“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR 2: Komünistlikle suçlamalar ve cezalandırmalar

“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR 2: Komünistlikle suçlamalar ve cezalandırmalar

  • “KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR 2: Komünistlikle suçlamalar ve cezalandırmalar

TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
Ben heyete sözcülük etme sevdasını o zaman Hasan Hatipoğlu’nun kişisel kaprisi olarak değerlendirdim ve önemsemedim. Ama kapristen öte bir şeydi. Takım’ın ve Hatipoğlu’nun benim aleyhimde nasıl çalıştığını daha bilmiyorum, çok sonraları öğreneceğim. Hatipoğlu’nun “İbram buradan gece kaçacak!” diye kehanette bulunduğunu, yani onun da katkısıyla benim için yeni döndüğüm memlekette Batı Trakya’da yaşanmaz şartlar hazırlandığını, Takım üyelerinin muayenehaneme gelen hastaları tutup “O komüniste niye gidiyorsun” diye çıkıştıklarını bilmiyordum. Böyle bir şey olabileceğini düşünecek hayalden yoksunum, duysam da inanmam. Şimdi, emekli olup memlekete döndükten sonra bir dost anlatıyor, “Senin muayenehanene o zaman kimlerin girip çıktığını öğrenmek için dışarıda gözcüler vardı, bilmiyor musun?” Bilmiyordum. Emniyet’in–Asfalya’nın gözlediğini biliyordum, ama bizimkiler de mi?
 
O dönem hedefteki kişilerden biri de Orhan Hacıibram, İnhanlı Direnişi yüzünden. Onunla ilgili olarak Takım’ın İskeçe’deki ileri geleni Mehmet Emin Aga’nın “Orhan’ı politikacı olarak bitirdik, şimdi avukat olarak ta bitireceğiz.” dediğini işittiğimde, 1990’lı yıllar, artık bu konularda deneyimli olmama rağmen kulaklarıma inanamamıştım. Daha önce Orhan’ı 1983’lerde Türkiye ziyaretinden dönerken sınırda birkaç günlüğüne alıkoymuşlardı, “terbiye etmek için”, karısını Yunanistan’a tek başına yollayarak. Bu macerası konusunda her nedense Orhan’ın ağzını bıçak açmaz. Orhan gibi daha kim bilir kaç kişi var.
 
Hedefteki bir başka kişi de Abdülhalim Dede idi, Hürriyet gazetesinin Yunanistan muhabiri, onu Hürriyet’ten attırmak için uğraştılar ve başardılar. Derin Devletin ve Takımın hedefi olduktan sonra burnunu yere sürtmesinler, imkânsız. Kurtulmak için teslim olmaya koşman şart. Dikkat ederseniz Koca Kapı’dan beslenen sürünün hedefi rakiplerini aç bırakmaktı. Türkiye’de Erdoğan’ın şimdi yaptığı gibi. Bu uygulama daha 1980’li yıllarda Azınlıkta denendi (!). Erdoğan galiba Azınlıktaki uygulamayı taklit ediyor (!).
 
Bu üç kişi de komünist olarak rapor ediliyordu. Abdülhalim Dede de mi? Evet, o bile. Bir olay: Yaka Direnişi günlerinde Abdülhalim ve ben bir gün Gençler Birliği’nden Celal Zeybek’i geçip aldık, Eşekçili’ye gittik. Araba bir tek Abdülhalim’de var. Bende ve Celal’de araba yok, Dede’yi kullanıyoruz. Konsolosluk memurlarından biri Celal’i tutar ve çıkışır: “O komünistlerin arabasına sen nasıl binebiliyorsun!”
 
Orhan’ın erkenden, Abdülhalim’in çok daha sonraları “aç bırakılarak” nasıl bükülüp “bozulduklarının” –hizaya getirildiklerinin öyküsüdür bu. Ben, 1985’in başları, “memleketten gece kaçarak” (!) onlara bu fırsatı vermedim.
 
Yaka Direnişinin durdurulması için zavallı Gümülcine Müftüsünü hem Koca Kapı, hem de Yönetim seferber etmişti. Herhalde Azınlığa sızmayı başarmış komünizme karşı mücadele verdiğini sanıyordu Müftü. Vilayette bu amaçla bir toplantı düzenlenir. Konsolos ta oradaydı demiyorum, yanlış anlamayın. Her nasılsa Takım sayesinde direnişin benim yastığımın altından çıktığı dedikodusu yaygınlaşmıştı. Her taraftan şimşekleri en çok ben topluyorum, Direnişi başlatan nahiye müdürü Mehmet Nuri’den bile daha çok. Ama o da komünist. Vilayetteki toplantıda Müftü orada, Vakıflar İdaresi başkanı Hafız Yaşar orada, polis ve emniyet teşkilatından başka kimler orada bilmiyorum. Vali, Müftüden Eşekçili’deki direnişin durdurulmasını ister, Müftü de işin müsebbibi ve sorumlusu olarak beni gösterir, “Ben o komünistin ayaklarını kıracağım!” diye öfkesini dile getirir veya söz verir. Zaten Müftü, Koca Kapı’nın talimatına uyup yanına Takım’ın İsmail Rodoplu, İbrahim Şerif gibi adamlarını alarak akşamları namaz saatlerinde Yaka köylerini dolaşıyor ve Direniş’in sonlandırılmasını istiyordu. Vilayetteki toplantıda Müftünün beni ismen hedef gösterdiğini Hafız Yaşar söyledi: “Doktor, toplantıda Müftü seni isimli olarak zikretti. Sana bunu haber vermemeye vicdanım müsaade etmiyor.”
 
