“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 8: Türkiye’ye giriş yasağımız nasıl kaldırıldı

“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 8: Türkiye’ye giriş yasağımız nasıl kaldırıldı

  • “KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 8: Türkiye’ye giriş yasağımız nasıl kaldırıldı

TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
Yıllar 1996, affa uğradık, 10 yıl süren Türkiye’ye giriş yasağı kaldırıldı. Gümülcine’de başkonsolos çağırmıştı, gittim. “-Ankara’dan gelen talimat üzerine sakıncalılar listesinden çıktığınızı ve Türkiye’ye giriş yasağınızın kaldırıldığını size bildiririm.”, buna benzer bir laf etti. “-Şimdi size teşekkür etmemi bekliyorsanız, boşuna bekliyorsunuz.” Gülüştük. Derin Devletin uygulamalarını tasvip etmeyen başkonsoloslar da geçti Gümülcine’den, bunlardan biriydi, böyle bir lafı kaldıracak kültürel yapıdaydı. “Kara Listeden çıktığımı bildirdiğiniz için size teşekkür etmemi hiç beklemeyin.”
 
Bir yıl önce, bir başka başkonsolos ta beni Kara Listeden çıkarma sürecinde davet etmiş ve konuyu onunla da görüşmüştüm. Bu ilk çaba başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
-Sizi Kara Listeden çıkarmaya çalışacağım.
-...
-Ancak siz de bana bu konuda yardımcı olunuz.
-Ben nasıl yardımcı olabilirim?
-Davranışınızla, hareketlerinizle. Kara Listeden çıkmanızı önerirken onlara atıfta bulunabileyim.
-Mesela?
-Mesela Abdülhalim Dede’yle ilişkilerinizi kesin.
-...!
 
Çarpılmış gibi oluyorum. Tanrım, bu ne cüret! Böyle bir şey nasıl talep edilebilir? Belki Abdülhalim’e de Kara Listeden çıkarmak için “Önce İbram Onsunoğlu’yla ilişkini kes” dediler veya diyecekler. Daha bilmem kaç kişiden aynısını talep ettiler. Bir sürü eş dost benimle ilişkisini kesmişti, yolda karşılaşınca yol değiştiriyordu, Konsolosluğun emriyle herhalde. Kara Listeye girmemek için veya Kara Listeden çıkmak için. Koca Kapı’nın tecrit politikası işte böyle uygulanıyor. Daha sonraları birkaç kez daha Konsolosluk tarafından tecrit tehditiyle karşı karşıya kaldım, “şemsiyenin altına” gireyim diye. Şahsıma son tecrit kampanyası 3 yıla yakın bir süredir uygulanıyor. Türkiye’deki faşizmin Azınlığa yansıması katlama olur diyorum. Zira burada sana destek verecek ve sahıp çıkacak ne muhalefet partileri var, ne de sivil toplum örgütleri. Yapayalnızsın. Azınlık toplumu ise terörize edilmiş durumda. Burada Derin Devlet ve onun Azınlık içindeki tetikçi timi ile tek başına karşı karşıyasın. Çare, bu durumdan zevk alacak yollları bulabilmekte. Bu uygulamaları ifşa ederken artık büyük zevk alıyorum. Onları sizinle paylaşabilmek için yenilerini dört gözle bekliyorum (!). Ahlakî üstünlüğün bende olduğunun bilinci içindeyim. Tabiî ilk şart, Koca Kapı’ya olan bağımlılığını sıfırlamış olmak veya gözden çıkarmak gerek. Aslında burjuva demokrasisindeki özgürlükleri kullanmaktan daha ileri bir şey yaptığım yok. Ve tabiî insan olarak (ve bir dış Türk olarak) itibarımdan zırnık ödün vermemeye çalışıyorum.
 
Konsolosluktaki tartışma uzunca sürdü. Ben size oradan ayrılırken en son ne söylediğimi aktarayım: “-Ben Kara Listeden çıkmak için müracaat etmedim. Şahsım adına ondan şikayet etmeye de gelmedim. Kara Listede Azınlıktan bir kişi varsa, ben kendimi gönüllü olarak ikinci kişi kabul ediyorum. Son azınlık bireyi çıktıktan sonra ben Kara Listeden ondan sonra en son çıkacak kişiyim.”  
 
