“ALTIN ŞAFAK” VE... ÇOĞUNLUK

“ALTIN ŞAFAK” VE... ÇOĞUNLUK

  • “ALTIN ŞAFAK” VE... ÇOĞUNLUK

DENGE
 
“Altın Şafak” nazi örgütü ve partisi, görüşülmesi yıllar süren bir davadan sonra mahkeme tarafından “suç örgütü” ilan edildi ve kapatıldı. Bu gelişme, Yunanistan’da demokratik cephede bir mutluluk ve özgüven patlamasına ve cephenin biraz daha genişlemesine yol açtı.
 
Bundan 6-7 yıl önce AZINLIKÇA dergisinde “Altın Şafak” hakkında iki makalemiz yayımlanmıştı. Son gelişmeler bahanesiyle bu makaleleri TİKEN’de yerinden yayımlamayı uygun gördük.
 
İ. Onsunoğlu
 
17 Eylül gecesi, Pire’de, Pavlos Fisas, 34 yaşındaki bir genç adam, demokrat, solcu ve antifaşist, oldukça tanınan bir müzisyen, biraz aktivist, biraz işsiz, gözünü daldan budaktan pek esirgemeyen bir kişi, Altın Şafak’ın paramiliter vurucu güçlerinin bir üyesi 45 yaşındaki Georgos Rupakias tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Polislerin gözleri önünde ve 30 kadar siyah tişörtlü, asker çizmeli, çoğunluğu dazlak kafalı, eli sopalı, iri kıyım Altınşafakçının küfür ve hakaretleri altında. Ve daha onlarca vatandaşın şaşkın ve korkulu bakışları altında.
 
Röportajlardan anlaşılan o ki, katil ile maktul arasında eski bir anlaşmazlık veya az önce başlayan ağız kavgasından yarım kalmış bir hesaplaşma yoktur, birbirlerini tanımamaktadırlar bile. Yani cinayet, kişisel nedenlere dayanmamaktadır. İdeolojik ve siyasîdir. Altın Şafak örgütü ve partisinin kin, şiddet ve kan dökmeye dayalı siyaset anlayışı ve icraatının sıradan bir tezahürüdür. Ama cinayet, sıradan bir cinayet değildir.
 
Az önce bir kafeteryada maç seyreden iki pareya -P. Fisas ve birkaç arkadaşı ile birkaç Altınşafakçı- arasında bir ağız kavgası başlamıştır, niye yan baktın diye. Etrafına korku saçmaya alışmış Altınşafakçılar, Fisas’ı korkutamadıkları için çileden çıkarlar. Onun antifaşist olduğunu ve Altın Şafak’ı değersemediğini bilmektedirler. Bu küstah solcuya ders verme vakti gelmiştir. Altın Şafak’ın programında semti solculardan temizleyip “kurtarılmış bölge” haline getirmek vardır. Telefonlar çalışır ve az sonra kafeteryada 15 kadar Altınşafakçı daha belirir. Fisas ve arkadaşları olayın büyüyeceğini anlayınca oradan uzaklaşmaya çalışırlar, ama diğerleri peşlerini bırakmaz. Birkaçı Fisas’ın üzerine yürür, kısa süreli bir çarpışma olur. Altınşafakçılar geri çekilir, şeften öyle emir gelmiştir, zira görev daha profesyonel birine havale edilmiştir. Bu arada yan sokaktan 15 kişilik ikinci bir Altınşafakçılar grubu daha belirir. Fisas, kız arkadaşının olay yerinden uzaklaşmasını söyler. Şimdi, karşıdan kendisine hakaret eden 30 kadar siyah tişörtlü dazlak kafalı irikıyım kişinin ortasında kalmıştır. Kaçacak bir yeri olmadığını anlar ve birkaç dakika süren bir bekleme başlar. Olay yerine sekiz kişilik bir polis ekibi de gelmiştir. G. Rupakias, Altın Şafak’ın vurucu güçlerinin eğitimli bir üyesi, çok uzakta olmayan evinde o da maç seyrederken şeften gelen bir telefonla harekete geçer, arabasına atladığı gibi olay yerine koşar. Trafik kurallarını çiğneyerek arabasını park eder. Hedef az ileridedir, üzerine yürür. Olayı karşıdan seyredenler, Rupakias’ın Fisas’ı kucakladığını sanırlar. O, elindeki bıçakla Fisas’ın göğsüne iki darbe indirir. Genç adam yere yığılır, birkaç dakika sonra kız arkadaşının kucağında can verecektir. Katil Rupakias, arabasına binip kaçmak üzereyken aynı zamanda görgü tanığı olan polisler tarafından yakalanır.
 
