29 Ocaklar ve toplumsal direnişin parsasını götürenler...

29 Ocaklar ve toplumsal direnişin parsasını götürenler...

  • 29 Ocaklar ve toplumsal direnişin parsasını götürenler...

29 Ocak 1988 Türklük direnişi ve 29 Ocak 1990 pogromunun 31. ve 29. yıldönümleri bugün...
 
İlkgençlik yıllarımda, yazıya, şiire ve toplumsal mücadeleye yeni atılmış “fırlama bir kızan” iken, toplumumuzun bu kendi “bayram”ına, tarihinde gerçekleştirdiği en geniş/kitlesel direnişe niye sahip çıkmadığı üzerine epey düşünmüştüm...
 
Sonra biraz fazla okuyup, biraz fazla “kurcalayınca”, sebebini anladım.
 
Daha doğrusu, ilk defa 29 Ocak Anma Etkinlikleri’ni “halka açtıklarında”, o direnişe katılan bir ağabeyin o gün yaşadıklarını, yediği dayağı, polis tarafından önce tartaklanıp sonra “içeriye” alınmasını anlattıktan sonra, paneldeki resmî (zer)zevata dönüp “İşte, böyle. Biz direndik, dayağı yedik, bugün ağzımızda diş yok, sizler de bizim direnişimizi burada millete anlatıyorsunuz” demesinden sonra kafama “dank” etti.
 
Bir daha da zaten o etkinliklerde halka söz verilmedi!
 
*
 
Gerçi daha öncesinde de bir kez benzer bir durum yaşanmıştı:
 
Önce Dr. Hasan Ahmet kalkıp “Bana adam lâzım, adam / Adam gibi adam” şiirini okuyarak paneldeki “millî kahramanlar”a üstü kapalı “adam değilsiniz” demişti. Sonra ben kalkıp 29 Ocak’a giden süreci anlatırken 26 Ocak’ı neden esgeçtiklerini sormuştum, salonda soğuk rüzgârlar esmişti.
 
(En nihayetinde bizim din’gil, kendisi cevap veremeyince topu salonda “uyuklayan” Halil Hâki’ye atmıştı, Hâki de “millî vazife”yi yerine getirerek 26 Ocak’ı Yunan devletinin 29 Ocak’ı engellemek için yaptırdığını söylemişti, utanmadan! 29 Ocak için eylem kararının 26 Ocak gecesi alındığını, basına 27 Ocak günü duyurulduğunu bildiği halde!)
 
Cevap olarak, sonraki yıl, önce gazeteci geçinen soytarının birine “millî takım”a methiyeler düzdürdüler, sonra da İskeçe’deki “yeniçeri”lerden birini getirip “Bu memleket ne Faikoğlu’lar ne Rodoplu’lar doğurmuştur” gibi bir “manzume” okuttular!
 
*
 
Bugüne gelende...
 
Şahsen, yıllarca süregelen toplumsal, ulusal, sınıfsal baskıların, adında Türk kelimesi geçen derneklerin kapatılmasıyla ayyuka çıkması sonrası oluşan “toplumsal patlama”nın adı olan 29 Ocak Direnişi’nin kasıtlı olarak belleğimizden silinmeye uğraşıldığını düşünüyorum.
 
- Çünkü 29 Ocak, ezilenlerin (çiftçinin, işçinin, küçük esnafın, aydının) birliği demek! Ve “bizim adımıza düşünenler” o birliği istemiyor!
 
- Çünkü 29 Ocak, azınlığın hep birlikte devletten demokratik haklarını talep etmesi demek! Ve “bizim adımıza düşünenler” bunu istemiyor! (Hakların verilmesini de istemiyor, problemlerin çözülmesini de istemiyor, demokrasi de istemiyor!)
 
- Çünkü 29 Ocak “ayakların baş olması” demek! Ki 29 Ocak’a vurgu yaparak “sınıf atlamış”, dolgun maaşa kavuşmuş ve “kof” kişiliği itibar kazanmış olanlar bunu kesinlikle istemiyor! Özellikle de onları başımıza diken “bizim adımıza düşünenler” hiç istemiyor!
 
- Son olarak, 29 Ocak halkın kardeşliği demek, ki toplum içerisine nifak tohumları ekerek toplumu bizimkiler (“dininin ve kininin bilincinde” salyalı faşist devşirmeler topluluğu) ve hainler (toplumun bölünmesine, dayatılan faşizme ve gericiliğe karşı çıkanlar; her geçen gün azınlığın hakları ve kazanımları toz-duman edilirken buna ortak tepki koymak yerine Cuma namazı “edâ edilmesine” ve toplumun fertlerinin Derin Devlet’e ispiyonlanarak “rütbe” ve “maaş” alınmasına tepki koyanlar) olarak kutuplaştırmayı kendine ilke ve görev edinmiş “bizim adımıza düşünenler” bunu kesinlike istemiyorlar!
 
*
 
29 Ocak’ı bu toplum yaptı.
 
29 Ocak eyleminden tek bir fotoğrafı bile olmayan (aile albümlerinde varsa, bi’ zahmet çıkarıversinler de biz de görelim; olmadı bunu yazdım diye benden de 60 bin euro’luk tazminat talep edebilirler) Sadık Ahmet’in fotoğrafını paylaşarak 29 Ocak’ı kutlayan embesillerin, halkı bu şanlı 29 Ocak direnişinden soğutma ve uzaklaştırma girişimlerini başarısız kılmak, her onurlu aydının görevidir.
 
“Memleketi yeniden dizayn etmeye” girişmiş takunyalı, badem bıyıklı tosuncukların tarihi çarpıtma ve kafalarına göre uydurma girişimlerine karşı, önümüzdeki yıldan itibaren Sivil 29 Ocak Anma Etkinlikleri düzenlemek ve sözü o günleri yaşayanlara vermek farz olmuştur.
 
Ama bunu yapabilmek için de, korkmayan, sinmeyen, baş eğmeyen, onurlu azınlık aydınlarının bir çatı altında toplanması önerimin acilen yürürlüğe girmesi lâzım.
 
Üstâd Rahmi Ali’nin o günü anlatan dizeleriyle noktalıyorum:
 
Sabahtı, yürüdük yuvası bozulmuş karıncalar gibi
Dağ demedik, taş demedik, dere tepe demedik
Yürüdük binlerce, on binlerce kişi sessiz
Duyurduk sesimizi: Türk’üz, daha ölmedik!
 
 

Mustafa Çolakali


Ετικέτες: Batı Trakya, Yunanistan, 29 Ocak 1988, Azınlık