VAİZ dedikleri

VAİZ dedikleri

  • VAİZ dedikleri

KARAÇALI
 
Cumhuriyet gazetesinden okuyorum (6.4.2019): “Almanya Türkiye’den imam istemiyor. Merkel hükümeti, imamların Almanya’da yetiştirilmesini sağlamak ve bu yolla yabancı siyasî güçlerin nüfüzunu sınırlandırmak için harekete geçti”.
 
Haber bana bizim burada yaşadığımız benzeri bir olayı anımsattı. Tabiî “millî sır” addedildiği için o olayın bir yerde kaydını bulamazsınız. Yani resmî olarak böyle bir şey vuku bulmamıştır. Azınlığa kazık atılmak istendikçe susmayı sağlamak amacıyla “millî sır” çağrısı yapıldığı için, benim şahsen çoktandır böyle sırlara hiç saygım kalmadı, daha önce de söylemiştim. Derin Devletin Azınlığı kullanarak yürüttüğü 18 Haziran Operasyonu’nu uzunca bir süredir tahlil ediyorum, o operasyon çerçevesinde cereyan etmiş ve onunla ilişkili söz konusu olayı her nedense unutmuşum ki hiç anlatmadım. İşin ne kadar sıkı tutulduğunu ve hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmadığını gösterir. Yukarıdaki haberi okuyunca aklıma geldi. O operasyon ki Azınlığa dayatılan mutlak vesayetin miladıdır.
 
18 Haziran 1989 seçimleri öncesi Ramazanda camilerde vaaz vermek üzere Türkiye’den Batı Trakya’ya birkaç vaiz geldi. Üç mü, beş mi, kesin sayısını bilmiyorum. Bunlar Diyanet’ten gönderilmişlerdi, ancak onları buraya gönderenin gerçekte MİT olduğu dikkatli kimseler tarafından çabuk anlaşıldı. Türkiyeli vaizleri azınlık köylerinde dolaştırma görevini MİT’in işbirlikçisi ve gözdesi ve mebus seçtirmeye karar verdiği Sadık Ahmet’e verdiler. Ana Vatan’ın himayesi ve programı dahilinde erken başlamış bir seçim propagandasıydı bu. Vaizler, Ana Vatan’ı temsil etme özelliklerinin sağladığı yüksek nüfuzla bağımsız listelere oy verilmesini istiyorlardı, kendilerine refakat eden Sadık’ı işaret ederek. Bunu açıkça, ama pek ılımlı ve nazik bir şekilde yapıyorlardı, hır gür çıkarmamaya ve çelişki yaratmamaya dikkat ederek. Tabii ki vaizlerin her faaliyeti Yunan istihbaratı tarafından kayda alınıyordu. Buna rağmen sınırdışı edilmediler. Nedenini anlatsam, ağzınız bir karış açık kalır, Yunanistan’daki yolsuzluğun nerelere vardığını görünce, ama uzun sürecek, onun için bir başka sefere bırakalım.
 
Bu arada Yunanistan’da ardarda seçimler oluyor ve bir yıl sonra yine Ramazanda Türkiye’den Azınlığa yeniden Diyanet kökenli vaizler gönderiliyor. Ama bu kez vaizlerin Yunanistan’a girişine müsaade edilmiyor. “Azınlıkta din özgürlüğüne yapılan yeni bir kısıtlama ve yeni bir darbe.” Yunan Dışişleri bu suçlamayı bertaraf etmek için resmî müftülükler aracılığıyla yine Türkiye’den ama Diyanet dışından vaiz getirmeye çalışıyor. İnşallah bir gün bu macerayı anlatmak zorunda kalmam, neler olduğunu, ne pazarlıklar yapıldığını.
 
İbrahim Keskin, eski ünlü kahvehanesinin yerini değiştirmek zorunda kalmış ve az ileride bugün Ömer Mollayusufoğlu’nun kuyumcu dükkanının bulunduğu yere taşınmıştı. Keskin, azınlıkiçi siyasî gelişmeleri yakından izleyen, sağa sola laf yetiştirip takılmayı seven ve sivri gözlemeler yapan bir kişiydi. Vaiz olayının patlak verdiği günlerdi, Keskin’in kahvesine girdim, küçük kahvehanede 8-10 kişi. Daha oturmadan adaş yapıştırdı: “Adaş, haberin oldu mu, Yunanlılar vaizlerin girişine müsaade etmemişler. Neden acaba?” Keskin’in bu soruyu herkesin önünde bana sormasını istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz.
 
«Adaş, ben sana gerçekte ne olduğunu anlatayım mı? Vaizleri Yunanlılar engellemedi. Bak nasıl oldu. Vaizlerin geldiğini öğrenir öğrenmez sınıra onları karşılamaya koştum. Ayaküstü sohbet ettik ve onlara dedim ki: Saygıdeğer vaiz efendiler. Geçen yıl yine Batı Trakya’ya gelmiştiniz. O zaman Sadık Ahmet’in propagandasını yaptınız. Bu sene İbram Onsunoğlu’nun, yani ben fakirin propagandasını yapmanızı sizden rica ediyorum. Aa dediler, olmaz. Zira biz Diyanet’ten ve MİT’ten yine Sadık’ın propagandasını yapmak için gönderildik. Senin propagandanı yapamayız. Ben de bunun üzerine “Haydi arkanızı göreyim. Geri!” diye onların girişine müsaade etmedim. “İnsan ayırıp kayırmaya mı geliyorsunuz buraya! Gelmeyin, istemiyoruz!” Yani adaş, vaizleri Yunanistan’a sokmayan benim, Yunanlılar değil.»
 
İbrahim Keskin’den bir tepki bekledim, ama boşuna. Anlattığım öyküyü hiç duymamış gibi yaparak işine devam etti. Kahvedeki 10 kadar müşteri yüzlerinde anlamsız bir ifadeyle bana bakıyorlardı. Biliyorum, Koca Kapı’yla nasıl dalga geçmeye cesaret ettiğime şaşıp kalıyorlardı.
 
7.4.2019
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Türkiye, Yunanistan, MİT, Din, Vaizler, Sadık Ahmet, Tarih, Batı Trakya