“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 4: Kozlukepir’deki komünist propagandası

“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 4: Kozlukepir’deki komünist propagandası

  • “KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 4: Kozlukepir’deki komünist propagandası

TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
Rodoplu’nun antikomünizmi
 
Rodoplu, kendine kalsa, liberal görüşlü ve öyle fanatik bir anti-komünist değil. Takım’dan fanatik bir anti-komünist olan Hasan Hatipoğlu, onda içsavaş sırasında yaptığı askerliğin bıraktığı silinmez iki kalıntıdan biri, öbürü kralcılık idi. İlahiyatçı olarak aldığı kültür bakımından bir başka fanatik İbrahim Şerif ve tabii diğer ilahiyatçılar, Ahmet Hacıosman vs, ama İsmail Rodoplu değil. Rodoplu Derin Devletin ağzıyla konuşuyor ve talimat üzerine beni komünist olarak suçluyordu.
 
Komünizm konusunda İbrahim Şerif, Ahmet Hacıosman ve rahmetli İskeçeli vaiz Sabri ile anılarım var. Sabri ile olanı sevimli, diğerleriyle olanlar çatışmalı. Sabri ile olanı anlatayım.
 
İnhanlı Direnişi sırasında şehir meydanında oturma eylemi sürerken bir gün direnişçi köylüler ve destekçileri meydanda yürüyüş yaptık. Şu “πικετοφορία” dediğimiz şey. Herkes boynuna slogan yazılı bir pankart astı. Herkes değil, köylülerin bir bölümü, o kadar pankartımız yok. Sonra slogan atarak şehir meydanında fır dolayı yürümeye başladık. 10 kere mi döndük? Daha önce katılımcıları toplayıp onlara slogan nasıl atılır, onu öğrettim. Bir de tabii tespit ettiğimiz sloganları ezberlettim. Yürüyüşe katılanlar arasında vaiz Sabri, bir müddet sonra bir gün beni tuttu: “A be doktor, çok hınzırsın! Bize o gün platiyada hep komünist sloganları söylettin. Biz de gık diyemeden seni dinledik.” diyor ve kıkır kıkır gülüyordu. Şikayet ediyormuş gibi bir tavrı vardı, ama gerçekte şikayet etmiyordu. Ömründe ilk kez bir yürüyüşe katılmış ve slogan haykırmıştı ve bu deneyiminden memnun görünüyordu. Kullandığımız üç beş slogandan en komünist olanı, Türkçeden Yunancaya çevirdiğim “Toprak işleyenindir”, “Η γη ανήκει σ’ αυτούς που την καλλιεργούν” idi. Takım arasında adım komüniste çıktığı için, yaptığım her şey artık komünizm olarak değerlendiriliyordu. Koca Kapı’ya yalakalık yapabilmek için komünist varlığına duyulan büyük ihtiyaç.
 
Rodoplu’nun beni komünist olmakla suçlamasına gelelim. Yıllar sonra Dernek’te yine görev bölümü kavgasında Mehmet Bağdatlı’nın Ali Kamber’e “Sen başkan olamazsın, çünkü komünist olduğun için Konsolosluk seni istemiyor.” dediği gibi, bu olayı bir başka yazımda anlatmıştım. Şu farkla ki, Rodoplu Derin Devletin kadrosu olarak talimat üzerine hareket ediyordu, Bağdatlı ise talimatsız ve kendi inisiyatifiyle. Onun için Konsolosluk tarafından Bağdatlı’nın derhal kulağı çekilmiştir. Ana Vatan adına herkese konuşma yetkisi ve erk kullanma hakkı verilir mi? Bu erk ve hak “vesikalıların” idi. Ali Kamber’in başkanlık sevdasını engellemek üzere Derin Devlet tarafından görevlendirilen vesikalı kişiler vardı, bunların arasında Bağdatlı yoktu, ama örneğin Sadık Ahmet vardı. Bu yakınlarda öğrendim, Sadık’ın “Ali Kamber’e oy vermeyin, onu başkan seçmeyin” diye yönetim kuruluna seçilenleri tutup onlara “Ana Vatan’ın selamını ilettiğini”. Yüksek Tahsilliler Derneği, Ana Vatan’ın selamını dinlemeyi reddetti ve Ali Kamber başkan oldu. Ondan sonra Takım’ın görevi artık başkanı “komünist” olan Derneğin faaliyetlerini Derin Devletin “dua ve selamıyla” sabote etmekti, ibret olsun diye bilmem anlatsam mı o olayları. Bu başarısızlıktan sonra Derneği iyice istila etme çalışmaları hız kazandı. Özerkliğini kısmen koruduğu dönemin son başkanı Mustafa Mustafa oldu. Sonraki Dernek seçimlerinde, 1997 idi, yanılmıyorsam, Koca Kapı – Derin Devlet, “vesikalı yârim” Sebahattin Emin Salepçi agamı Mustafa’ya rakip olarak başkan yapmak için büyük bir seferberlik başlattı. Mustafa bunu görünce çekildi, aday olmadı.
 
