İLK KARA LİSTENİN DERİN NEDENLERİ (1987-1996) - 26

İLK KARA LİSTENİN DERİN NEDENLERİ (1987-1996) - 26

  • İLK KARA LİSTENİN DERİN NEDENLERİ (1987-1996) - 26

II. BÖLÜM
 
26. MAKALE
 
Türkiye’nin geçmişte ve şimdide azınlık politikasında son 40 yıldır sürdürdüğü sakatlık ve kabul edilmezleri göstermeye devam ediyoruz.
 
 
Kötülükler 12 Eylül darbesiyle başladı
 
Bu aşağıda anlatacaklarım, 12 Eylül 1980 darbesiyle iyice palazlanıp da yeni misyonlar üstlenen Derin Devletin BT Türk Azınlığı konusundaki projesiydi. Projenin hedefi, Azınlığı, gittikçe girift bir hal alan ve zamanla yenileri eklenen Yunan-Türk sorunları ve bu sorunlar üzerinde oynanan büyük çıkarlar yolunda kullanmaktı. Azınlık böylece birdenbire büyük önem kazandı ve daha darbenin başından itibaren Derin Devlet – MİT tarafından yakın takibe alındı. O dönem Konsolosluğun davranışlarında meydana gelen değişmeler buna işaret ediyordu. Azınlığı yeniden biçimlendirme ve “disipline sokma” çalışmaları başladı. Nereden bilebilirsin ki.
 
Halil Salih HAKİ, azledilmiş ve çalışmayan öğretmen statüsünde, o nedenle Koca Kapı ile maddî bağı var, ancak daha çok ideolojik yapı olarak Koca Kapı karşısında daima yelkenleri suya indirmeye hazır, Turancı düzeyinde Türkçü ve lakin karakter olarak “dediğim dedik ve inadım inat”, denetime ve disipline gelmeyen biri. Birkaç yıl önce kapanmış olan İLERİ gazetesini 1975’te çıkarmaya başlıyor. Kendi inisiyatifiyle ve icazetsiz. 12 Eylül sonrası dayatılan kurallara göre büyük kusur.
 
Gazeteci olarak denetlemeye, eleştirmeye, sataşmaya da çok meraklı. Belki bazen yersiz olarak. Ve rahatsız ediyor, hem Takımı, hem de Konsolosluğu. Ben, o zaman bilinçli bir tavırdan çok içgüdüsel olarak Koca Kapı’dan denetimli ve güdümlü ve Azınlıkta egemen basına yaklaşmıyorum. Daha sonra ise o basından artık bilinçli olarak hep uzak durdum ve o gazetelerde yazmam için yapılan nazik teklifleri duymazlıktan geldim. Sansür, tahammül edebileceğim bir şey değil. Başına buyruk ve sansürsüz İLERİ’yi çıktığı günden beri destekliyor ve orada yazıyordum. 1981’e dek Haki’nin gazetesindeki hallerine tahammül ediliyor.
 
12 Eylül’den sonra yeni politikayla tahammülsüzlük başlıyor. Haki’ye “Denetime ve disipline gir, eleştirileri ve sataşmaları bırak, millî birliği bozma, yazılarını kontrole getir” diye çağrıda bulunuluyor, ama o dinler gibi yapıp dinlemiyor. Koca Kapı’nın taktiği, böyle durumlarda ardından çamur atma safhası gelir. “Haki, satılıktır, Yunan Yönetiminin emrinde çalışıyor, oradan ödeniyor” söylentisi artık Konsolosluğa yakın herkesin ağzındadır ve yayılır. Çamur, orada yazdığım için bana da sıçramaktadır, ama benim taktığım yok. Başkonsolos Şükrü Tufan’la ilişkilerimiz gayet iyi. Bir gün beni çağırıp Haki’nin Yunan Yönetimine çalıştığını anlatıyor uzun uzun. Bu, İLERİ’de yazmayı bırak ve Haki’yle ilişkilerini kes talimatı idi. Başkonsolosun söylediklerine itiraz ediyorum, beni ikna edemiyorsun diyorum. Senin talimatını yerine getirmeyeceğim ve Haki ile dostluğumu devam ettireceğim demek istiyorum. Yasağı delen yalnız ben değilim, bir mahlasla İLERİ’de yazı yazan kişinin yıllar sonra Rahmi Ali olduğunu öğrenecektim. Haki’ye Konsolosluğun kendisine savaş açtığını haber veriyorum.
 