Bu yakınlarda Batıtrakyalı bir genç araştırmacı arkadaş, 12 Eylül döneminde Azınlıktaki “komünist avı” ile ilgili bir çalışma, bir monografi var mı diye sordu. Ha gel de soru karşısında tebessüm etme. Böyle bir çalışma yok tabii. Genç arkadaşın sorusunu göz önüne alarak “komünist–solcu avı” konusunu ben kendi yaşadıklarımdan bazı olaylar anlatarak biraz geniş tutacağım.
 
Türkiye’de komünist avı var, Azınlıkta olmasın mı? Kuraldır, “Türkiye’deki faşizm Türk Azınlığa birkaç misliyle yansır.” Hafiye kadrosu derhal uyum sağlamaya koşmuştur, ihtiyaca cevap verecektir. Komünist bulamadığı yerde uyduracaktır. Geçim meselesi diyebilirsiniz. İlk kurban Refika Nazım’dı, kendi faşist ve raporcu meslektaşları tarafından “karfilenen”, elimde onun aleyhinde tanzim edilmiş raporun müsveddesi var. “Komünist ana” diye adlandırılıyor Refika. İbretlik için yayımlasam mı? Yazanın adını da ifşa ederek?
 
Ama raporlarda “komünist tehlikesini” biraz abarttılar gibime geliyor. Bir şekilde bunlardan Yunan Emniyetinin haberi oluyor. Tehlike edebiyatı yapmak amacıyla, “Azınlık, komünistlerin ve KKE’nin yönetimine geçti – geçiyor” gibi raporların yazılmış olması gerek. Çünkü o sıralar Azınlıkta mücadeleler hep Koca Kapı’nın –Takım’ın denetimi ve iradesi dışında, hatta bilgisi dışında patlak veriyor. Takım, belki güleceksiniz, ama yalnız Koca Kapı’yı değil, Yunan Emniyet Teşkilatını bile yanılttı ve aldattı. Yaka Direnişi devam ederken Emniyet Teşkilatı bu işin arkasında harıl harıl KKE’yi  arıyordu. Gümülcine’de Turkofon bir emniyetçi vardı, azınlık kesimine bakan, Yorgos Yovanoglu, avukat Sebahattin Emin Salepçi’ye gider, Salepçi’nin kendi ağzından dinlemiştim, ve Yaka olaylarında KKE’nin rolü konusunda ne bildiğini sorar. O da bildiklerini anlatır, bereket hiçbir şey bildiği yoktu. Ha gel de söyleme, daha önceden kazandığı cesareti olmasa bir aynasız bir avukata gidip te onu sorguya çekebilir mi?
 
Yaka Direnişi sürerken Takım tarafından ben hedef gösterildiğim için, öte yandan Eşekçili camiindeki toplantıları da ben yönetiyordum, Emniyete–Asfalya’ya çağrılıp çağrılıp tehdit ediliyordum. Bir defasında Asfalya’da Trakya’nın tüm rütbeli aynasızları beni ortalarına aldılar, general rütbelisi olan, yürüyüş yapmaya kalktığımızda “İlk ayaklarını kıracağım kişi sen olacaksın!” diye gözdağı veriyordu. İki taraf ta beni ayaklarımı kırmakla tehdit ediyordu (!). Son sorgulama için Nikolau Zoidu sokağındaki “Διοίκηση Χωροφυλακής”ten -polis komiserliğinden çağırmışlardı. Emniyete bakışla oradaki davranış gayet medenî ve nazik. Sorgudan sonra basamaklarda Mustafa Mustafa ile karşılaştım, onu da çağırmışlar. Mustafa o zaman KKE’de idi daha birkaç arkadaşıyla. Ancak KKE Yaka Direnişi konusunda hiçbir tavır almamıştı, destek mestek yok. Tabii KKE’li azınlık mensupları da, onlardan da bir katılım gelmedi. Ben hiçbirini Yaka’da toplantılarda gördüğümü hatırlamıyorum. Ama Takım, dedim ya, Emniyeti bile yanıltmış ve bu işin altında komünistler ve komünist partisi var diye ikna etmişti ve böylece günahsız Mustafa’nın da başını belaya vermişti.
 
Atina’ya giden heyete dönelim. Hasan Hatipoğlu, “komünist hain” olarak rapor edilmiş birinin heyet sözcüsü olmasına müsaade edemezdi. Sonra nasıl hesap verecek? Onun için sözü kendisi almak istiyordu. Gel gelelim öbür heyet üyeleri Takım’dan değildiler ve onların böyle şeylere hiç aldırış ettikleri yoktu… Bu noktada başka bir olay hatırladım, Takım’ın nasıl çalıştığını gösteren, onu da anlatıvereyim.
 
devamı 2 gün sonra
 
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Batı Trakya, Azınlık, Tarih, Hasan Hatipoğlu, Türkiye