Böylece Salepçi’nin listesi tek başına kaldı. Oysa plan, Mustafa’nın listesinin de seçime katılması ve yenilmesi idi. Seçimler, Konsolosluk tarafından Salepçi’nin zaferi ve Mustafa’nın hezimeti ile sonuçlanacak şekilde tasarlanmıştı. Böylece her şeyin talimatla yürütüldüğü bu sürece bir “kendiliğindenlik” ve demokrasi cilası sürülmüş olacaktı. Mustafa’nın solcu listesi katılmayınca Koca Kapı rahatsız oldu. Başkonsolos bana Mustafa’nın niye katılmadığını soruyor. Türkiye’yi rakip olarak görmediği için diyorum. “Çünkü aday olsaydı Sebahattin Emin’le çarpışmayacaktı ki, sizinle ve Türkiye ile çarpışacaktı. Bunu istemiyordu.”
 
Aynen benim-bizim partili adaylar olarak 18 Haziran 1989 milletvekili seçimlerinde aday olduğumuz zaman bir süre sonra karşımızda rakip olarak öbür soydaş adaylar yerine Türkiye’nin çıktığını görmüş olmamız gibi. Ne kafa karışıklığı! 
 
Dernek nasıl “istila edildi” ve bugünkü hale nasıl geldi, bu öyküyü burada anlatacak değilim. Herhalükarda bugün dernek binasının önünden geçerken görmemek için başımı öbür tarafa çeviriyorum, yüreğime hüzün çökmesin diye. Eskiden genel kurullara katılmak için Selanik’ten koşup gelirdim, şimdi yılardır hiç sokulduğum yok. Ayaklarım beni aidatımı ödemeye bile oraya götürmüyor.     
 
Derneğin ilk yönetim kurulunun görev bölümü toplantısına gelelim. Rodoplu bana sen komünist olduğun için başkan olamazsın dediği zaman aklımdan geçenler: “A be Rodoplu, benim komünist olduğumu nereden biliyorsun? Çünkü ben kendim bilmiyorum, şimdi senden öğreniyorum. Gerçi solcuyum, hem de aşırı solcu, anarşist solcu, αναρχοαυτόνομος (bugünün sıfatıyla terörist bile diyebilirsin, elhamdülilâh), ama komünistlik Sovyetler Birliği protipiyle özdeşleştiği için benim o komünistlikle bir alakam yok, KKE’li dostlarım var, ama ben oralı değilim. Benim komünist olduğumu nereden biliyorsun be Rodoplu? Hem sana ne benim komünistliğimden? Hastir ordan! Μαλάκα!”
 
Ben bunları söylemeden Rodoplu cevap verdi: “-Geçen (1981) milletvekili seçimlerinde Kozlukepir’de kadınlar sandığında sandık gözlemcisi iken oy sayımında komünist Mustafa Mustafa’ya çıkan her oyu öpüp başının üzerine koyuyor ve sevinç çığlıkları atıyormuşsun.” Rodoplu gerçek bir olayı anlatıyordu, aynen öyle olmuştu. “-Tamam be Rodoplu, bu anlattığın doğru. Madem Kozlukepir konusunu açtın, o zaman niye sormuyorsun? A be İbram, o gün ta Kozlukepir’de ne sik işin vardı diye? Sabah karanlığından sonraki günün sabah karanlığına kadar sandık başında? Aç ve uykusuz? Araban olmadığı için kendini oraya bir başkasına götürttün, yine bir başkasına getirttin? Benim gibi büronda oturamaz mıydın? Televizyon ve radyo başında seçim haberlerini dinleyerek? Ulan ne biçim enayisin sen?... Ben senin yerinde olsam önce orada ne arıyorsun diye sorardım. Sorsana be Rodoplu!”
 
