[Seçtiklerimiz] Bir direniş anıtı

[Seçtiklerimiz] Bir direniş anıtı

  • [Seçtiklerimiz] Bir direniş anıtı

İbrahim’in direnişiyle devleşmesini, işkencecilerin cüceleşmesini gizlemek, unutturabilmek için zalimler her türlü önlem ve gözdağına başvurdular. Ama hiçbir baraj duvarı, o selin akışını durdurmaya yetmedi
 
12 Mart Faşizmi’nin zulüm dönemi, aynı zamanda zindanlarda direniş destanlarının yazıldığı da bir dönemdir. Faşizmin işkencehaneleri ve cezaevlerinde inançları uğrunda ölümüne direnenler içinde İbrahim Kaypakkaya adı anıtlaşmış, halkın gönlünde unutulmaz olmuştur. İbo’nun direnişiyle devleşmesini, işkencecilerin cüceleşmesini gizlemek, unutturabilmek için zalimler her türlü önlem ve gözdağına başvurdular. Ama hiçbir baraj duvarı, o selin akışını durdurmaya yetmedi. İbo’ya yapılan işkenceler ve O’nun direnişiyle ilgili haberleri, Diyarbakır’dan benim kaldığım zindana gelen dava yoldaşlarından daha 1973’te dinlerken, yaşanmış acılar ve direnişe ses olmayı namus borcum bilmiştim. “Konuşma! İşkence yaraları iyleşir ama konuşanın vicdan yarası iyileşmez!” sözü Harbiye’de kaldığım hücrenin duvarında kanla yazılıydı. Kendinden sonraki insana, kim, hangi zulümlerden sonra bu cümleyi hücrenin duvarında kanıyla miras bırakmıştı? Üç adımlık voltasını binlerce kez döndüğüm hücrede o mirasla göz göze geldikçe hep bunu düşündüm. Nasıl unutulur?
 
Bir insanın unutulmaz olması için, mutlaka bir alanda çok derin ve silinemez, yok edilemez izler bırakması gerekir. Sanat, kültür, bilim, siyaset hangi alanda olursa olsun bu böyledir. Sözgelimi, hiçbir baskı, yasak, sansür, zulüm, büyük sanatçıların halkın gönlünde ölümsüzleşmesini engelleyemez. Kimisi bilimsel buluşlarıyla, kimisi politik duruşlarıyla adını insanlığın dağarcığına kazır. Yunus, Pir Sultan, Darwin, Spartaküs, Lenin gibi nice isim insanlığın dağarcığına silinmemek üzere kazılıdır. Gününde popülerlik, ünlülük, böylesi bir unutulmazlığa ulaşmanın ölçüsü değildir. Derin izi olmayan ün, saman alevine benzer. Gününde çok ünlü bir TV şovmeni, ekrana 2 gün çıkmasın, unutulaya başlar. Zalimliğin de “unutulmazlık” mirası var? Hitler gibi. O da lânetin unutulmazlığıdır.
 
İbo’yu unutulmaz kılansa, bir ayağı dağda, bir ayağı zindanda yürürken hayata bıraktığı derin izdir. İlkin bu; zulme teslimiyet tanımaz dehşetli direnişi. Direnişi, unutulmaz oluşunun çekirdeğidir. Onun direnişi, inançları uğrunda zulümle yüz yüze gelen herkesin mirasıdır. Tıpkı, Pir Sultan’ın kendi inançları uğrundaki teslim alınamazlığı ve baş eğmezliğinin, o inanç sınırını taşıp, tüm halkın gönlünde başeğmezlik, kararlılık ve direniş anıtına dönüşmüş olması gibi. Halkın bir direniş anıtı da İbo’dur.
 
Direniş, gücünü havadan almaz. Düşünceden, inanç ve sevdadan alır. İnandığı düşünceye olan bağlılıktan, onu gerçekleştirme kararlılığından alır. Sonra bu: Yani İbo, zalime karşı mazlum halkların safındadır. Sosyalizm düşüncesine bağlıdır ve çözümü sosyalizm mücadelesinde görmektedir. O’nun bu niteliğini göz ardı etmek, O’na miyop bakmaktır. Bıraktığı mirası kemirmeye çalışmanın bir biçimi zalimin O’nu unutturma çabasıysa, bir biçimi de budur. Yani, büyük bir mirası, kendi küçük çıkarlarına kullanma hesabı. Ama, ikisi de kaçınılmaz olarak sonuçsuz kalacaktır.
 
İlki zaten sonuçsuz kalmıştır. Ne, vahşice öldürmekle zalimler O’ndan kurtulabilmiş, ne de unutulması için uygulanan baskılar sonuç vermiştir. Bu baskılardan biri de, 1974’te cezaevinden çıkınca yazdığım “Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit” adlı kitabıma 18 yıl uygulanan yasaktır. Ama, yasaklar sonuçsuz kalmış, tam tersi, İbo’nun anısı daha da derinleşmiş, daha da geniş kesimlerce anılır olmuştur. İbo’nun yaşam ve mücadelesini anlatan kitabıma yasak hız kesmedi, bu kez keyfi/hukuksuz bir biçimde, yayınlandığından 40 yıl sonra yine yasaklandı. Bu şu anlama gelir: İbo, anıtlaşan direnişiyle zalimleri korkutmayı sürdürüyor.
 
İbo’nun anısını istismar konusunda, bir konunun da altını çizmek isterim: O’nun “komünizm yorumu”na katılır ya da katılmazsınız, ama onu anarken “komünizm davası”na ölümüne bağlılığını teslim etmek zorundasınız. O’nun uğrunda direniş destanıyla anıtlaştığı inancını karalayarak, O’ndan ‘yararlanmaya’ kalkmak sahtekârlıktır. Dinci faşizan sistemin yapılaşmasına kürek çekmiş, anti komünist liberallerin, İbo’nun komünizme olan inancını karalayıp, Kemalizm konusundaki görüşlerini öne çıkararak “İbo’yu anmaları” böyle bir sahtekârlıktır.
 
Şan olsun ona ki, halkına, yurduna, sosyalizm ve özgürlük mücadelesine canı pahasına bağlı olduğunu uğrunda ölümüne direnişiyle kanıtlamış ve mirası olarak bırakmıştır.
 
 

Nihat Behram

 
 

BirGün


Ετικέτες: İbrahim Kaypakkaya, Sol, Tarih, Türkiye, Nihat Behram