Olayın başına dönelim. Kimseye Kara Listeye niye soktuklarını ve bir 10 yıl sonra niye çıkardıklarını açıklamıyorlardı tabiî. Sorsan, belki konsolos bile bilmiyor. Bilse de söylemez, söyleyemez. Mağdurlar da bilmiyor, çeşitli nedenleri varsayıyorduk... Ama bu konu, çoktandır boşladığım Kara Liste dizisine ait, orada anlatacağım.
 
10 yıl sonra Kara Liste kaldırıldı, çünkü fonksiyonunu tamamlamıştı. Beyinlerde iyice yer etsin diye burada bir kez daha yineleyeceğim: 10 yılı aşkın bir süre estirilen terörün ve bu süre içinde 200 kadar azınlık bireyine Türkiye’ye giriş yasağı uygulamanın nedeni ve amacı, bu kişilerin 18 Haziran 1989 Operasyonuna karşı gelebilecekleri değerlendirilmesinden sonra onları ulusal ve toplumsal düzeyde bertaraf etmek ve itibarsızlaştırmaktı. O kişiler Takım üyelerinin göstermesiyle belirlendi, yani en başta Sadık Ahmet, Sebahattin Emin ve İsmail Rodoplu’nun listeye şunları sokun demesiyle ve sonra diğer hafiyelerin. Operasyon büyük bir başarıyla sonuçlandı. Azınlığa, Ana Vatan’ın kararı, desteği ve yönetiminde azınlık sorunları için mücadele verdiği görüşü yutturuldu. Sonunda Azınlık, Derin Devletin güdümüne sokuldu ve oraya kıstırıldı. Ardından bu durum birkaç “biat alıştırması” ile doğrulandı. Derin Devlet artık Azınlık üzerindeki egemenliğinden ve denetiminden emindi. Yeni bir “çelik düzen” kurulmuştu, yıkmaya kimsenin gücünün yetmeyeceği. Kara Liste kaldırılabilirdi. Hangi gerekçeyle kaldırıldı? Sanki “Şaka yaptııık!” diyorlardı gülerek. Bu arada kendisine en kirli oyunu oynatmış oldukları kişi Sadık Ahmet te ölmüş veya “öldürülmüştü”. Böylece devir tamamlanmış, yeni bir sayfa açılabilirdi. Ne varmış, ne yokmuş. Ama olay o kadar basit miydi, Ankara’daki bürokratların sandığı kadar?
 
Sadık “öldürülmüştü” dedim, niye dedim, biliyor musunuz? Oh, yine uzatacağım, ama olsun.
 
Derin Devletin, Azınlıktaki karanlık rolü ifşa edildikçe nüfuzunun da azalacağından korktuğu için, bunu engellemek amacıyla son dönemde çok yönlü gayret sarfettiğini görmek mümkün. Derin Devletin en büyük yatırımı olan Sadık Ahmet’le ilgili olarak, dikkat etmişsinizdir, son zamanlarda onun anısını canlı tutma, hakkında yeni efsaneler uydurma ve eskilerini tekrar etme gibi hareketler yoğunluk kazanmış bulunuyor. Bu arada aile de seferber edilmiş durumda. Sefalet. Azınlık böyle bir sefaleti değer olarak kabul etmeye mecbur ediliyor. Diasporadaki azınlık derneklerine bakıyorum, çoğunda aynı büyük afişler ve o afişlerde bir tarafta Atatürk’ün ve bir tarafta Sadık Ahmet’in resmi. Mehmet Müftüoğlu’nun daha 1990’da “Türkiye hem de bu Sadık’ı Azınlığın başına Atatürk tayin edecek” diye yürüttüğü tahmin nihayet gerçekleşiyor (!). Bu afişler Derin Devletin imzasıdır, dolayısıyla onları gördüğünüz dernekler bilin ki Derin Devletin ve MİT’in emri altındadır. Onlarda Derin Devletin Batı Trakya Azınlık Kolunun sözü geçmektedir. Ancak Sadık’la ilgili kahramanlık öykülerinde biraz sıkıntı var, böyle öyküler pek yok, uydurmak ta kolay değil, eskiler de zaten uyduruk değilse bile iyice abartılı. Sonra şöyle bir soru dolaşıyor artık Azınlıkta: “Sadık Ahmet bir azınlık mücahidi midir, yoksa MİT tarafından kendisine verilen belirli bir misyonu yerine getirmek ve belirli bir rolü oynamak için sahneye sürülmüş basit veya ‘kritik’ bir ajandan başka bir şey değil midir, MİT’in devlet erkini kullanarak sonradan efsaneleştirip bize kahraman diye yutturduğu?” Bu soru da aslında bizden değil, Türkiye’den geliyor. Bu saptamayı daha sonraki bir yazıda yayıp ta irdelemek gerekecek.
 
