Açık mektuplar

Açık mektuplar

  • Açık mektuplar

GÜNDEMİ YORUMLARKEN
 
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yeni başkanı Türkiye’yi ziyaret edecekmiş. Bu münasebetle facebook’ta Türkiye’den iki yazı paylaştım. Biri Mehmet Altan’ın mahkeme başkanına AÇIK MEKTUBU, Artıgerçek’te yayımlanan. Öbürü, AİHM’nin ilk Türk yargıcı  Rıza Türmen’in bir yazısı, o da mahkeme başkanına açık mektup gibi, T24’te yayımlanan.
 
Türkiye’de adalet, hukuk, yargı, haklar ve özgürlükler bakımından durumlar çok sıkışık. Halk nefes alamıyor. Dış politika, ekonomi falan, onlar bir tarafa. Özetleyivereyim: Rejim olarak çoktandır otokrasi (αυταρχισμός) sınırları zorlanarak açık seçik bir Ortadoğu diktatörlüğüne doğru adımlar atılıyor. Bu gelişmeden hâlâ kuşkulanmamışsanız bu iki yazıyı okuma zahmetine katlanınız, göreceksiniz. Ülkenin iki aydınının feryadı. Bu feryada ses veren yok. Ülke içindeki mücadeleden bir şey elde etme umudunu yitirmiş ve Türkiye’nin hâlâ üye olduğu uluslararası bir adalet kuruluşundan medet umacak kadar çaresiz kalmış olan insanlar. Orada Türk devletine Türk vatandaşları tarafından açılıp ta sırasını bekleyen 60 bin dava. Yerine getirmek zorunda olduğu mahkeme kararlarını görmezden gelmeye başlayan bir rejim.
 
Paylaştığım iki açık mektup bana bizim Azınlıkta yıllar önce yaşanmış benzer durumu hatırlattı, size de hatırlatayım dedim.
 
1983 olmalı, yanılmıyorsam, Gümülcine’nin – Batı Trakya’nın Yunanistan’a ilhak edilişinin yıldönümü olan 14 Mayıs’ta dönemin başbakanı Andreas Papandreu Gümülcine’ye gelecek. Azınlıkta durumlar çok sıkışık, sosyalist hükümet yönetimi altında baskı ve ayrımların şiddeti azalmak şöyle dursun, artarak devam ediyor. Güney Afrika rejimindeki zencilerden farkımız yok, hatta onlardan daha kötü durumdayız, nefes alamıyoruz.
 
O günlerde yerel basında Gümülcine’ye ziyaret edecek olan başbakan Papandreu’ya hitaben azınlık sorunları hakkında iki açık mektup yayımlandı. Biri “Hronos” gazetesinde rahmetli Hasan İmamoğlu’nun, Azınlığın ilk avukatlarından ve 1977-81 dönemi milletvekili. Öbürü “Trakya’nın Sesi” gazetesinde bu satırların yazarı İbram Onsunoğlu’nun, üç yıldır muayenehane çalıştıran o zaman pratisyen doktor. Aramızda anlaşmayarak ve birbirimizden bağımsız ve habersiz olarak aldığımız kararla. Birkaç yıl önce o açık mektubu TİKEN’de yeniden yayımlamıştım.
 
Birbirimizden bağımsız ve habersiz olarak dedim. Aramızda anlaşmış ta olabilirdik. Siyasî görüş olarak İmamoğlu agamla tamamen değişik dünyaların insanları olmamıza rağmen, iki imzalı ortak bir metin üzerinde bile anlaşabilirdik, yeter ki araya bir devlet erkinin parmağı girmesin, Yunanın veya Türkün. Öyle olmadı, her birimiz kendi mektubunu yazmış. Ve Koca Kapı’dan talimatsız olarak.
 
O zaman daha öyleydi. Toplum ve birey olarak başına buyruk ve özgürdük. Gidip sormak, haber vermek aklımıza bile gelmezdi. O zaman 25 yüksek tahsilli idik. Bugün 2.500 kişi olduk. Ama bugün talimatsız olarak Azınlıkta benzer bir girişime cesaret edecek babayiğitin çıkabileceğini sanmıyorum. Belki bir iki kişi çıkar, onlar da karalisteli deli bozuk, Koca Kapı’nın yaptırımlarından kaybedecekleri bir şeyi olmayan veya bu yaptırımları ayakkabılarının altına yazabilen. Vahim ve hazin bir durumdayız, bilmem farkında mısınız.
 
Koca Kapı’nın özgürlüğümüzü nasıl elimizden aldığının bilmem farkında mısınız? Sonra bana çatmayın, Türkiye’nin azınlık politikasını neden hedef tahtasına oturtuyorum diye. Bu politika değişmeden ve Koca Kapı el koyduğu özgürlüğümüzü geri vermeden Azınlıkta gelişme, olgunlaşma ve mücadele beklemeyin. Koca Kapı’nın tayin ettiği kişilerle sahibinin sesi olarak cırtlak ses çıkarmaktan öte gidemez bu Azınlık.
 
Baskı ve yaptırım politikası devam ettikçe isyan kaçınılmazdır. Bu isyan, ilk dönem toplumun marjinal kesimlerinde çizginin öbür tarafına geçmek şeklinde gelişecektir, gelişmeye başlamıştır bile. Bu hal daha sonra merkezî kesimlere de sirayet edecektir.
 
1/9/2020
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Azınlık, Açık Mektup, Andreas Papandreu, İnsan Hakları, Türkiye