Sonradan görüyorum ki, bu “toplumsal tecrit”, meğerse Koca Kapı’nın birini cezalandırmak ve terbiye etmek için başvurduğu geleneksel bir taktik imiş. “Onunla konuşmayacaksın, ona selam dahi vermeyeceksin.” Ardından “ekonomik ambargo” geliyor, “Onun dükkânına girmeyeceksin, alışveriş yapmayacaksın.” Haki anlatır: İLERİ’nin abone sayısı 2.500’lere çıkmıştır, bir çırpıda 800’e ve daha aşağıya düşer.  Cezalandırmanın son aşaması, Türkiye’ye giriş yasağıdır. Haki, bütün aşamalardan geçti.
 
Ha bir aşmasını daha anlatayım. Türk sınırından geri çevrildiğinde, dünyası kararmıştır. Ona bunu yapamayacaklarına inanıyordu; Hafız Yaşar’a, Hasan İmamoğlu’na, Abdülhalim Dede’ye, Orhan Hacıibram’a ve diğerlerine yaptıkları gibi. Gümülcine’ye döner dönmez bürosuna bir siyah bayrak çekerek, açlık grevine başladığını ilan etti. İki gün sonra Tahsin Salihoğlu, Dayanışma Derneği başkanı, sapına kadar faşist agam, Derin Devletin fedaisi ve Sadık Ahmet’in manevî babası, Haki’ye telefon edip açlık grevini derhal sonlandırmasını emreder, “Yoksa, yarın Türkiye’de okuyan oğlunun sınırdışı edilerek Gümülcine’ye geldiğini göreceksin.”… Haki direnişini durdurmak zorunda kalır.
 
Böyle devlet adına konuşan ve devlet erkini kullanmakla tehdit eden azınlık bireyi (veya eski azınlık bireyi), bilin ki Derin Devlet çetesinin kendisine yetki verilmiş yüksek rütbeli bir elemanıdır. Tahsin Salihoğlu gibi; 18 Haziran 89 seçimleri öncesi Narlıköy’deki seçim konuşmasında “Öte’de solcuların ayaklarını kırdırtacağım” diyen Sadık Ahmet gibi; “240 imam yasası” yüzünden 40 kadar azınlık ileri gelenleri önünde milletvekili İlhan Ahmet’i “Ana Vatan İlhan’ı asla affetmeyecektir” diye tehdit eden Halit Eren gibi; yine Halil Haki’yi “Ayağını denk alsın, bak onu tekrar Kara Listeye sokmayayım” diye tehdit eden Işık Sadık Ahmet gibi.
 
Haki’nin öyküsünü anlattım da kendi öykümü anlatmadım. Aynı aşamalardan beni de geçirdiler, hem de birkaç kez, daha alçakçasına, anlatmaya utanıyorum. Kendim için değil, Koca Kapı adına utanıyorum anlatmaya.
 
Derin Devlet tarafından azınlık sorunlarının çözümü hiçbir zaman doğrudan hedef alınmadı, yalnızca onlardan Azınlığı kullanmak için yararlanma yoluna gidildi. Sorunların varlığı, Azınlığın kullanımını kolaylaştırıyordu, o halde sorunlar çözüme kavuşturulmadan devam etmeliydi. Bu ölçüde kinizm ve amoralizm. İsterseniz buna “Azınlığa ihanet” diyebilirsiniz.
 
İthamın ağırlığının elbette bilincindeyim ve bu hükme onun acısını çeke çeke ve “nasıl olur” diye diye varmışımdır. Burada kendimden söz etmeye alışmadığım şekilde söz edeceğim biraz, inandırıcı olabilmek için. 1980-84, beş yıla yakın bir süre boyunca Gümülcine’deyim, o yoğun mücadele döneminde her mücadelenin hep ilk saflarındayım, en ağır yükü çeken ve sorumluluk üstlenen kişilerden biriyim. Bu beş yıllık onlarca deneyimlerimden size kesinlikle şunu temin edebilirim: Yürüttüğümüz mücadelelerde en büyük ve aşılmaz engeller ve sabotajlar Yunan Yönetiminden değil, Koca Kapı’dan geldi, Koca Kapı’nın “–Derin Devletin Azınlık içindeki kadrosu Takımdan”.
 
