“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 3: Allah affedebilir, Derin Devlet asla

“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 3: Allah affedebilir, Derin Devlet asla

  • “KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 3: Allah affedebilir, Derin Devlet asla

TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
Yıllar 1997 olmalı, 10 yıllık giriş yasağı kaldırıldıktan sonra Türkiye’ye ikinci gidişim. Vallahi kendi inisiyatifimle gitmiyorum, oradan birileri çağırıyor da hatır kıramayıp gidiyorum. Bana kalsa hiç gitmeyeceğim. Tüm karalistelilerin aftan sonra uzun süre aşamadıkları böyle bir soğukluk yaşadıklarını bilirim. Bazıları ölünceye kadar aşamadı. Koca Kapı personeli bir dış Türkün hassasiyetini anlamayacak kadar görgüsüz ve cahil olduğunu göstermiştir. Faşist zihniyetten zaten başka türlüsü beklenemez.
 
Bu ikinci gidişimde İstanbul’dayken Samanyolu TV’den bir öneri geldi, Dayanışma Derneği başkanı Taner Mustafaoğlu ile azınlık konusunda bir söyleşiye çıkmak için. Fethullah hareketinin liberal kesimiyle iyi ilişkiler içindeyim.
 
Burada bir parantez açıyorum. Şimdi Türkiye’de Erdoğan ülkede bir “Fethullah psikozu” yaşatıyormuş, herkes bu toplu psikoza katılıyormuş gibi yapıyormuş, vallahi umurumda değil. Azınlıkta yaşatılan terör döneminde Türkiye’den bize (bana) Derin Devletin direktiflerini ve korkutmalarını aşarak yaklaşmaya cesaret eden bir Fethullahçılar oldu, ZAMAN gazetesi, ve bir de CUMHURİYET gazetesi. Ben nankör değilim. Bir dinci hareketle uyuşmam mümkün değil, ama Erdoğan’ın Fethullahçı Hareketin bir terör örgütü olduğu yolundaki hezeyanına korku veya menfaat yüzünden ortak olmayı reddediyorum. Türkiye’de terörün hedefinde olan demokrasidir, hukuktur, laikliktir, cumhuriyettir, Atatürkçülüktür, özgürlüklerdir… ve bu terörün faili malumdur. Parantezi burada kapatıyorum.
 
Samanyolu kanalında bir akşam Taner’le söyleşiye çıktık. Ben başına buyrukum. Ama Taner benimle Samanyolu’na çıkmak için herhalde gereken yerden onay almıştır diye düşünüyorum. Türkiye’de başka türlü olacağını hayal edemiyorum. Bunu vurgulamamın nedeni, söyleşinin bir şekilde “devlet” tarafından onaylı olduğunu hatırlatmak. Ve buna rağmen, aşağıda göstereceğim gibi, Derin Devlet (ve yavrusu Takım), itirazını ve gücünü göstermekten çekinmeyecektir.
 
Program yapımcısı televizyonda benim fotoğrafımın altına nasıl bir ibare koyacağını düşünüyor, sonunda “İbram Onsunoğlu, Batı Trakya Türklerinin temsilcisi” ifadesini seçiyor. Ben bunu görünce abartılı kabul edip gülüyorum. Beni tanıyanlar bilir, böyle kocaman ve şişirmeli laflardan hiç hoşlanmam. Birçok kez Azınlık adına konuştuğum ve Azınlığı temsil ettiğim olmuştur, ama orada bile böyle bir iddiayla ortaya çıkmaktan çekinmişimdir. Karşı görüşte biriyle, örneğin Yunan Yönetimini temsil eden veya azınlık aleyhtarlığını temsil eden biriyle çarpışacak olsam, böyle bir sıfat o zaman uygun düşer. Ama öte yandan Yunanistan’dan geldiğim için benim Azınlığı temsil yetkim Taner’den daha fazla… Neyse, bu yukarıdaki sıfatla çıktığım söyleşi bitiyor. Birkaç saat sonra TRT muhabiri Atina’dan haber veriyor. Aynı akşam Yunan Parlamentosunda programdışı Yunan-Türk ilişkileri hakkında parti başkanları düzeyinde genel görüşme var, çok önemli, muhabir Mecliste neler konuşulduğunu anlatacak. Ama hayret, önem sırasına göre ilk haber Azınlıktan, aynen şöyle: “Bu akşam İstanbul’da bir özel televizyon kanalındaki programa bir kişinin kendisine böyle bir yetki verilmediği halde Batı Trakya Türklerinin temsilcisi sıfatıyla çıkması Türk Azınlık içinde büyük infial yaratmıştır…” Takım ile Derin Devletin işbirliğini gördünüz mü, aynı şeydi bunlar. Ve anında verilen refleks. Affa uğramıştık, ama Takım ve Derin Devlet affetmiyordu. Ve kendi el attığı konularda Derin Devlet meşru hükümetten daha güçlüydü, yaşanarak varılmış bir yargıdır bu, daha başka deneyimlerimden.
 
