ABDULLAH ÇATLI ve SADIK AHMET ilişkileri

ABDULLAH ÇATLI ve SADIK AHMET ilişkileri

  • ABDULLAH ÇATLI ve SADIK AHMET ilişkileri

ABDİ İPEKÇİ CİNAYETİ
ve olaylar zinciri

ABDULLAH ÇATLI ve SADIK AHMET ilişkileri
1



Abdi İpekçi, eski MİLLİYET gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı, Atatürkçü, demokrat, barışçı ve insan hakları savunucusu pek sevilen gazeteci ve yazar, bundan 41 yıl önce 1/2/1979 tarihinde hâlâ tam olarak aydınlatılmamış bir cinayete kurban gidiyor. Türkiye, bugün olduğu gibi o gün de böyle insanlara özgürlük veya yaşama hakkı tanımayan bir ülkeydi.
 
Abdi İpekçi cinayetinin zanlısı Mehmet Ağca, yakalanıp hapse atılıyor. Daha sonra Papayı öldürmeye teşebbüs ederek “büyük ün” kazanacak olan Ağca'nın Türkiye'de hapisten kaçışını örgütleyen Abdullah Çatlı’dır. Çatlı, 7 solcu gencin toplu kıyımını emreden “ülkücü faşist” olarak aranırken, aklanmak için (?) Derin Devlet-MİT tarafından özellikle ülke dışında “millî katil” olarak kullanılmaya başlıyor. Yine MİT tarafından planlandığı (?) iddia edilen Susurluk (No 2) kazasında hayatını kaybedinceye kadar (3/11/1996). “Su testisi su yolunda kırılır.” Susurluk kazası, Derin Devlet bağlamında Siyaset, Emniyet-MİT ve Mafya oluşumlarının bir yumak halinde nasıl bir arada bulunduğunu ve adam öldürme, adam kaçırma, şantaj, haraç, uyuşturucu ticareti, sahte evrak düzenleme gibi kirli ve karanlık işlerde nasıl işbirliği ettiğini de açığa çıkarıyordu.
 
Derin Devletin varlığı ve yasadışı cinaî faaliyetlerinin gerekçesi, öteden beri “devletin bekası” idi, parti başkanlığına yükselmiş MİT’çinin sık sık hatırlattığı gibi. Ancak cinaî faaliyetler, gerçekte Derin Devlet’in kendisinin bekası için yürütülüyordu. Onlar için asıl devlet, Derin Devlet idi, meşru olan diğeri süs içindi.
 
Çatlı’nın elebaşı olduğu “Derin Devlet katiller çetesinin” kuyruğuna takılan bir tanıdığımız vardır, Sadık Ahmet. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştur. Sadık kimin peşinden gittiğinin önceleri belki pek farkında değildi, sonra anladı tabiî, ancak Çatlı için çetesine bir AB ülkesinin milletvekilini katmak korkunç önemliydi, ona Αvrupa ülkelerindeki faaliyetlerinde o kadar çok avantajlar sağlıyordu ki.
 
Sadık, Çatlı’nın kuyruğuna kendiliğinden ve tesadüfen takılmadı, onu oraya takmışlardı. Kim? Tabiî ki MİT ve Derin Devlet.
 
Sık sık Almanya ve İstanbul’a giden Sadık’ın bu sayısı kayıp ziyaretlerini genellikle Çatlı ile buluşmak için yaptığı anlaşılıyor. Bu buluşmalarda neler konuşulduğunu ve neler kararlaştırıldığını belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
 
Çatlı, Sadık’ı bir şekilde kullanıyordu. Ama Sadık ta bu ilişkiden istediğini alıyordu. Abdullah Çatlı’nın Türkiye’de Derin Devlet’in sağladığı sahte bir kimlikle ve “üst düzey MİT görevlisi” (!) görüntüsüyle astığı astık kestiği kestik idi. Sadık ta Azınlık içinde aynısıydı, hatta tek olduğu için çok daha üstün durumdaydı. Onun 18/6/1989 seçimleri öncesi propaganda konuşmalarındaki incilerinden saptayabildiklerimiz arasında şunlara bir bakınız: “Solcuların Öte’de ayaklarını kırdırtacağım! (Sen kimsin ve kime kırdırtacaksın?) Bana oy vermeyeni sınırda MİT arabası bekliyor! (Sen o kadar üst düzey MİT görevlisi misin?) Seni (ve her istediğimi) hain ilan ederim! (Yüksek Tahsilliler Derneği’nin genel kurulunda Hülya Emin’e hitaben).” Daha neler!
 