Elle tutulur bir örnek ve somut bir kanıt oluşturduğu için birçok kez anlattığım olayı şimdi burada bir kez daha tekrar edeceğim. Tekrarda fayda var. Yunan Vatandaşlık Yasasının eski 19. maddesi, Büyük Kovma döneminde Azınlığın başındaki en büyük bela idi. Yönetim, bu madde hükümlerinin öngördüğü ırkçı kriterlerle hedef koyduğu azınlık mensuplarını Yunan vatandaşlığından çıkarıyordu, sık sık yasanın hükümlerini de aşarak ve iyice keyfiliğe kaçarak. Bu madde kullanılarak toplam olarak 50 bine yakın azınlık bireyi Yunan vatandaşlığından ıskat edilmiştir, bir resmî açıklamaya göre. Her azınlık bireyi bir sabah kendisini vatandaşlıktan silinmiş olarak uyanabilirdi. Yalnızca Yunanistan’a özgü davul üstünde toz gibi bir vatandaşlık. Türkiye, o da ancak son yıllarda uluslararası forumlarda yeri geldikçe bu ırkçı uygulamayı ve 19. maddeyi kınıyor ve Yunan hükümetini zor durumda bırakıyordu. Bu ırkçı hüküm, gerekçelenebilecek bir olay değildi.
 
Azınlık, anayasaya aykırı bu maddenin kaldırılması için uğraşıyordu. Ayrıca vatandaşlığını kaybetmiş te Türkiye’ye kaçmamış veya kaçamamış sayıları birkaç yüzü bulan eski Yunan vatandaşının ve şimdi haymatlosun sorunlarıyla uğraşıyorduk. 19. maddenin kaldırılması için zaman zaman birçok kişi mücadele etmiştir. Ama en çok, arkasını bırakmadan, sürekli mücadele etmiş ikili, Abdülhalim Dede ile İbram Onsunoğlu’dur, azınlıkçılık ruhu ile ve talimatsız. Takımın üyeleri ve onun kuyruğuna takılı diğerleri, hangi konuda olursa olsun talimat gelmedikçe kıllarını kıpırdatmazlar, sonunda maddî karşılığını da alırlar, “memur ilişkisi” böyledir. Bu konuda besbelli talimat gelmemiş olmalı ki, Azınlığın en büyük ırkçı ayrım sorunu hakkında Takımdan yıllar boyu önemli bir ilgi ve hareketlilik görülmemiştir. Aslında Azınlıktan 19. maddeye karşı en çok kavga vermiş ve bu uğurda kendini yırtmış kişi Abdülhalim’dir. Derin Devletin yazdığı veya yazdırdığı “Azınlık Tarihinde” kayıtlı değildir bunlar, daha birçok başka mücadele ve gerçekler gibi. 26 Ocak mitingi kadar olamaya gör. “Resmî Azınlık Tarihi”, Derin Devletin güdümünde kendi adamlarının yaptıkları şeylerin, onların şişirilmiş şeklinin, ama özellikle yapmayıp ta uydurulan şeylerin tarihidir. Onun için diyorum, Derin Devletten ve “resmî” kaynaklı hiçbir bilgiye inanmayacaksınız. “Resmî” bilgiler bazen gerçeği de söylüyorsa, yanlışlıkla söylüyordur. Neyse. 19. madde, sonunda, AB’den gelen baskıların sonucunda yürürlükten kaldırıldı, Temmuz 1998. Bu tarih, 35 yıl süren Büyük Kovma devrinin kapandığını da simgeler. Azınlık, başındaki en büyük beladan kurtulup derin bir nefes alıyordu.
 
Bir süre sonra bir Konsolosluk çalışanıyla karşılaştım. Hiç münasebet hasıl olmadan damdan düşercesine sataştı. Besbelli içinde şişiyormuş, beni görünce patladı. “19. Maddeyi yürürlükten kaldırtmaya çalışıp durdunuz, sonunda başardınız. Ama halt ettiniz. Yunan amaline hizmet etmiş oldunuz. 19. madde, uluslararası düzeyde Yunanistan’ı sıkıştırmak için Türkiye’nin elinde çok önemli kozlardan biriydi. Sizin yüzünüzden bu kozu kaybetmiş oldu.”… Türkiye adına konuşuyordu, kendi kişisel görüşü olamazdı, Konsolosluğun görüşünü dile getiriyor olmalıydı, belki daha genel olarak Koca Kapı’nın görüşüydü bu. Demek ki Takım üyesi gibi talimat altında bulunsak, Koca Kapı 19. maddeye karşı mücadele etmemize müsaade etmeyecekti.
 
19. maddenin yürürlükten kaldırılma sorumluluğunu bize yüklüyorlardı (!!!), bana ve Abdülhalim’e. Her halükârda Azınlığın en büyük baş belası bir yasa hükmünün kaldırılması yolunda mücadele ettiğimiz için Koca Kapı bize bir kez daha HAİN yaftasını takıyordu.
 
2.8.2020
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Tarih, Kara Liste, Azınlık, Sadık Ahmet, Batı Trakya