“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 7: Halil Haki’yi komünist yapmaya çalışmak

“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 7: Halil Haki’yi komünist yapmaya çalışmak

  • “KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 7: Halil Haki’yi komünist yapmaya çalışmak

TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
Hasan Hatipoğlu’nun kardeşi Kaya ile de ilişkilerimiz iyi idi, ama onunla öyle pek siyaset konuştuğumuz yoktu. Kaya, kendi halinde, sessiz, iddiasız, ve Koca Kapı’ya yakınlığıyla bilinirdi.
 
Şimdi bir de size kısaca Halil Haki’yi tanıtayım, İLERİ gazetesinin sahibini. Haki, medrese ve imam-hatip kültüründen gelme, ama katıksız Kemalist ve cumhuriyetçi olarak gelişmiş, Türkçülüğü Turancılığa kadar uzanan bir kişiydi. Bu çerçevede görünüş olarak Koca Kapı’yla büyük sorun yaşamaması gerekiyordu. Ancak inatçı, dediği dedik, bencil, kıskanç, çalışkan, hırslı ve hırçın bir karakteri vardı. Takım’da güven duygusu uyandırmıyordu, oradaki disipline uyacak yapıda değildi, girmeyi çok istiyordu, ama dışlandı. Gazetesini zaten icazetsiz ve kendi azmiyle çıkarmıştı, büyük kusur, o yüzden özgür olabileceğini ve rahatsız edebileceğini sanıyordu, büyük yanılgı... Velhasıl hedef olmakta gecikmedi. Çok çamur yedi, çok saldırılara uğradı, cezalanmalar, kara listeler vs, emdiği sütü burnundan getirdiler, ama o da çok saldırdı, yerli yersiz, sonra uzlaştı, yeniden bozuştu, Haki’ninkisi çelişkili bir yolculuk.
 
Haki, saatlerle ayarlanmış programlı yaşamıyla övünürdü, diğerleri bu programa uymak zorundaydı. Bu bencilliği benim canımı sıkardı. Günlük programında belirli saatte uzun yürüyüşler vardı, birkaç kez bu yürüyüşlerinde ben de ona refakat etmiştim. Bunlardan biriydi, akşamüstü, kentiçi bir yürüyüş. “Adelfia” lokantasının karşısındaki yolda yürüyoruz. Lokantanın dışında kaldırıma bir masa kurulmuş, bizimkilerden 3-5 kişi demleniyordu. Yol tenha, bizi gördüler, uzaktan selamlaştık ve devam ettik. Lokantanın karşısındaki köşesinde komünist partisi KKE’nin bürolarının olduğu “tetragono”yu konuşa konuşa yürüdük, yolda bir yerde mola verir gibi durarak, ve bir yarım saat sonra yine KKE bürolarının altına ve “Adelfia” lokantasının karşısına çıktık. Bizimkiler orada demlenmeye devam ediyorlardı, bir tek Kaya Hatipoğlu’nu hatırlıyorum, yeniden karşıdan karşıya selamlaştık.
 
Birkaç gün sonra Kaya Hatipoğlu ile yolda karşılaştık, kıkır kıkır gülerek, ama yapmacık bir gülüşle, bana dedi ki: “-Vallahi çok yamansın be doktor! O Haki mollasını komünist partisinin bürolarına sokmak, bunu başarmak, herkesin yapacağı bir iş değil. Haki gibisini komünistlerle görüştürmek! Eh ne diyeyim be doktor, vallahi çok yamansın!”... Kaya, gördüğü şeyden o kadar emindi ki, onu yalanlamanın fayda etmeyeceğini, aksi tesir yapacağını, o inancını daha da sağlamlaştıracağını düşündüm ve vazgeçtim. Hiçbir şey demeden ben de güldüm, Kaya agamın haline. Şimdi bu olayın Koca Kapı’ya nasıl rapor edildiğini ve nasıl kayda geçtiğini hayal gücünüzü çalıştırarak buldurabilirsiniz. 
 
Hasan Hatipoğlu’yla devam ediyorum. 1974 yazında Cunta düştükten sonra Andrea Papandreu’nun taraftarlarını kendi inisiyatifiyle yerel PASOK örgütlerini kurmaya davet edişine uyarak Gümülcine’deki yerel PASOK’un kurucuları arasında yer aldım. Hatipoğlu’nun kendisiyle anlaşmalı olarak 1974 seçimlerinde PASOK listesine Azınlıktan aday olması için uğraştım, olmadı. Çoğa varmadı, PASOK’taki şövenizm ve ırkçılığa dayanamayıp oradan uzaklaştım. 15 sene sonra Kostas Miçotakis başkanlığı altındaki sağcı partiden milletvekili adayı oldum. (Miçotakis’e başta PASOK’çular olmak üzere tüm “demokratik cephe” küfreder. Benim için Miçotakis, Azınlığa, Türklere ve Türkiye’ye en önyargısız yaklaşan ve bunun bedelini ödeyen Yunanlı siyasetçiydi.)
 