Öyle olacağı belliydi. Kini, yabancı düşmanlığını, ırkçılığı, şiddeti ve kan dökmeyi ilke yapmış bir neonazi örgütü ve partisi, Altın Şafak, sonunda adam da öldürecekti. İster tesadüfen ve kazayla olsun, isterse planlı ve programlı. Fisas’ın öldürülmesi, yukarıda anlatıldığı gibi, planlı ve programlı olmalı. Altınşafakçıların kayda geçen, tanıklı kanıtlı ilk “resmî” cinayeti bu. Örgüt, mücadelesini daha yüksek bir düzeye çıkardığını duyurmak istiyor sanki. Şiddet ve hakaret olaylarını tırmandırdıkça oy potansiyelini artırdığını gören Altın Şafak’ın bir “kalite hamlesi”. “Benden korkun! Yalnız yabancılar, göçmenler ve azınlıklar değil, bana karşı çıkan Yunanlılar da! Geliyorum!”
 
On gün önce aynı semtte afiş asan KKE’lilere 50 kadar Altınşafakçının ellerindeki çivili sopalarla saldırısı bazı yaralamalarla geçiştirilmiş ve ölümlere yol açmamışsa, bunu tesadüfe ve şansa bağlamak gerek.
 
Altın Şafak’ın son seçimlerde oy patlamasıyla %7 tutturarak Meclise 18 milletvekiliyle girişini, örgütün gerçek yüzünü bilmeyen Yunanlı seçmenin ekonomik bunalıma yol açan politik sistemden öç alma arzusuna bağlayanlar, aradan geçen bir buçuk yıl içinde ne kadar yanıldıklarını anladılar. Altın Şafak, bu süre içinde gerçek yüzünü, faşizm ve nazizmini, tamamen ifşa ettiği halde, oy potansiyelini azaltmak şöyle dursun, ikiye katladı. Altın Şafak olayı, ekonomik bunalımın ötesinde daha derin, daha tarihî ve toplumsal nedenlerden kaynaklanıyor. O halde onu yalnızca aşırı milliyetçi bir hareket gibi değerlendirip sistemin içine sokmak gerekir diye düşünen ve hoşgörüyle ele alan gafiller çıkmaya başlamıştı son zamanda. Hatta bir Yeni Demokrasi ve Altın Şafak koalisyonunu hayal eden kanaat önderleri bile vardı. Fisas’ın öldürülmesi ve özellikle öldürülme şekli bu gafillere bir şamar etkisi yaptı. Karşımızda “ciddileşmesi mümkün” bir siyasî parti değil, tehlikeli bir suç örgütü vardı. Demokratik sistemi devirmeyi amaçlayan, bu yolda Meclisi orada her fırsatta küfürlü hakaretli kavgalara yol açarak küçük düşürmeye çalışan, elini kana bulamaktan çekinmeyen, her çeşit adi suça karışabilen, palazlandıkça daha tehditkâr, daha saldırgan, daha tehlikeli olan Hitler hayranı bir neonazi suç örgütü.
 
Fisas cinayetinden sonraki gelişmeler, ifşaatlar, hükümetten, partilerden, kuruluşlardan tepkiler, başlatılan soruşturmalar, alınan önlemler, Yunanistan’da ilk kez Altın Şafak tehlikesinin geniş ölçüde bilincine varıldığını gösteriyor. Altın Şafak’ın yabancı göçmenlere karşı yüzlerce ırkçı saldırıya ve yaralama olaylarına karıştığı, bazı faili meçhullerin sorumlusu olduğu, ve bunların üzerine gerektiği gibi gidilmediği ve gevşek davranıldığı, artık kendisine karşı çıkan Yunanlılara da saldırmaya başladığı, polis teşkilatı içinde destekçilerinin bulunduğu, paramiliter gruplar oluşturduğu, bazı sermaye çevrelerinden destek aldığı vs yeniden hatırlatıldı. Kısacası, Altın Şafak’ın tasfiyesi için geri sayım başladı gibi görünüyor.
 