Seçimlerde Azınlıktan oy çalma olayları yaşanıyor o zamanlar. Nitekim Hasan Kaşıkçıoğlu, sözünü ettiğimiz 1981 seçimlerinde oyları çalınarak kazanılmış milletvekilliğinden düşürüldü. Rodoplu’nun kendisi Kasım 1989 seçimlerinde kazanılmış milletvekilliğinden düşürülmek üzereyken ilgili toplantıyı dağıtan bir delibozuk PASOK’çu avukat Haris Dimitriadis sayesinde kurtuldu. Bu iki büyük seçim skandalını Koca Kapı’dan destekli iki adayın kendi ağzından hiç dinlediniz mi, kamuoyuna açıkladıklarını ve kınadıklarını hiç gördünüz mü? Veya güdümlü “millî basın”ın yazdığına, sütunlarında yer verdiğine hiç şahit oldunuz mu? Onlara göre bu iki skandal tarihte vuku bulmamıştır.
 
Yeni döndüğüm memlekette en sorunlu seçim sandığı hangisi, hileye hedef olma ihtimali en büyük hangi sandık diye soruyorum, sandık görevlisi olarak oraya tayin edilmemi isteyeceğim. Kozlukepir köyündeki kadınlar sandığını gösteriyorlar. Önceki yerel seçimlerde Hıristiyan Kratimen ile Mehmet Bekir çarpışıyor, orada oy sayımında ışıklar söndürülmüş, Kratimen’in adamları sandığı kaçırmışlar, oylarını değiştirmişler diye anlatıyorlar. Nahiye müdürü olarak Mehmet Bekir seçilmiş, ancak bir disiplin suçu öne sürülerek Mehmet Bekir’i azletmişler, yerine Kratimen getirilmiş. Sonraki yerel seçimlerde yine bu ikisi çarpışıyor, bu kez ben de Kratimen’i devirmekte faal rol alacağım. Vaktim olursa bu olayı da anlatırım.
 
18 Ekim 1981 günü sabah karanlığında Kozlukepir’e gidiyorum, köyün kadınlar sandığına gözlemci olarak. Kozlukepir büyük bir Türk köyü, ama ben oraya ilk kez gidiyordum. Beni köye arabasıyla Gümülcine’den kimin götürdüğünü ve getirdiğini, hayret, hatırlamıyorum. Cebimde iki “güven mektubu”, iki milletvekili adayından, biri sosyalist parti PASOK adayı Hasan Kaşıkçıoğlu’ndan ve öbürü komünist partisi KKE adayı Mustafa Mustafa’dan. Hangisini kullanacağımı sandık başındaki görevlileri gördükten sonra kararlaştıracağım. Azınlıktan önemli diğer iki aday, sağcı Y.D.’den Hafız Yaşar ve yine PASOK’tan Ahmet Mehmet Muncura.  Ahmet, PASOK adına köyden Yakup adında birini sandık gözlemcisi tayin etmiş, KKE’yi temsilen kimse yok. Bunun üzerine Mustafa’nın ve KKE’nin gözlemcisi oldum. Hıristiyan adayların görevlendirdiği Hıristiyan gözlemciler de var.
 
Hafız Yaşar’ın sandık gözlemcisi sonradan geldi, Hafız Cemali Meço, Kozlukepir sakini. Hafız Cemali’yi ilk kez yakından görüyorum, sarıklı ve cübbeli, din görevlisi kıyafetiyle. On gün önce bizim Kırmahalle sokaklarında yerlere atılmış beyannameler görmüştüm, altındaki imza Hafız Cemali. Arabasıyla gelip bizzat kendisi dağıttı dediler. Seçimler ve bir mebus adayı ile ilgili olsa gerek diye beyannameyi okuyorum. Ama değil, yalnızca anti-komünist propaganda yapılıyordu. Yahu Azınlıkta komünist propagandası yapan mı vardı ki bu propagandaya karşı söylem geliştiriliyordu? Komünizm sorunu mu vardı? Bu ne işgüzarlık! Canım sıkıldı. Ama ülkede demokrasi var, herkes istediğini söylemekte özgür (!).
 