Demek istiyorum ki, “tüm siyasî karyerim” (!) KKE ve komünistlik dışında geçmiştir, Kozlukepir’deki olay ve Türkçeye çevirdiğim o komünist metin dışında “komünist bir politik faaliyetim” (!) yok. Ama raporlarda hep komünist olarak nitelendiriliyorum. Zira komünist demedin mi raporun hiç önemi kalmıyor. Ve o sıralar Koca Kapı hafiyelerinin komüniste o kadar ihtiyaçları var ki! Benim gibi “tehlikeli bir komünist, bir kripto-komünist” onların arayıp ta bulamadıkları şey.
 
Bulamadıkları için uydurmak zorundalar. Solcu ve marksist olduğumu yeri geldikçe dile getiriyorum, ama benimle ilgili uydurdukları şeyler kulağıma geldikçe yalanlamıyorum. Kimseye ne olduğumu ne olmadığımı kanıtlamak zorunda değilim. Bu, benim için itibar meselesi. Bırak, kendi uydurukları içinde boğulsunlar. Komünist avcılarına belki daha çok koz vereceğim, ama şartlar müsaade etmiyor. Azınlık ulusal ve ırkçı ayrım politikalarının hedefinde olduğu için Azınlığı savunurken zorunlu olarak milliyetçi çizgiye kayıyorum, bu da bizim hafiyelerin kafasını karıştırıyordu..
 
1984’lerden bir olayı anımsadım, onu da anlatayım bari. 1985 seçimleri Türkiye’deki gibi antidemokratik liste usulüyle yapılacak, Azınlıkta huzursuzluk, azınlık adayları seçilebilir sıraya konulmayacak diye. Bu huzursuzluk işte bağımsız liste oluşturma konusunu göndeme getirmiştir. Halil Haki İLERİ’de 8-10 kişiden önümüzdeki 1985 seçimlerini değerlendirmelerini istiyor, bunların arasında ben de varım. Ben konuyu geniş tuttum ve tüm partileri ele alarak yeni düzenlemeyle hangisinden hangi koşullarda milletvekili çıkarabileceğimizi inceledim. Bunların arasında KKE de var tabiî, ve onun gedikli adayı Mustafa Mustafa, ama tüm partilere yaklaşımım eşit mesafeli. Sonunda, partiler azınlık adaylarını listede seçilebilir bir sıraya koymazlarsa İskeçe ve Gümülcine’de bağımsız listeler oluşturmaya gitmeliyiz önerisini yapıyorum. Koca Kapı’nın dinî dergisi Hakka Davet’te zehir zemberek bir yazı, KKE’den milletvekili çıkarma ihtimalini hesap ettiğim için, “Sen Azınlığa kızıl külah giydiremezsin!”. Yazının talimat ile veya yaranmak için olmadığını ve samimî olduğunu bilsem hiç kızmayacağım.
 
Neyse. Aradan yıllar geçti ve bugüne geldik. Bugün 4 azınlık milletvekilinden 3’ü, neredeyse tüm elemanları siyasî karyerine KKE’de başlamış “ılımlı bir komünist partisi” (!) olan SİRİZA’dan. Bunların arasında o zaman lanetlenen Mustafa da var. Ve işin daha ilginç yanı, komünist partisinden hangi koşullarda Mustafa milletvekili çıkabilir sorusuna yanıt aradığım için beni Hakka Davet’te yaylım ateşine tutan o arkadaş ta, “ılımlı komünist partisine” ve büyük bir olasılıkla Mustafa’ya oyunu kullandı. Şimdi belki diyeceksiniz, ne SİRİZA bir KKE’dir, ne de Mustafa eski Mustafa. O da doğru.
 
devamı 2 gün sonra
 
Kemalistliğini hatırlattığım için artık her şeyden elini ayağını çekmiş olan Haki de inşallah bana kızmaz. Azınlıkta korkunun insanların yüreklerinde ne derinliklere indiğini tahmin edemiyorsun ve bu yüzden ne tepki vereceklerini, hele Koca Kapı’ya mali bağımlılığı olanlar. Zira kısa bir süre önce susuz Kemalist bir arkadaşım ve korkunç Erdoğan aleyhtarı, hem de öyle bir bağımlılığı olmayan, yeri geldi de şaka yollu ve dolaylı bir şekilde onun bu aleyhtarlığına f/b’ta işaret ettim diye benden selamı kesti. İnsanımız ne kadar korkmuş! Bu gözlem beni azınlık insanının bu korkudan kurtulması ve özsaygısını kazanması için mücadele etmekte daha bir kararlı kılıyor.
 
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Tarih, Komünizm, Kaya Hatipoğlu, Halil Haki, Mustafa Mustafa