Felsefe tek başına yeterli mi?

Felsefe tek başına yeterli mi?

  • Felsefe tek başına yeterli mi?

Üniversite öğrenciliğimiz sırasında hocalarımız bize felsefeyi başka bilgi alanlarıyla karıştırmayın derlerdi. Onlar saf felsefeden yanaydılar: onlara göre felsefeyi özellikle toplumbilim gibi ruhbilim gibi iktisat bilimi gibi tarih bilimi gibi alanlara yaklaştırmak yanlıştı. Felsefeye hiç yaklaştırılmaması gereken alan tarihin alanıydı: tarihin felsefeyle bir ilişkisi olamazdı. Hocalarımız derslerini de doğal olarak bu anlayış çerçevesinde anlatırlardı. Onların bu tutumları mesleki bir titizlikten mi yoksa siyasal bir kaygıdan mı geliyordu? Biz öğrenciler sorunu kendi aramızda enine boyuna tartışmış olmasak da en azından bazılarımız bu katıksız bu saf felsefe anlayışına akıl erdiremiyorduk. Bize göre felsefe bütün insan bilimlerinden hatta gerektiğinde doğa bilimlerinden yararlanmalıydı. Biz bunu konu edecek durumda değildik. Hocalarımız genelde bizim gibi geniş insanlar değillerdi: onlara ters gelecek bir söz söylediğimizde ağır eleştiriye uğrardık.

İnsan bilimleriyle bağlantı kurmazsanız örneğin Platon’un devlet anlayışını nasıl kavrayacaksınız? Nitekim çok şeyi kavrayamıyorduk. Tarihsel ve toplumsal temellerine oturtmadığınızda Platon’un devleti gözünüze bir düşçünün gerçekliğe dokunmayan tasarımı olarak görünür. Descartes’da XVII. yüzyılın Fransa’sını, Hume’da XVIII. yüzyılın İngiltere’sini göremezsek, aynı zamanda bütün geçmiş yüzyılların toplumsal ve siyasal oluşumlarını göremezsek yaptığımız felsefe ne anlama gelir? Ayrıca tüm yeni felsefelerin temellerini araştırırken onlarda özellikle Yeniçağ’ın gelişmekte olan ve Rönesans’a hatta ta XIII. yüzyıla dayanan ortak kültürünü bulamazsak felsefeden ne elde ederiz? Gerçek bilgi zamanda ve uzamda doğrulanan bilgidir ve bilgiler her koşulda birbirleriyle açıklanırlar. Bütün bilgi alanları bir yana, tarihsel temeli olmayan bir bilginin felsefede hiçbir karşılığı yoktur. Örneğin Stoa’cılığın ve Epikuros’çuluğun uzağında anlaşılan bir Rönesans anlaşılmamış bir Rönesans’dır.
 
 
İki yeni bilim

Felsefe bilim olmamakla birlikte bilimsel ağırlığı olan bir bilgi alanıysa bunu biraz da insan bilimleriyle olan ilişkisine borçludur. Özellikle XIX. yüzyılın verimi olan ve düşünce dünyamıza yeni boyutlar kazandıran, biri insan gerçeğini bütün evrenselliğiyle öbürü onu bütün derinliğiyle ele alan iki yeni bilim, toplumbilim ve ruhbilim sanatları zenginleştirirken felsefeye de yeni olanaklar kazandırdı. Oysa XVIII. yüzyılın Kant’ı da toplumbilimin kurucusu olan XIX. yüzyılın Comte’u da ruhbilimin bir bilim olabileceğine inanmamışlardı. Felsefe alanında yanılgılar bile gün olur bizi zenginleştiren etkenler olarak iş görürler, en azından karşıtlarını düşündürerek.

Felsefe dediğimiz bilgi alanı tarihsel kavrayışa sıkı sıkıya bağlıdır: tarihten kopar ya da uzaklaşırsa anlamını yitirir. Felsefe tarihinin dışında felsefe yoktur dersek aşırıya kaçmış olmayız. Zaten hangi alan söz konusu olursa olsun, bir alanda bilgiler tarihin dışında ele alındıkları zaman canlılıklarını hatta anlamlarını yitirirler. En küçük bir bilgi bile tarihsel öngörünün uzağında kalmamalıdır.

Tarih dışında düşünülen yani kendi olarak ele alınan her bilgi yanıltıcıdır. Tarihi basitçe olaylar tarihine indirgemeden nedenlerin tarihiyle ilgilenmek gerekir. Tarih için olaylar elbette bir gerekliliktir ama salt olay anlatımına dayanan bir tarih kavrayışı bizi eğlendirmeye bile yaramaz. Özellikle uygarlıkların dönüşüm noktaları göz önünde tutularak yazılmış bir tarih, insan bilimlerinin verileri göz önünde tutularak yazılmış bir tarih bir nedenler araştırması olmakla her alana olduğu gibi felsefeye de aydınlıklar getirecektir.

Hocalarımızın katışıksız felsefe ya da salt felsefe savları sanırım ideolojik kaygılardan kaynaklanıyordu. Felsefenin kendiyle bir sıkıntısı yoktur, onun sıkıntısı bozucu iç ve dış etkenlerden gelir. Felsefenin ne olduğunu kavramadan felsefe yapmaya kalkmak yararsız olduğu gibi zararlı da bir girişimdir. Felsefeyi siyasetten arındırmaya kalkmak boşunadır. Arayıcı ve dönüştürücü yapısıyla felsefe zorunlu olarak siyasal bir ağırlık taşıyor. Felsefe yaparken siyaset yapmış oluyoruz.
 
 
Felsefe siyasettir

Felsefe yapıyorsak gözler üstümüzde olacaktır. Bu yüzden kurulu düzenler sürekli bir değişimi öngören felsefeden yıldılar ve yakın zamanlarda yapay felsefe anlayışları icat edildi. Sözde felsefeler dünyanın ‘68er köşesinde hali vakti yerinde olanları eğlendirmeye çalışıyor. Arı felsefe düşleri felsefenin doğasını bozmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu da ileri biçimlerinde bir yalanın izini sürmek anlamına geliyor. En acı gerçek bile kendini bilene en tatlı yalandan daha tatlıdır. Felsefe bir araştırma alanı olarak ahlakı kendinde barındırırken doğruların bilgisi olmakla zaten başlıbaşına bir ahlaktır. Onu amacından saptırmak biraz da ahlak yolundan ayrılmak olmaz mı?

Hiçbir şey ya da hiçbir kişi kendi olarak yani tek başına pek de önemli değildir, her şey ya da her kişi kendi olarak başkalarıyla ilişkisi içinde ve o ilişkinin niteliğine göre anlam ve değer kazanır.
 
 

Afşar Timuçin

 
 

Cumhuriyet


Ετικέτες: Felsefe, Siyaset, Afşar Timuçin