AZINLIK GÜNDEMDE – 1

AZINLIK GÜNDEMDE – 1

  • AZINLIK GÜNDEMDE – 1

DENGE
 
 
Son dönemde ülke içinde bizim Azınlığa karşı ilgi arttı gibime geliyor. Bunu göstermeye nereden başlasam? 26 Mayıs üçlü (hatta dörtlü) seçimlerinden. Seçimler münasebetiyle tüm siyasî parti başkanlarının Trakya’yı ziyaretleri sanki daha çok Azınlık için hedeflenmiş gibiydi.
 
YD başkanı Miçotakis’in Başbakanlığa bağlı “Müslümanlar için Danışma Kurulu” oluşturacağına dair vaadi yeterince tartışmaya yol açmadı, oysa çok ilginç bir düşünceydi. “Böylece Azınlık, araya başkaları girmeden merkezî erk ile doğrudan temas halinde olacak.” Bu, araya girenlerin olduğunun ve onların konuları saptırdığının itirafıdır aynı zamanda. Ve gerçekleşmesi mümkün olmayan ve gerçekleşse bile tasarlandığı şekilde Azınlık lehinde işlemesi mümkün olmayan bir boş seçim öncesi vaadi gibi geliyor insanın kulağına.
 
Herhalükarda konu, önemine bakışla yeterince tartışılmadı, ama hangi konusunu yeterince tartışıyor ki çiğnenmiş mamayı yutmaya alıştırılmış bu Azınlık? Hadi 1980’li yıllarda şartlar zordu ve bir avuç yüksek tahsilli vardı. 40 yıl sonra bugün binlercesi var ve durum iyileşmek yerine daha da kötüleşmiş bulunuyor. Neden? Neden olacak, bu arada vicdanımızı satmış ve çiğnenmiş mamaya alıştırılmış olmamızdan. Biz şimdilik bu konunun iğnelemesini ve hicvini yapmakla yetinelim.
 
Ankara’nın sınır aşırı yerden Danışma Kurulu olacak ta koskoca yerli YD partisinin olmasın mı? Oluşturmak isterlerse öbür partilerin de olsun. Tabiî bütün Danışma Kurulları, Ankara’nınki gibi olacaktır herhalde, yani talimatla hareket eden, otur otur, kalk kalk. Ankara’nın ve Atina’nın organları bir tarafa. Soru şu: Azınlık, Azınlığın iradesini ifade eden kendi organını ne zaman oluşturacak?
 
Başbakan Aleksis Çipras’ın kronikleşmiş Müftülük konusundaki vaadleri de bir başka önemli gelişme idi. Müftülerin göreve getirilişi bir şekilde seçimle olacak diye vaad etti başbakan ve bu sorun için nihaî çözüm müjdesini verdi. Ciddiye mi almadık, yine üşendik mi, vicdanımızı satmış olduğumuza göre satın alan mı düşünsün deyip ona mı havale ettik, her nedense başbakanın vaadi de yeterince tartışmalara yol açmadı.
 
Sanırım şöyle bir düşünce hakim oldu Azınlıkta: Tüm azınlık sorunları çözümsüz sürüncemede bırakılmışken Müftülük sorunu mu şimdi çözüme kavuşturulacakmış? Kandırma yine bizi be Aleksis!
 
Bu arada birçok siyasî parti, 26 Mayıs Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri için Azınlıktan aday gösterdi, ilk kez bu kadar adayımız oldu. Biliyorum, daha birçok azınlık bireyine adaylık önerisi iletildi, ama kabul etmediler. Bana bile. Hayır canım, AP’ye aday olmam için öneri DEB’ten gelmedi.
 
Tüm adaylara başarılar dileriz. Ama biz Avrupa Parlamentosuna “Antarsia” oluşumundan aday olan Mustafa Çolakali’yi göndermeye karar verdik. Mustafa’nın Azınlığı Avrupa’da layıkıyla temsil edeceğinden hiç kuşkumuz yok.
 
Avrupa seçimlerinde liste usulü kaldırılıp yerine zait usulü getirilmiş olduğu için, küçük te olsa, Azınlıktan birinin seçilme olasılığı ortaya çıktı.
 
Olasılık belki küçüktü, ama gerçekleşmesi halinde meydana gelecek tehlike çok büyüktü. Bunu sezen Derin Devlet son anda organı olan DEB’i harekete geçirdi ve tehlikeyi önledi. Böylece DEB’in Avrupa seçimlerine katılımıyla Azınlıktan birinin seçilme şansı yok edilmiş oldu. Derin Devletin kadrosuna ait olmayan ve denetlenmeyen birinin AP’ye seçildiğini bir düşünün ve tehlikenin büyüklüğünü bir tahayyül edin. Almanya Meclisinde denetimsiz bir Batıtrakyalı Cemile Yusuf’un ne büyük bir soruna dönüştüğünü hatırlayın. Cemile’yi bir sonraki seçimlerde seçtirmemeyi başarmak için azcık mı uğraştık. AP’de denetimsiz bir Batıtrakyalı, Alman Meclisindeki Cemile’den on katı daha tehlikeli olacaktı. Hele böyle birinin bir de başarılı olduğunu ve azınlıkçılığı geliştirdiğini düşünün. DEB, böyle millî misyonlarda kullanılmak üzere kurulmuştur.
 
