“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 5: Sadık Ahmet’in antikomünizmi

“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 5: Sadık Ahmet’in antikomünizmi

  • “KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 5: Sadık Ahmet’in antikomünizmi

TARİHTEN BİR YAPRAK
 
Geçenlerde bir yazımda benim valideyle Sadık Ahmet’in bir “çatışmasından” söz etmiştim. Bu olayı Kozlukepir’de 18 Ekim 1981 seçimlerindeki komünistlik faaliyetim (!) ile ilişkillendirmemiştim. Şimdi düşünüyorum da, Sadık’ın anama karşı benim hakkımda anti-komünist patlaması o olaydan kaynaklı olmalıydı. Yani Rodoplu gibi Sadık’ı da Koca Kapı’dan şişirmişlerdi. Bunca yıllık tanışıklık, ama ne Rodoplu ne de Sadık’la bir kez olsun komünizm ve KKE hakkında iki söz etmişliğimiz vardı. PASOK hakkında evet. İkisinin de aynı günlerde bana karşı anti-komünist patlamaları nereden nereye?
 
Bu veri ve daha başka veriler, Sadık hakkında bazı görüşlerimizi de revize etmeyi gerektiriyor. 1987’lere dek ortalıkta görünmeyen ve kavgalara karışmayan Sadık, Takım’a o sıralar girmiş olmalı diye düşünüyordum. Ancak anlaşılıyor ki çok daha eskilerden oradaydı, “uyuyan hücre” misali, diğerleri yanında kendini gösteremiyor veya özel bir görev verilmediği için kendini göstermiyordu. Doğrusu Takım’ın diğer üyeleri Sadık’ı pek takmıyor ve ciddiye almıyorlardı. Ta ki Derin Devlet ve MİT onun çok işe yarayan bazı yeteneklerini keşfedinceye, ona “mavi boncuk” verinceye, Takım’a onu dayatıncaya ve Takım’ı ve tüm Azınlığı seçimlerde onun peşine takıncaya dek.
 
Sadık’ın MİT ajanı olduğu iddiasını galiba ciddiye almam ve ilgili kanıtları yeniden gözden geçirmem gerekiyor. Bunu bir başka yazımda yapacağım. Sadık “muammasını” en iyi çözen anahtar, sanırım onun MİT ajanı olması, hem de Şamil Tayyar’ın deyimiyle “kritik bir MİT ajanı” (!). Yunan Parlamentosuna bir ajanını sokması MİT için eşi görülmedik büyük bir başarı. MİT (ve Derin Devlet) bu başarısının himayesi için elinden geleni yapıyor. Bu amaçla Azınlığı kullandığı için bizim açımızdan büyük skandal ve rezalet ve biz buna müsaade ettikçe.
 
Olayı bir başka yazımda anlatmıştım, burada bir kez daha anlatacağım. Valide ile Sadık, Partalcı İsmail’in dükkanında karşılaşırlar. Milletvekili seçimlerinden sonra, 1981 sonları. Benim Kozlukepir’deki komünist faaliyetimin ağızdan ağıza dolaştığı günler (!). Aralarında samimiyet vardır, benim bilmeyip sonradan öğrendiğim. Anacığım Sadık’a da “psikoterapi” (!) yapmış, benim arkadaşlardan Halil Haki’ye, İsmail Rodoplu’ya, Sebahattin Salepçi’ye, Refika Nazım’a, Mehmet Çolak’a… yaptığı gibi. Alaylı bir vurguyla “psikoterapi” dediğim şey, Sadık’ın başkalarına söylemeye cesaret edemediği şeyleri, bazı planlarını ve gizli düşüncelerini, sırlarını sohbet sırasında anama emanet etmesi. Anam iyi bir dinleyici olmanın ötesinde Azınlıkta olup bitenleri çok yakından izleyen ve bilen, zehir gibi zekasıyla olayları değerlendiren ve yorumlayan bir insandı. Sadık, ailesiyle birlikte anamı ziyaret ediyormuş. Öğrenince hayret ettim. Ben 1980 sonlarında köy hizmetinden memlekete dönünce bu ziyaretler bıçak gibi kesildi. Sadık benimle karşılaşmak istemiyordu.
 