Bu mollaya madalyonun öbür yüzünü göstermeye karar veriyorum. Seçmenleri etkileyebileceğini iddia ederek dinî kıyafetine itiraz ediyorum. Ya kıyafetini gidip değiştirecek, ya da sandık gözlemcisi olarak kabul edilmeyip dışarı çıkacak. Bir papaz da olsa itiraz edeceğim. “Ο σαρικοφόρος να βγεί έξω!” Sandık sorumlusu olan yargı görevlisi avukat, itirazımı yazılı yapmamı söylüyor ve kabul edip, Hafız Cemali’ye bu kıyafetle sandık gözlemcisi olamayacağını söylüyor. Hafız Cemali hiçbir şey söylemeden tebessümle oradan ayrılıyor. Gözlemci olarak bir başka seçim sandığına gitmiş, orada kimse itiraz etmemiş. Sonraki yıllar Müftü tayin edildikten sonra bu olayı bana birkaç kez, “Ya be doktor, beni köyümdeki seçim sandığından kovmuştun” diye gülerek anımsatmıştı.
 
Oy kullanma süreci gün batımında sona eriyor. Ve oyların sayımı başladı. Kalabalık bir seçmen kitlesi oy kullanmıştı, sanırım 500’den çok. Olaylı seçim sandığında bu kez süreç pek sakin ve olaysız geçti. Oylar özellikle üç aday arasında paylaşılıyor, Hafız Yaşar, Ahmet Muncura ve Hasan Kaşıkçıoğlu. Hıristiyan adaylara da tahminin üstünde oy çıkıyor. Oyların yarısı sayıldı, benim adayım KKE’li Mustafa’ya daha bir tek oy çıkmadı. Gerçi ben sırf Mustafa için orada bulunmuyorum, ama bu durum gücüme gidiyor.
 
Sandık başında Rumu Türkü 10 kişi görevliyiz. Saatler ilerledikçe birbirimizi tanıyor ve aramızda samimî bir hava esmeye başlıyor, şakalaşıyoruz. Adayım Mustafa’ya hiç oy çıkmayınca, diğerlerinin alaylı bakışlarına hedef oluyorum. İşi şakaya vuruyorum: “Burada bir yanlışlık var. Mustafa’nın oyları nerede? Nerede kaldı bu oylar? Kim çaldı Mustafa’nın oylarını?...”
 
Neden sonra Mustafa’ya ilk oy çıkıyor. Şakayı sürdürüyorum. Sevinç çığlığı atarak Mustafa’nın ilk oyunu öpüp başımın üstüne koyuyorum, “Bu oy pusulasını hatıra olarak saklayacağım ve gidip çerçeveleteceğim” diyorum. Gülüşüyoruz.
 
Azınlıkta hafiye ağı. Bu olayı gidip anlatmışlar. Tabii Rodoplu’ya değil. Ne de Sadık Ahmet’e. Konsolosluğa. Konsolosluk bildiriyor onlara ve diğerlerine. “Bu gizli komünist İbram’a dikkat edin! Kendini ifşa etti. Peşini bırakmayacaksınız. Azınlığı komünistleştirmesine müsaade etmeyeceksiniz. (!)”  Böylece kadrolu arkadaşlar Azınlığı komünistlikten ve benden kurtarmak için seferber oluyorlar.
 
Hasan Hatipoğlu’nun benim komünist olduğum konusunda bu olaya ihtiyacı yoktu, onun elinde başka belgeler de vardı. Anlatayım. Ama Rodoplu’dan sonra önce Sadık’ı anlatacağım.
 
devamı 2 gün sonra
 
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Tarih, Kozlukebir, Rodop, 1981 Seçimleri, Mustafa Mustafa, İbrahim Şerif, İsmail Rodoplu, Hasan Hatipoğlu, KKE, Sadık Ahmet, Hasan Kaşıkçıoğlu, Sebahattin Emin, Ahmet Mehmet Muncura, Cemali Meço