Benim dikkatimi çeken bir şey daha, resmî biyografisine bir süredir besbelli Derin Devlet tarafından eklenen şöyle bir ifade: “Hayatını Azınlığa feda etmiştir, hayatını Azınlığa feda etmekten çekinmeyen kahraman”. Ve bunu bakıyorum herkes tekrar etmeye başladı. Son olarak bundan birkaç gün önce Almanya’dan soydaş Mehmet Küçük’in bir paylaşımında konuşan –benim tanımadığım- Batıtrakyalı bir akademisyen aynen bu ifadeyi kullanıyordu.
 
Gelin şunu bir irdeleyelim. Basit ve tesadüfî bir trafik kazasında hayatını kaybetmek, nasıl “hayatını Azınlığa feda etmek” oluyormuş? Hem de bir çocuğu sünnet etmeye giderken, yani mesleğini icra etmeye ve para kazanmaya giderken başına gelen bir trafik kazası, Azınlıkla ve azınlık mücadelesiyle alakası olmayan tamamen şahsî bir işte. Ölümü göze aldığın bir mücadelede hayatını kaybetsen, o zaman tamam, hayatını feda ettin diyelim. Şaibeli kaza denecek oldu baştan, yani Yunan tarafından kastî bir kaza anlamında, ama arkası gelmedi. Öyle olsaydı, o zaman da bu “hayatını feda etti” ifadesi belki uygun kaçacaktı. Yoksa bu yönde en küçük bir delil bulunsaydı, kıyameti koparırdı Koca Kapı. O halde ne demek “hayatını Azınlığa feda etmek?” Bu ifade, Sadık’ın kahramanlığını yükseltmek için Derin Devletin eklediği bir ifade olduğuna göre, bizim bilmeyip te Derin Devletin bildiği bir şey mi var acaba diyeceği geliyor insanın. Acaba o trafik kazası basit ve tesadüfî bir kaza değildi, o kaza ile Sadık kasten feda edildi mi denmek istiyor? Ve onun için onunla ilgili olarak “hayatını feda etti” denmesi hakkıdır. Çünkü bizde kuraldır, bir misyonda kullandığımız insanları o misyon sonrası ortadan kaldırırız. Sadık’ı da öyle yaptık, ama bunu açıkça söyleyemeyiz, onun için dolaylı söylüyor ve itiraf ediyoruz... Bu yukarıdaki ima da bizim değil, yazar ve AKP milletvekili Tamil Şayyar’ın. Gerçi trafik kazasının bir komplo olduğunu gösteren hiçbir işaret yok. Ama öte yandan öyle işaretler bırakılacak olsaydı, trafik kazalarında uzmanlaşmış bir servisin profesyonelliğine yakışır mıydı? Bir profesyonele yakışan, onu hiç şaibeye yol açmayacak bir şekilde gerçekleştirmekti... “Hayatını Azınlığa feda etti”, işte böyle yorumlara açık bir ifade. Eğer böyle değilse, yani kaza MİT’in elinden çıkmamışsa, o zaman Derin Devletin “hayatını Azınlığa feda etti” ifadesiyle palavra sıkmakta sınır tanımadığı bir kez daha kanıtlanmış oluyor. Sonuç: Oradan kaynaklı hiçbir bilgiye inanmayın.
 
Kara Listeden çıktığımın ilanı, iki “talimat” ile birlikte geldi. 1. Ankara Dışişlerinde Yunan Masasını ziyaret edeceksin. 2. İstanbul’daki Uluslararası Batı Trakya Kurultayına katılacaksın. Ana Vatan’ın emirleri karşısında boynumuz kıldan ince (!). 30 yıl aradan sonra ikinci kez Türkiye’ye ve ilk kez Ankara’ya gittim.
 
devamı ve sonu birkaç gün sonra
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Tarih, Kara Liste, Sadık Ahmet, Türkiye, MİT