Altın Şafak’ın başlıca hedeflerinden biri de ülkedeki ulusal azınlıklar. Bizim azınlığı biraz geç “keşfetti”. Örgüt, Makedon Azınlığın yoğun yaşadığı Florina köylerinde paramiliter gruplarıyla resimgeçitler ve benzeri etkinlikler düzenleyerek yıllardan beri korku estiriyor. Aynısını son iki yıldır Batı Trakya’da Türk Azınlığa karşı yapmaya başladı. Trakya illerinde de artık örgütlenmiş olarak, Azınlık için ve bölgedeki barış için büyük tehlike oluşturuyor. Ancak Altın Şafak, yalnızca yabancı göçmenler ve azınlıklar için değil, ülkedeki demokrasi, siyasî sistem, iç barış, kısacası Çoğunluk için de gittikçe daha büyük bir tehdit ve sorun olmaya başladı. Böylece, cephesini aşırı genişletmiş olarak, Azınlığa saldıracak zaman ve fırsat pek bulamayacaktır. Ancak Fisas cinayetinden bir hafta önce, ne münasebetle olduğunu anlayamadım, Altınşafakçılar Mecliste üç azınlık milletvekilline hakaret ve küfür yağdırdılar, “Türk tohumları, Mustafa Kemal’i seviyorsanız gidin onun memleketinde yaşayın...” gibilerden.
 
[Sıçılacak ağız g..te yakın gelirmiş, onlara şöyle bir yanıt yakışıyordu: Türk tohumu da ne demek? Türkün tohumu değil, kendisiyiz. Türk tohumu varsa, kim bilir belki sizsiniz. Bizim Türkiye’ye gitmemize gelince, belli olmaz. Ama sizin gideceğiniz yer belli, Koridalos.]       
 
[KKE’yi anlamakta bazen güçlük çekiyorum. Anlatayım. Altın Şafak, ne zaman ve ne münasebetle bilmiyorum, ben rastgelmedim, bizim azınlıktan söz ederken Türk Azınlığı demiş. Azınlığın kendini belirleme hakkına saygı gösterdiği için değil elbet, daha ağız dolusu küfredebilmek için herhalde. Zira Yunan milliyetçi ağzında Müslüman yerine Türk diye küfretmek daha doyurucu oluyor. Şimdi, Mecliste yine Altın Şafak, 1974 Kıbrıs olaylarının yıldönümü münasebetiyle, olayların müsebbibi Yunan cuntasını aklamaya çalıştı, tarihe tecavüz etti, tabiî öbür tüm partilerin tepkisini çekerek. KKE grup sözcüsü Karathanasopulos’un eleştirisi: “Altın Şafak, Türk hükümetinin gayri resmî basın bürosu gibi çalışıyor, Trakya’daki Türk Azınlığından söz etti.” To Vima, 1/8/2013.... KKE’ye yakışan sözler midir bunlar, bu popülist ve şöven sözüm ona eleştiri?]
 
EK: Yukarıdaki yazı tamamlanmışken, 28 Eylül günü sabahın erken saatlerinde terörle mücadele birlikleri ile polisin ortaklaşa operasyonuyla, Altın Şafak’ın lideri Mihaliolakos ve partinin 5 milletvekili ile 20’den çok ileri gelen ve üyeleri tutuklanıyor ve yargıç önüne çıkarılıyordu. On günden beri ilgili dosyaları inceleyen Yargıtay savcısı, Altın Şafak’ın bir suç örgütü olduğuna dair yeterli delil bulunduğu kanaatına varmış ve o kişilerin tutuklanmasını emretmişti. Bu durumda milletvekili dokunulmazlığı geçerli olmadığı ve suçüstü süreci öngörüldüğü için, örgütün lider sınıfı içeri tıkıldı. Burdan öte Yunanistan uzun süre Altın Şafak davasına odaklanacak demektir. Biz, şimdilik rahat uyuyabiliriz.


      

İbram Onsunoğlu

 

(AZINLIKÇA, sayı 78, Ekim 2013)