binden az olduğunu tahmin ediyorum. İlkokula giden öğrenci sayısından dolaylı olarak hesap edebiliriz. Bu sayı 7.500 cıvarında ve 100 binden az bir nüfusa tekabül ediyor.”
 
Salonda dinleyiciler kalabalık değildi, 40-50 kişi. Aleksandris ve Mavromatis’ten başka tanıdık çehre olarak V. Aarbakke, K. Çiçelikis, Zenginis. Zenginis beni ancak ismimi söyledikten sonra tanıyabildi...
 
Bir tebessüme yol açarak anlatımıma son vereyim. Konferans salonuna girdiğimde birçok kişi bana ismimi söyleyerek selam verdi, “sayın Onsunoğlu, sayın Onsunoğlu”. Kısa bir süre şaşkınlık geçirdim, o kadar tanınmış biri miydim (!), bu insanlar beni nerden biliyorlardı böyle? Vemund Aarbakke’nin yanına oturdum, o da tabii sahneyi izlemişti. “-A be Vemund herkes beni tanıyor, oldukça meşhur bir insanım demek.” diye takıldım. Norveçli dostum güldü. Çünkü bana selam verenler, 40 gün önce iki saat boyunca kendilerine Azınlığı anlattığım onun siyasal bilgiler bölümü öğrencileriydi.
 
Ancak bana göre burada anlattığım olay ve gelişmeler dizisinin en önemlisi, KEMO yayınlarından Hristos İliadis’in “Η Θράκη απειλείται” (Trakya tehdit altında –Gizli Yazışmalar) başlıklı kitabı. Azınlığa karşı oluşturulan –bugünkü deyimiyle- derin devlet diyebileceğimiz oluşumun icraatı anlatılıyor. Kitabı incelemeyi bitirdikten sonra ayrı bir yazıyla tanıtacağım. 
 
23/5/2019
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Azınlık, Yunanistan, Batı Trakya