Mebus İlhan’ın davalarından zevk alabilmek

Mebus İlhan’ın davalarından zevk alabilmek

  • Mebus İlhan’ın davalarından zevk alabilmek

KARAÇALI
 
 
Mebus İlhan Ahmet bizi uğraştıracak. Azınlıktaki “bağımsız, özgür, demokrat ve direnen” blog yazarı–amatör gazeteciler hakkında açtığı “hakaret” davalarıyla İlhan bizi uğraştırıyor ve uğraştıracak. 19 Kasım 2018 tarihinde Mustafa Çolak Ali aleyhinde açtığı ve ondan 20 bin evro (120 bin TL) tazminat talep ettiği dava görüşüldü. Ben savunma şahidiydim. Mahkeme kararını daha sonra açıklayacak. Dün, 27 Kasım 2018, Tek Yargıçlı Cünha Mahkemesinde Kamil Sıcakemin aleyhinde açtığı bir başka dava görüşülecekti, 11 Haziran 2019’a ertelendi. Bu davada da savunma şahidiydim. Kamil ve Mustafa’nın mebus İlhan’dan daha başka davaları da var, daha tarihleri tayin edilmiş değil. İlhan’ın bana açtığı iki davanın da, ayrıca Levent Sadık Ahmet’in açtığı davanın da görüşülme tarihleri daha  belli değil. Yunancada böyle haller için “dava sanayii” (βιομηχανία μηνύσεων) diye bir deyim var, ha işte böyle bir durumla karşı karşıyayız.
 
Hedef gösterilen kişiyi –kişileri art arda davalarla masrafa sokmak, bükmek ve susturmak, faşizmin izleyegeldiği bir taktiktir. Azınlıkiçi dinamikler böyle bir gelişmeye yol açmaya yeterli değildi. Bu hal bize Türkiye’deki faşizmin bir yansıması ve dayatmasıdır.  
 
Bir AB ülkesi Yunanistan’da değil de, Erdoğan Türkiye’sindeki ifade özgürsüzlüğü koşullarında yaşıyoruz mübarek. İlle de bizi “Ana Vatanın” dikta koşullarına sokmak istiyorlar.
 
Artık geceleri uykumdan Erdoğan’ın polisleri beni almaya gelmiş rüyası ve korkusuyla uyanıyorum, İlhan da polis komiseri üniformasıyla karşıma çıkıp bileklerime kelepçeyi o takıyor… Ben de Allah’ıma dua ediyorum, İlhan kızanı her gece rüyasında önümüzdeki seçimleri kaybettiğini benim sesimden duysun ve o korkuyla uyansın. Böyle bir intikam düşünüyorum… Biraz sadistçe mi kaçtı dersiniz?
 
Mebus İlhan Ahmet ve Levent Ahmet, bu ikiliye dikkat edin. İlhan’ı öğrendik, onu size anlatmaya devam edeceğim. Levent’i tanımıyorum. Bir dostum kulağıma fısıldıyor: “Aga, bu Levent te galiba babası gibi kötü.” Böyle bir değerlendirmeye katılmıyorum, iyi veya kötü çok genel kavramlar bunlar ve siyasî değil. Siyasî deyimlerle nitelendirmeyi tercih ederim. Örneğin, “Bu Levent te babası gibi çok eli açık, hoşgörülü, demokrat ve sosyalist bir genç… Yaka’daki fabrikasıyla oradaki kiraz üreticilerini paraya gark etti”. Böyle siyasî ağırlıklı değerlendirmeler bekliyorum. 
 
İlhan’ın çevresinden birinin, “Bizim amacımız dava kazanmak değil. Kazanmasak ta onlara çile çektirmiş ve masraf yaptırmış olacağız. Özellikle bunu hedefliyoruz.” dediği geldi kulağımıza. Bir başka İlhan’ın, kankası gazeteci İlhan Tahsin’in, tazminatları kastederek, “Mebus sizin ayağınızdaki donunuzu bile alacak” sözü, mebusun kararlılığını gösteriyor. Hem de bizi soyacak bu kızan, gözü dönmüş. Baksana, ayağımızdaki donu bile almaya niyetli, bizi doncak bırakacak. Yanımda yedek don taşır oldum.
 
Nedir bu Azınlığın üç İlhan’dan çektiği! Biri mebus İlhan, öbürü gazeteci İlhan. Üçüncüsü konsolos İlhan’dı, çok şükür buradan ayrıldı. Ama diğer ikisi başımıza bela kaldı. Bakalım onları nasıl zararsız hale getireceğiz.
 
Kamil’in avukatı, dün duruşma başladığında dava konusu metnin Yunanca çevirisinde yapılan tahrifata ve mübalağaya işaret etti. Tahrifat, İlhan’ın elinin kınası. Kamil’deki bir şey değil, asıl tahrifat Mustafa aleyhindeki suç duyurusunda. Orada Mustafa’nın avukatının deyimiyle “tahrifat abidesi” söz konusu. Mustafa aleyhindeki suç duyurusunda ilk 3 büyük tahrifi göstermiş ve açıklamıştım. Elim ersin, ilk fırsatta diğerlerini de göstereceğim. Bir “abide” ile karşı karşıyayız, onu unutulmaya terkedemeyiz, ortaya çıkarmalıyız, hukuk için tarihî değeri var. Avukat, metnin çevirisinin güvenilir bir çevirmen tarafından yapılmasını önerdi.
 
Bir de mebusun kaçak dövüşmesini eleştirdi avukat ve duruşmaya gelmesini talep etti. Ne yapıyor mebus? Mahkemeye veriyor ve ondan sonra kaçıyor. Hanımını şahit olarak kullanıyor, arkasına gizlenerek onu öne sürüyor, kendisi ortalıkta yok. Radikal İslam’ın hangi kuralı karını mahkemelere şahit olarak taşımaya müsaade ediyormuş? Bu konuda Cübbeli Hoca’dan fetva almış mı? En azından Halit Eren’den? Sonra zavallı gazeteci Damon Damianos’u meslektaşları aleyhinde profesyonel suçlama şahidine dönüştürmüş bulunuyor, onda korkunç vicdan azabına yol açarak, bu yüzden depresyon krizine girmek üzere Damon, ve mebusun kendisi ortalıkta yok. Yok öyle yağma! Olmaz öyle şey!
 
Gel bakalım, çık karşımıza, yüzünü görelim, sana sorulacak sorularımız var. Alevileri tehdit ettin mi etmedin mi? Amerikalıları bilgilendirdin mi yoksa onlara hafiyelik–ajanlık mı yaptın? Azınlığı bölüyor musun, birleştiriyor musun? Kim bölüyor bu Azınlığı böyle paramparça? Sen mi, Kamil mi, yoksa Koca Kapı mı? Bu soruları soralım ve yanıtlarını alalım. Direnen Alevi ve Bektaşi topluluğuna hitaben sarfettiğin “Taraf olmayan bertaraf olur” sözü bir korkutma ve tehdit midir yoksa bir sevgi gösterisi midir? Kamil sana “Amerikan ajanı” dedi mi, nerede ne zaman dedi, yoksa demedi mi? Kim yalan söylüyor, sen mi yoksa Kamil mi? Bir defalık hafiyelik ve ajanlık ile insan hafiye olmaz. Türkiyeli bakanın da söylediği gibi, “bir defalıkla bir şey olmaz”, ama hoşuna gitmişse, acaba daha sonra tekrar yaptın mı? Bu sorulara bizzat yanıt vermelisin.
 
Mahkeme avukatın itirazlarını kabul etti ve İlhan Ahmet’i 11 Hazirandaki duruşmada hazır bulunmaya mecbur kıldı. Ben mebusun o tarihte de mahkemeye gelmeyeceğini tahmin ediyorum. Duruşmaya gelip o ahiret sorularına muhatap olmaktansa davayı kaybetmeyi tercih edecektir tahminime göre.
 
Diğer davalarda da duruşmada hazır bulunmasını ve bizzat ifade vermesini kararlılıkla talep edeceğiz. Benim ona sormak istediğim, Derin Devletin Batı Trakya şefi Halit Eren’le ilişkileri. Ne yaptı ve nasıl yaptı da Halit Eren’e kendini affettirdi? 240 imam yasası yüzünden “Türkiye herkesi affeder, ama bir tek İlhan Ahmet’i affetmeyecektir” diye Batıtrakyalı ileri gelenlere seminer yapan şef hangi ödün karşılığında “horoz üç kez bile ötmeden” İlhan’ı affediverdi? Ondan sonra onunla boy boy fotoğraflar, “bakın, şef beni affetti” dercesine bir ibare: “Halit Eren’in köyü Kızlağaç’ta Cuma namazını beraber eda ettik.” Bu ifadeler Medrese mezunu bir molladan değil, Celal Bayar mezunu bir Kemalistten. Medrese mezunu molla olan Halit Eren ve Eren kültürüyle ve kendisiyle tutarlı, esnek olan mebusumuz. Karşısındaki erke göre değişen bir esneklik, 5 değişik parti başkanını nasıl ikna etti sanıyorsunuz? Böylece Halit Eren’i nasıl kandırdı sorusu da anlamını yitirmiş oluyor. İlhan’ın beni hayran bırakan yönü. Ben erk değilim, ama bana bile uyum sağlayan esnekliği, bana “Aga, seninle aynı mücadeleyi veriyoruz” derken, insanı kendisine nasıl hayran bırakmasın? Az kaldı beni bile kandıracaktı. Hatırlatın da bir gün olayı ayrıntılarıyla anlatayım.
 
Mebus İlhan Ahmet bizi uğraştıracak. Ve bize çile çektirecek. Karşı gelmek ve dayanmak için bu süreçten zevk alma yolunu bulmalıyız. Zevk almaya başladık mı sorun kalmıyor. Bir yolu, bizim de onu uğraştırmaya başlamamız, ona çile çektirmeye, oy kaybettiği için uykularını kaçırtmaya başlamamız. Bunlar büyük zevk ve ondan sonra mahkemelerin bitmemesini istemeye başlayacağız, daha çok oy kaybetsin, daha çok rezil olsun diye.
 
29.11.2018
 
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: İlhan Ahmet, Kamil Sıcakemin, Mustafa Çolakali, Halit Eren, Türkiye, Yunanistan, Batı Trakya