Arif abimizi kaybettik...

Arif abimizi kaybettik...

  • Arif abimizi kaybettik...

2014 yılıydı, tanıştığımızda...
 
Kasaplar çarşısının karşısındaki “Cafe Sousouro”da, Selânik’teki öğrencilik yıllarından arkadaşı Fransızca öğretmeni Fotini ve ortak arkadaşımız Matula ile birlikte keyifli bir sohbet etmiştik...
 
Bazen bir insanın bir insana daha ilk tanışmada “kanı ısınır” ya; bizim de Arif abiyle daha ilk tanışmada birbirimize kanımız ısınmıştı...
 
Sarancinalıydı Arif abi. Uzun yıllar köyünde öğretmenlik yapmış, hükümetin “tasarruf” önlemleri gereği “okulları birleştirme” girişimi sonrası Sarancina okulu kapanınca çeşitli okullara gönderilmişti. (Son zamanlarında onu en çok üzen konulardan biriydi bu!)
 
Sarancina’ya olan sevgisi bir başkaydı. Benim de “kökümün” Sarancina’ya dayandığını öğrenince “Ha şimdi anlaşıldı” demişti, “zaten bu memlekette adamlar hep Sarancina’dan çıkar!”
 
Solcuydu aynı zamanda. Siyasi arenada olan-bitene ilgi duyar, takip ederdi. Azınlık insanının alışılagelmiş sadece yerel siyasetle ilgilenme “hastalığına” kapılmamıştı; ülke genelinden dünya geneline gelişmeleri takip ederdi.
 
Yunan iç savaşından sıkça konuşurduk. “Bak köylüm” derdi, “bizim köy neredeyse tamamıyla Cumhuriyet Ordusu’na (andartlara) katılmıştır. Solculuk, boyun eğmeme bizim kanımızda var”. “Biliyorum agam” derdim, “onlardan biri de büyükdedemdi!”
 
2015 Eylül Seçimleri esnasında, milletvekili adayı olarak konuştuğum bir kahvede, Yunan derin devletinin azınlık içindeki “palikar”larından ve katıksız ND’cı bir “kazma” kalkıp “Hepiniz kendi menfaatinizi düşünüyorsunuz, devleti-milleti düşünen yok” gibi hakaretlere başlayınca, Arif abi yanıma gelmiş, “Bırak cevap verme, bu şerefsizin kim olduğunu ve bizlere neler çektirdiğini ben sana başka zaman anlatırım” demişti. Anlattı da sonra (ama burası yeri değil!).
 
Seçim demişken, yarım kalmasın: O seçimlerde Arif abi beni alıp Sarancina’ya götürmek ve kendi köylüsünden benim için oy istemek için çok uğraştı; ama kısa zaman zarfı içindeki yoğun tempoda bir türlü gitmek nasip olmadı. “Bir sonraki adaylığında, seçim turlarına Sarancina’dan başlayacaksın! Lamı-cimi yok!” derdi, gülümseyip “Tamam” derdim.
 
Şimdi düşünüyorum da, Arif abiyi tek kelimeyle anlat deseler, ne derdim diye...
 
Sanırım “keder” derdim.
 
Kederliydi sürekli Arif abi. Hep bir şeylere kırgın, üzgün, pişman gibiydi. Belki de ben yanılıyorum, ama bende hep o izlenimi bıraktı...
 
İnsanların onu anlamadığını mı düşünüyordu, yoksa mahalle kahvelerindeki muhabbetlerin “sığlığından” sıkılıp umudunu mu yitiriyordu bilmiyorum...
 
Ben muhabbet ortamlarında sürekli espri yaptığımdan “Yahu” derdi, “sen nasıl bir çocuksun! Her bir şeyden espri türetiyorsun. Senle oturunca içim açılıyor!”
 
Günlerce yoğun bakımda direndikten sonra, yaşam mücadelesini yitirdi Arif abi. O tertemiz kalbi atmıyor artık. Dostluğunu, muhabbetini özleyeceğiz...
 
Ölüm haberini aldığımda, kalbimde sızıyla mırıldandım: “Hoşçakal Arif abi. Yıldızlar yoldaşın olsun. Olur da bir daha siyaset sahnesine atılmaya niyetlenirsem, Sarancina’ya gitmeden seçim turlarını noktalamayacağım...”
 
 

Mustafa Çolakali


Ετικέτες: Batı Trakya, Gümülcine, Rodop, Sarancina, Ölüm