Sadık, görüldüğü gibi, seçim kampanyası sırasında MİT ile olan ilişkisini dolaylı olarak, ama açıkça önce kendisi ifşa etmiştir. Bu şekilde azınlık seçmenine Türkiye’deki en itibarlı kurum MİT’ten (!) forslu olduğunu gösterip veya seçmeni onunla korkutup oy toplamayı amaçlıyordu. Daha sonra bu ilişkiyi ilk kez doğrudan ifşa eden, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) İzmir milletvekili Attila Mutman (?) olmuştur. İbrahim Şerif ile Sadık Ahmet’in Gümülcine’de yargılanıp mahkum olduğu o beyannameyle ilgili gülünç davada dayanışma için TBMM’de oluşturulan heyete önce SHP’li o İzmir milletvekili de dahil edilir. Ama heyete katılmayı ve dayanışma için Gümülcine’ye gelmeyi kamuoyu önünde reddeder: “Sadık Ahmet’in gizli servis-MİT ajanı olduğuna dair kesin duyumlarım var. Ben bir MİT’çiye dayanışmaya gitmem.” (Milletvekilinin MİT’te işkence gördüğü anlaşılıyor.)
 
Daha sonra Sadık’ın MİT ajanı olduğunu başkaları da yazdı. Bunların arasında gazeteci ve eski AKP milletvekili Şamil Tayyar da var. “PUSU –Derin Devlet’in kurbanları” adlı kitabında Sadık’ı “kritik bir MİT ajanı” (!) olarak nitelendirir. Kritik ajan nasıl olunuyormuş? Ana Vatan istihbarat servisi MİT’in bir ajanını Yunan Millet Meclisine sokma başarısı, bir tek bu olay, Sadık’ın ajanlığını “kritik” yapıyordu, başka vasıf aramaya gerek yok. Ve MİT bu başarısı yüzünden ne kadar gurur duysa yeridir. Ne CIA’de ne de KGB’de var benzeri bir başarı. Ancak bu büyük başarı Azınlığın oylarıyla sağlanmış olduğu için, asıl gurur duyması gereken Azınlıktır (!), MİT’in ise bize minnet borcu vardır (!). Bunlar bizim açımızdan, ama bir de kendinizi Yunanistan’ın yerine koyunuz. O zaman ne yapardınız? Yunanistan’ın ne yapmasını bekliyorsunuz?
 
Dikkat ederseniz, Sadık Ahmet’in MİT ajanı olduğuna dair iddialar ve tanıklıklar ne MİT’in kendisi ne de Sadık Ahmet ailesi tarafından yalanlanmıştır. Mık! Yalanlanmış olsa, o zaman iletilmek istenen şu mesaj sekteye uğrayacaktır: “Ey azınlık gençleri! Siz de Sadık Ahmet gibi başarılı olmak ve kahramanlık mertebesine yükselmek istiyorsanız, önce onun gibi MİT ajanı olmanız gerekmektedir.” Ondan sonra ben Azınlıkta başarılı olanlara kuşkulu gözlerle nasıl bakmayayım (!)?
 
Benim niye hiç başarılı olamadığımı da böylece açıklamış ve kendimi teselli etmiş oldum (!).
 
devamı ve sonu yarın
 
7/1/2020
 

İbram Onsunoğlu


Ετικέτες: Abdullah Çatlı, Sadık Ahmet, Batı Trakya, Yunanistan, MİT, Şamil Tayyar, Yunanistan, Mehmet Ali Ağca