Sonra Koca Kapı’nın Azınlığa karşı bazı davranışlarını yorumlayamayan Allah’ın saf kullarına bir şeyi yeniden anımsatalım. Koca Kapı’nın azınlık politikasının ilk önceliği Azınlığın denetimidir. Denetim, Azınlığın sorunlarının çözümünden, huzur ve  refahından, her şeyden daha önemli ve önceliklidir. Ve Azınlık her seferinde bu ilkeye uymaya ve denetim altında olduğunu kanıtlamaya çağrılmaktadır.
 
“Sorunların çözümü denetimi gevşeltiyor veya yok ediyorsa, o çözüm olmayıversin. Sorunlar denetimi sağlıyor ve güçlendiriyorsa, ko çoğalsın.” Peki ama bu amoralist politika ne zaman ve ne amaçla şekillenmiş ve uygulaması neden Derin Devlete havale edilmiştir? İşte can alıcı sorumuz bu ve elbet yanıtı da var, ama şimdilik burası yeri değil.
 
DEB’in seçimlere inmesiyle Azınlığın denetim dışına çıkması ve özerkleşmesi önlenmiştir. Haydi şimdi tüm Azınlık Derin Devletin çağrısı üzerinde ulusal kenetlenmesini gerçekleştirsin ve böylelikle Türklüğünü ispat etsin!
 
Sizi biraz geri zekalı kabul ettiklerini hissetmiyor musunuz?
 
Öte yandan Derin Devletin bu konuda eski deneyimleri vardır, gelin unutturulan bir ilkini anımsayalım. 1993 seçimlerinde %3’lük baraj getirilmişti ve bağımsız adayın bu oranı tutturarak seçilme şansı artık yoktu. Ama Derin Devlet ille de gözdesi Sadık Ahmet’i seçtirmek ve onu lider tayin etmek istemektedir.
 
Bir insana 40 defa sen delisin dedikten sonra deli olduğuna inanmaya başlarmış derler. Sadık da bunca kez söylendikten ve yazıldıktan sonra artık yalnız Azınlığın değil, tüm Türklüğün lideri olduğuna inanmıştır. “Liderimiz Sadık Ahmet Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile bir sabah kahvesinde bir araya gelip siyasî meseleler üzerinde görüş alışverişinde bulunmuştur.” Bir azınlık komedisinde kullanılmamıştır bu ifade, Sadık adına çıkarılan gazetede ciddi ciddi yazılmıştır. 
 
1993 seçimlerinde Sadık’ın daha önceki seçimlerde siyasî partilerden aday olan azınlık mensupları için onlar Yunan istihbarat-KİP ajanıdır dediği unutulur veya bu tükürüğü yalanır ve kahramanımız birer birer tüm partilerin kapılarını çalmaya başlar. “Beni aday yapın.” Şimdi başkalarına attığı çamur kendine dönecektir, ama onun böyle inceliklere aklı ermez. Kendi aforizmasını şahsına uygulayacak olursak, bu, “Ben KİP ajanı olmaya geldim.” demektir. Ilımlı komünist partisi SİNASPİSMOS’a bile başvurur. Almazlar. Komünistler hiç KİP ajanını (!!) aday alırlar mı? Derin Devlet, bir numaralı adamı olan denetimli mebusunu kaybetmek zorundadır. O neyse de, daha önemlisi, denetimsiz birilerinin seçilme tehlikelisi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun üzerine Sadık’a “Seçilmeyeceksin, ama yeniden bağımsız aday ve lider olacaksın” emri gelir. Derin Devletin tezi, “Sen seçilmeyeceksen başka kimse de seçilmesin.”, bugün Avrupa Parlamentosu seçimlerinde DEB ile izlenen aynı mantık. Ve azınlık oyları yine Sadık’a yönlendirilir, ama artık mebus seçilemez. Zira barajı aşmak için bir azınlık yetmez, üç azınlık gereklidir. Derin Devletin azınlık halkına yutturduğu hap şudur: “Biz milletvekili seçmiyoruz, LİDER seçiyoruz.” Böylece Azınlık, tarihinde ilk kez bir dönem milletvekilisiz kalmıştır. Milletvekili seçmemiştir, ama bir lider kazanmıştır.
 
Sanki lider tayinle olamazmış ta ille de seçim gerekliymiş gibi. Sadık’ın ölümünden sonra (sizi bilmem ama ben onu MİT öldürdü iddiasına hâlâ inanmış değilim) Derin Devlet Azınlığa bugüne kadar niye yeni bir lider tayin etmemiştir, anlamış değilim. Yahu lider olsun da isterse çamurdan olsun.
 
iki gün sonra 2. ve son bölüm
 
21/5/2019
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Azınlık, AP Seçimleri, DEB Partisi, Mustafa Çolakali, ANTARSYA, Sadık Ahmet, Derin Devlet