Takımın nefesini hep ensemde hissetmişimdir. Kişiselleştirecek olursak Hasan Hatipoğlu ve İsmail Rodoplu diyeceğim. Oysa kim sorursa ikisiyle de sohbetimiz sıcak ve derin. Bir akşam Sebahattin Galip’le muayenehanemde sohbet ediyoruz. Pat diye damdan düşer gibi sordu: “Doktor be, bu Rodoplu sana niye bu kadar kızıyor?” Şaşırdım. “Kızıyor mu be Sebahattin abi? Vallahi bilmiyordum. Benim ise Rodoplu’ya karşı büyük sempatim var.” Rodoplu’ya sanki görev verilmiş, sanki’si fazla, çeşitli toplantılarda, tartışmalarda, benim inisiyatif aldığım hallerde pat diye yanımda biter, bana karşı çıkar, rakip olur, beni sabote etmeye çalışırdı. Kişisel bir sorun değil, Takım çerçevesinde ona verilen görev.
 
Tüzüğü hazırlamayı üstüne alan Orhan Hacıibram nihayet onu tamamlayıp teslim ettiğinde zar zor Yüksek Tahsilliler Derneği’ni kurduk. İlk genel kurul, ve seçilen ilk yönetim kurulunda ikimiz de varız, Rodoplu ve ben. Görev bölümü için toplandık. Dernek konusunda hayallerimiz büyük, hiç olmazsa benim hayallerim büyük. O zamana kadar derneğin ayak işlerinde en çok ben koşuyorum, çünkü vermek istediğim çok şey var, bir an önce derlenip toplanalım ve çalışmalara başlayalım. Başkanlığa aday olduğumu söyledim. Benden sonra hemen Rodoplu atıldı, o da başkanlığa talip olduğunu söyledi. İzlenim: Ben aday olmasam, Rodoplu da aday olmayacak. Daha sonra tartışma başladığında Orhan da, Hikmet Cemiloğlu da başkanlığa talip olduklarını bildirdiler. Her birimizin kısa bir propaganda konuşması yapması kararlaştırıldı.
 
İlk önce çarpışanlar ben ve Rodoplu. Ben, derneğin azınlık sorunlarıyla mücadele edeceği için daha çok Çoğunluk kesimine ve Yönetime yönelik çalışmalar yapacağını ve bu çerçevede başkanın iyi Yunanca bilmesinin şart olduğunu söyledim. Rodoplu’nun Yunancası yetersizdi. Rodoplu’nun bana verdiği karşılık: “Sen başkan olamazsın, çünkü komünistsin.” Hoppala! Yönetim kurulundaki tartışmanın indirildiği düzeye bir bakın! Sonunda Derneğin ilk başkanı olarak İskeçeli Hikmet Cemiloğlu seçildi, ben genel sekreter oldum.
 
devamı 2 gün sonra
 
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Tarih, İsmail Rodoplu, Hasan Hatipoğlu, Türkiye, Samanyolu TV, Taner Mustafaoğlu, Zaman Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi