İLK KARA LİSTENİN DERİN NEDENLERİ (1987-1996) - 28

İLK KARA LİSTENİN DERİN NEDENLERİ (1987-1996) - 28

  • İLK KARA LİSTENİN DERİN NEDENLERİ (1987-1996) - 28

II. BÖLÜM
 
28. MAKALE
 
Türkiye’nin azınlık politikasındaki sakatlıklar
ve kabul edilmezler
 
 
Müftü sorununda çözümsüzlüğün kaynakları
 
İlk hedef, Azınlığın tam denetimini sağlamak ve onu olabildiğince askerî bir disiplin içine sokmaktı. Otur otur, kalk kalk. Bu amaçla alınan çeşitli önlemlerle Ana Vatana olan bağımlılık bağları güçlendirilecekti, manevî bağlarla yetinilmeyecek, maddî bağlara ağırlık verilecekti. Maddî bağ, insanları manipüle etmenin en garantili yolu idi. Sosyal yardıma - “maaşa” bağlanan azınlık üyelerinin sayısında büyük artışlar oldu. 1985’ten sonra artık Takım aracılığıyla yürütülen azınlık kavgalarını Koca Kapı finanse ediyordu. Bu yolda daha başka gelişmeler de oldu.
 
Yukarıdaki anlatıma iki gözlemde bulunmak istiyorum. Bir; 1985’ten sonra “Takım aracılığıyla yürütülen azınlık kavgalarında” hedef, doğrudan azınlık çıkarlarına hizmet etmek asla değildir. Dikkat ederseniz, Koca Kapı’nın desteklediği ve manipüle ettiği kavgaların, Azınlığın Koca Kapı tarafından denetimiyle ilgili olduğunu göreceksiniz, mevcut denetimi daha da güçlendirmek için veya onu azaltan veya ortadan kaldıran yeni düzenlemelere karşı. Azınlık çıkarları için yapılmayan bir kavga ister istemez Yunanistan’a karşı bir boyut kazanıyordu, haklı veya haksız, gerekli veya gereksiz. Azınlığa hizmet ortaya çıkıyorsa, bir yan etki – yan sonuç olarak ortaya çıkıyordu, hedef olarak değil. Bunlardan en büyüğü Müftülük kavgasıdır, üzerinde biraz durmak isterim. Saymak gerekirse, SÖPA’lı öğretmenlere karşı yürütülen kampanya, Yönetim tarafından hazırlanan Türkçe okuma kitabına karşı kavga, 240 imam yasasına karşı tepkiler, Frangudaki Programına itirazlar gibi. Koca Kapı’nın manipüle etmediği öbür mücadelelere de Takım eliyle engelleyici müdahaleleri denetimi ele geçirmek içindir, aman Azınlıktan denetimi kaçırmayayım kaygısı ve telaşı içindedir, çoğu kez o mücadeleyi sabote etmek pahasına.
 
Müftülerin göreve getiriliş şekli konusunda devam ediyormuş görünen kavga. Bir dinî cemaat, burjuva demokrasisinin en temel kurallarının geçerli olduğu bir ülkede dinî konularda özerklikten yararlanır ve kendi (alçak yüksek) din görevlisini kendi seçmek hakkına sahiptir, tartışmasız. Yönetimin düzenlemeleri bu kurala mutlak saygı gösterilerek yapılır. Bu ilkeyi Lozan’la gerekçelemiyorum, oraya dek gitmiyorum, Lozan’a atıfta bulunmak ihtiyacını hissetmiyorum. AB’de geçerli hak ve özgürlükler anlayışı içinde kendiliğinden anlaşılan bir şey gibi ele alıyorum. Ancak kendine güveni olmayan, kompleksli, kendine özgü çok katı bir ulus devlette yaşıyoruz. Azınlığı denetlemek adına ve bu denetim Türkiye’nin eline geçer korkusuyla, müftülerden sonra şimdi cami imamlarını da kendisi tayin ediyor (!), sıra müezzinlere de gelecek sanırım (!!).
 
Yönetim, ölümlerle boşalan iki müftülüğe eski yasada öngörüldüğü şekilde seçimle yenilerinin göreve getirilmesi yükümünü önce görmezlikten geldi, yasayı ihlal ederek, sonra ilgili hükmü yürürlükten kaldırdı. Azınlık hep “seçim yapılsın” talebinde ısrar etti, seçim istemeye devam ediyoruz, doğal ve demokratik hakkımız.
 
En çok “seçim istiyoruz” diye bağıran Koca Kapı’nın – Derin Devletin Takımı. Talep haklı, fırsat bulduk ve bağırıyoruz. Gerçekte Takım ve onun arkasındaki Koca Kapı seçim istemiyor. Seçim, demokratik bir talep, meşru bir hak, Azınlığın kişiliğinin gelişmesinde ve kendi kendini yönetmesinde, yani başına buyrukluğunda ve özerkliğinde bir ileri adım. Koca Kapı bunları istemiyor ki, bunlardan Yunan Yönetiminden daha çok korkuyor. Ne istiyor bizim Koca Kapı? Müftüleri kendisi tayin etmek istiyor, seçim yoluyla bile olsa, ve onlar aracılığıyla Azınlığı kendi denetimi altında tutmak.
 
Eski yasaya uygun olarak müftü seçimi için her müftülüğün yetki alanında seçimler ilan edilseydi, Koca Kapı’nın müdahale etmeyeceğine inanan bir kul var mı? Ve onun belirlediği kişilerin seçilmeyeceğine? Bu durum, yani Ankara’nın belirlediği kişilerin seçilmesi, Atina için onların pratikte Ankara tarafından tayin edilmesi gibi bir şey. Atina’nın tepkisi: Ankara’nın tayin etmesine niye göz yumayım da ben kendim tayin etmemeyeyim?... İtiraz eden var mı?
 
Koca Kapı bunları bilmiyor mu? Ve bu koşullar altında Yunanistan’ın sittinsene hiç olmazsa eski yasadaki gibi genel seçimler veya müdahaleye elverişli seçimler ilan etmeye yanaşmayacağını? O halde bu şartlarda seçim istiyoruz demek, Yönetimi sıkıştırmak için haklı bir talepten yararlanmaktan öte geçmiyor. Yani laf olsun.
 
Ama engel olan şey Koca Kapı’nın müdahalesiyse, ο zaman onu bertaraf eden seçim yöntemleri de var. Yunanistan 35 yıldan beri böyle bir yöntemle seçimleri ilan etme cesaretini gösteremedi. Kendine güveni olmayan katı ve çağdışı bir ulus devlet.
 
Bir ara, bundan on yıl kadar önce, Yönetimin müftüler için seçimleri ilan edeceği söylentisi yayıldı, Dışişlerinde bazı ciddî hazırlıklar yapılmış. Takımı (ve Koca Kapı’yı) aldı bir telaş, zira elbette hazırlanan seçim yöntemi müdahaleleri engelleyen bir yöntem olmalıydı. Takımın çıkardığı açıklama ve tavrı aşağı yukarı şöyleydi: “Biz seçim istemiyoruz. Çünkü biz seçimlerimizi yaptık, müftülerimizi seçmiş bulunuyoruz. Şimdi istediğimiz, bu seçtiğimiz müftülerin Yönetim tarafından tanınması ve müftülüklere yerleştirilmesidir, o kadar.” Bundan bir süre önce Takımdan pek uzak olmayan bir tanıdığımla bu konuyu tartışıyoruz, “O zaman biz seçim istiyoruz dediğimiz için hain ilan edildik” diyordu*. Sonunda seçim meçim olmadı. Kulağıma gelen söylentiye göre, Yönetim, bu ilk tepkilerden sonra, Koca Kapı’nın seçimler için boykot çağrısı yapmasından, Azınlıkta karışıklık çıkmasından ve böylelikle seçimin başarısızlıkla sonuçlanmasından korktuğu için vazgeçmiş.
 
*Derin Devlet ve onun kadrosu Takım tarafından bu HAİN sözünün o kadar suiistimali yapıldı ki, hain sözü çoktan ciddiyetini ve anlamını yitirdi ve gülencelik oldu. Sonra yavaş yavaş tersi bir anlam ve değer kazanmaya başladı. Size de hain derlerse sakın üzülmeyin, gülüp geçin. Hatta… Zira Derin Devlet ve Takım tarafından hain ilan edilen kişiler, genellikle Azınlığın satılmamış ve dürüst kişileridir. Hatta size böyle denildiği zaman bunu bir gurur kaynağı olarak kabul edebilirsiniz.
 
8.8.2020
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Etiketler: Tarih, Kara Liste, Azınlık, Sadık Ahmet, Batı Trakya