Anam, Sadık’ın kendisine emanet ettiği plan ve düşüncelerinden bazılarını bana anlatmış, bazılarını anlatmamıştır. “Ben politikadan anlamam. Bana var mı para kazanmak!”, nasıl da Sadık kokar bu ifade, bunu anama kendini tarif ederken söylemiştir. Askerde çektiği sıkıntıları anlatmıştır. Daha başka “sırlarını” ifşa edip etmemek konusunda bugün bile hâlâ vicdan sorununu aşamamışımdır. Ancak Derin Devletin Azınlığa Sadık dayatması devam ettiği için, onunla mücadele çerçevesinde yeri gelince birkaç ifşaat daha yapmadan edemeyeceğim.
 
Partalcıdaki karşılaşmada hal hatır olurlar. Sadık’ın kucağında küçük oğlu vardır. Onunla ilgili olarak bir ara söz benden açılır. “İbram amcası ne yapıyor” gibilerden. Sadık, kurulu olduğunu göstererek, onu iyi tanıyanların bildiği patlamasını yapar, azarlar gibi: “Ya-a! Ne yapacak! Takılmış Doğancalı komünist Mustafa’nın arkasına!” Anam şaşırır tabii bu yersiz patlama ve terbiyesizlik karşısında. Sadık’ı iyi tanıyanlar yine bilirler, onun ne kadar nankör olduğunu ve yediği çanağa sıçtığını. Anam kendine geldikten sonra yapıştırır: “Mustafa komünist diye kusurlu mu imiş be Sadık? Sen sünnetçisin. Gidip Mustafa’nın kusuruna bi bakıversene.”
 
Gelin şimdi Sadık’ın bu anti-komünist patlamasını bir irdeleyelim. Sadık o güne dek apolitik bir kişi olarak bilinmektedir. Herhangi bir politik ideoloji lehinde veya aleyhinde tavır almış bir insan değildir. Dolayısıyla anti-komünist te değildir. Öyle olmak için bilmek gerek, öğrenmek ve ilgilenmek gerek. Sadık ilgisizdir. Gazete alıp okumaz. Azınlıkta, ülkede, dünyada olup bitenlerle ilgilenmez. Onunla siyaset tartıştığımı hatırlamıyorum. Köy hizmetinden döndüğünden beri Azınlık konularıyla ilgilenmeye başlamıştır, zira memlekete dönen tüm arkadaşlar ilgileniyor ve katılıyoruz. Kitap okumaz. Bir kitap aldığı yoktur. Ders kitapları dışında bir başka kitap açıp okuduğu yoktur. Ders çalışmak ve para kazanmak, bildiği ve yaptığı şeyler bunlardır. Ve bu konuda kaba ve kiniktir: “Bizim millet kazıklamaktan anlar.” Ancak karakter ve kişilik ile bir ideoloji bağdaştırılacak olursa, Sadık’ın ideoloji bilyesi cup diye üzerinde faşizm yazan deliğe oturur. Ama 1981 ve 82’lerde Sadık faşist bile değildir. Faşizmini Derin Devlet kendisine mavi boncuk verdikten sonra 1987’lerde göstermeye başlayacaktır. Sadık’ta siyasileşme ancak milliyetçiliğe kadar yükselebilmiştir, ilkel düzeylerde kalarak, oradan öte bir santim yukarı çıkamamıştır. Sekiz yıllık siyasî yaşamı boyunca, 1987-1995, “Irkımızı inkâr ediyorlar! Türklüğümüzü inkâr ediyorlar! Biz Türküz!” diye haykırmaktan daha ileri siyasî bir hamle yapamamıştır. Azınlık sorununu tanımlamaktan acizdir, “Haklarımızı söke söke alacağız.” demekle yetinmektedir… Şimdi 1981-82’lerde Kozlukepir’deki o olaydan kaynaklı olarak Rodoplu ile birlikte bana karşı anti-komünist patlaması, nereden nereye? Ancak talimatla olabilecek bir iştir. O yıllarda Sadık’ı takan yoktur, ama o en azından Takım’ın yedek üyesidir. Biz Sadık’ın Takım’a 1987’lerde seçildiğini sanırdık. Hayır, Sadık çok eskilerden beri kadrolu Takım’daydı. Onu da anlatacağım.
 
devamı 2 gün sonra
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Yunanistan, Türkiye, MİT, Sadık Ahmet, Azınlık, Tarih